Monthly Archives: Mart 2020

Tüketiciler Elektrik İle İlgili Konularda Online Kanalları Tercih Etmeli

Elektrik tedarikçileri karşılaştırma internet sitesi EnCazip’in derlediği bilgilere göre tüketiciler, elektrik tedariği ile alakalı tüm konuları internet üzerinden ya da çağrı merkezlerinden gerçekleştirilen işlemlerle tamamlayabiliyor.

Özellikle kalabalıklara girilmemesi ve minimum temas gerektiren şu dönemlerde işlemlerin online olarak yapılması sağlık açısından daha çok önem kazanıyor.

Korona virüsün yaygınlaşması ile birlikte insanlar eve çekildi ve yakın temastan kaçınır hale geldi. İnsanlar artık evde vakit geçirmeye başlayınca ev içi elektrik tüketimi artarken, evlerdeki elektrik enerjisinin sürekliliği daha da önemli hale geldi. Elektrik tedariği ile ilgili günlük hayatta abonelik işlemleri, fatura ödemeleri gibi pek çok konuda tüketicilerin alışkanlığı müşteri hizmetleri merkezi ya da fatura ödeme merkezlerinden işlem yapmak yönünde. Ancak içinde bulunduğumuz koşullardan dolayı kalabalıktan uzak kalmak kritik. EnCazip, tüketicilerin elektrik tedariği ile ilgili tüm işlemlerin uzaktan kanallarla yapılabileceğini belirterek tüketicilere bu yöndeki tavsiyelerini iletti.

Faturaları online ödeyin

EnCazip’in araştırmasına göre tüketicilerin yüzde 44’ü faturalarını banka ya da ödeme merkezi gişelerinden ödüyor. İnsanlarla etkileşimin azaltılması gereken bu dönemde tüketicilerin de online kanallara yönelmesi gerekiyor. Mümkün olan tüm ödemelerin banka çağrı merkezi/internet sitesi ya da anlaşmalı ödeme kuruluşlarının internet sitelerinden yapılması gerekiyor. Özellikle risk grubunda olan ve internet kullanmayan kesimin de elektrik faturalarının ödenmesi için çevresinden yardım istemesi sağlıkları açısından önemli.

Abonelik, açma/kapama gibi tüm işlemleri online yapın

Elektrik kesilmesi sonrası açma/kapama işlemleri, sıfırdan abonelik başlatma, güvence bedeli iadesi gibi işlemlerin tamamı görevli elektrik tedarikçilerinin online işlem merkezlerinden ya da e-devlet’ten tamamlanabiliyor. Bu işlemler için tüketicilerin herhangi bir işlem merkezine gitme zorunluluğu bulunmuyor ve her şey uzaktan tamamlanabiliyor.

Tedarikçi değişiklikleri de uzaktan mecralardan yapılmalı

Tüketicilerin elektrik tedariğine dair sıkça gerçekleştirdiği bir diğer konu da tedarikçi değişiklikleri. Özellikle işyeri tüketicileri tedarikçi değiştirerek yüzde 20-25 civarında daha ucuz birim fiyattan elektrik tüketebiliyor, bu da bu işlemin oldukça fazla tercih edilmesine neden oluyor. Piyasada alışkanlık gereği elektrik tedarikçisi değişiklikleri çoğunlukla birebir satış şeklinde insanların yakın temas içinde olması ile yapılıyor. Ancak bu işlemler de mesafeli satış kanalları ile gerçekleştirilebiliyor ve tüketicilerin kimse ile temas etmeden internet üzerinden ya da çağrı merkezlerinden elektrik tedarikçileri ile mesafeli sözleşme kurmaları mümkün. Tüketicilerin bu işlem için de yakın temastan kaçınmaları ve tedarik şirketlerinden mesafeli sözleşme kurulması konusunda talepte bulunması önem arz ediyor.

Elektrik fatura borçlarınızı yapılandırabilirsiniz

Bu dönemde yaşanabilecek sorunlardan bir diğeri ise nakit akışı veya gelir kaybı nedeniyle tüketicilerin ödeme gücünde yaşanacak aksaklıklar. Elektrik faturaları ile ilgili olarak tedarikçi şirketler tüketicilere fatura taksitlendirme imkanı sunabiliyor. Bunun için tüketicilerin elektrik tedarikçileri ile iletişime geçmeleri gerekli.

Elektrik işlemlerinde artık temas zorunluluğu yok

Mevcut elektrik piyasası mevzuatında yapılan son değişikliklere göre elektrik piyasasında insanların işlem yapmak için bir araya gelme zorunluluğu zaten ortadan kalkmıştı ve işlemler online mecralara taşınmıştı. İşlem merkezleri, fatura ödeme merkezleri gibi yerlerin çok kalabalık yerler olduğunun ve elektrik işlemleri için bu yerlerden kaçınmanın mümkün olduğunun altını çizen EnCazip Kurucusu Çağada Kırım, “Şu anda insanlık olarak çok zor dönemlerden geçiyoruz. Bir taraftan en büyük endişemiz sağlık olsa da diğer taraftan hayatın devam etmesi için bazı ürün ve hizmetlerin tedariğinin de sorunsuz bir şekilde devam ediyor olması gerekiyor. Elektrik de bunlardan biri. Bu konuda tüketicilerin, tedarikçi değişiklikleri dahil tüm işlemlerini online mecralardan yapabileceklerini hatırlatmak isterim. İşlemlerin online yapılması konusunda tüketiciler tedarik şirketlerinden mutlaka talepte bulunmalı ve temastan kaçınmalı. Bu zaten mevzuat olarak mümkün” şeklinde konuştu.

Reklamlar

Bedenininiz KoronaVirüsten Korurken Psikolojinizi de Unutmayın

Koronavirüs gündemi endişe ve korku yüzünden birçok kişinin psikolojisini de etkiliyor.

Birçok kişi gerekenden fazla önlem almaya çalışırken, sürekli virüsün etkilerini gündeme getirip zihnini hastalığın riskleriyle meşgul ediyor. Böyle bir ortamda psikolojik olarak sağlıklı kalmanın yolunu DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psikolog Dilek Saltık anlatıyor.

Son günlerde gündemi meşgul eden koronavirüs ile ilgili haberleri birçoğumuz takip ediyoruz. Bu virüsün ölüm riski ise tedirginlik yaratıyor. Peki, gerekenden fazla önlem almak, zihnimizi sürekli bu riskle meşgul etmek, hayatımızda sürekli bu virüsün panik yaratan etkilerini gündeme getirmek psikolojimizi nasıl etkiler? Bu sorunun yanıtını DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psikolog Dilek Saltık veriyor.

İnsan beyni korkuya sadıktır

Öncelikle virüsü tanımanın, doğru bilgiye ulaşmanın ve bu bilgiler ışığında gerekli önlemleri almanın kişiyi güvende hissettireceğinin altını çizen Saltık, “11 Mart itibarıyla vaka sayılarını araştırdığımızda 119 bin 233 vakanın olduğunu, bunların 4 bin 299’unun ölümle sonuçlanmasına rağmen 66 bin 577’sinin ise iyileştiği bilgisine ulaşabiliyoruz. Bu nedenle virüsten korunmanın yanı sıra bağışıklık sistemimizi ve psikolojik sağlamlılığımızı geliştirmeye odaklanmak daha yararlı olacaktır.Ölümler, kayıplar maalesef hepimize acı veriyor.Ancak yaşamın tüm belirsizliğine rağmen hayata devam ediyoruz. Ölümden daha acı veren durum ise ölüm korkusu… İnsan beyni korkuya sadıktır. En çok neden korkarsanız kendinizi onun içinde bulmanız ise tesadüf değildir. Her an ölüm korkusunu yaşamak kimilerimiz için gerçek bir ölümden daha acı vericidir” diyor.

Zihin korkuyla uğraşır

“Koronavirüsünden bedeninizi korunmaya çalışırken, zihninizin psikolojik sağlamlılığını da önemsemenizde fayda var” diyen Psikolog Dilek Saltık, insan beyninin bir olaydan veya durumdan korku duyduğunda, tüm dikkatini o korku ile ilgili sinyallere açık hale getirdiğinin ve zihnin o korkuyla uğraştığının altını çiziyor. Saltık, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Böyle bir durumda kişi felaketleşme senaryosu ile karşı karşıya gelir. Olayları olduğu gibi değil, olduğundan daha şiddetli yorumlamaya başlar. Bu durum da kaygı bozukluklarının habercisi haline gelebiliyor.

Koronavirüsünü de medyada çokça yer almasının kaygıyı arttırıyor. Ayrıca çok sık yapılan uyarılar, kaygıyı odak noktası haline getiriyor ve kaygı düzeyini yükseltiyor. Burada virüs hakkında doğru bilgiye ulaşmanın ve gerekli önlemlerin alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”

Çocuğunuz için evdeki gündemi değiştirin

Çocukların ebeveynlerini örnek aldığını hatırlatan Saltık, çocuklu ailelere de önemli önerilerde bulunuyor: “Çocuklar ebeveynlerinin kaygıyla nasıl baş ettiklerini izler ve ebeveynleri örnek alırlar. Evde koronavirüs sıkça konuşuluyorsa gündemi değiştirmelerini öneririm. Kaygısı yüksek olan çocuklara ‘Evet, böyle bir virüs var. Koronavirüsünü biliyor ve tanıyoruz ama hayatımızın merkezine de almıyoruz. Daha önce de buna benzer olaylar yaşandı; kuş gribi, domuz gribi gibi. Bunlar sonsuza dek sürmedi, geldi ve geçti. Biz gerekli önemleri alıyoruz, sağlıklı besleniyoruz, kendimizi koruyoruz ve güvendeyiz’ şeklinde bir konuşma yapılabilir.”

Basit ama etkili yöntemleri es geçmeyin

Psikolog Dilek Saltık koronavirüsten korunmak için Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen basit ama etkili yöntemleri şöyle hatırlatıyor:

  • El hijyenine dikkat edin ve sık aralıklarla elleri en az 20 saniye sabun ve suyla yıkayın. Sabun ve su olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanın.
  • Çiftlik veya vahşi hayvanlarla korunmasız temastan kaçının.
  • Enfekte olduysanız eğer, mesafeyi koruyun, öksürürken, hapşırırken tek kullanımlık kağıt mendil ile ağız ve burnunuzu kapatın. Kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içini kullanın. Ardından ellerinizi mutlaka yıkayın, gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmaktan kaçının.
  • Enfekte olmuş kişilerle yakın temastan kaçının.
  • Enfekte olan kişilerin dokunduğu yüzeyleri dezenfekte edin.
  • Et, yumurta gibi hayvansal gıdaları iyice pişirin.

VİRÜSLERE KARŞI BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRMENİN YOLLARI

Doç. Dr. Cem Arıtürk, salgın hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendirmek için dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.

Vücudumuz için bir savunma sistemi olan bağışıklık sistemi, organizmayı çoğu hastalığa karşı koruyan biyolojik yapı ve süreç sistemlerinden oluşuyor. Başta dalak, lenf düğümleri gibi periferik organlar ve kemik iliği, timus gibi santral organlardan oluşan bağışıklık sisteminde kanda bulunan savunma hücreleri ve bazı sistemler önemli rol oynuyor. Özellikle sinsi seyirli, toplum içinde kolay bir şekilde yayılım gösteren ve virüsler tarafından oluşturulan hastalıklardan korunmada kuvvetli bir bağışıklık sistemi temel faktörlerdendir. Öyle ki aynı miktarda ve özellikte virüs ile karşılaşan iki insandan; bağışıklık sistemi kuvvetli olan hastalığa yakalanmadan kurtulabilirken bağışıklık sistemi yeterince kuvvetli olmayan hastalığa yakalanabiliyor.

Kişinin bir takım fizyolojik özellikleri haricinde günlük hayatında dikkat edeceği bazı durumların bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacağını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:

Egzersiz

Yapılan aktivitenin yoğunluğu, süresi, şiddeti ve bireyin fiziksel uygunluğu başta olmak üzere pek çok faktör egzersizin bağışıklık üzerindeki etkilerini değiştirebilmektedir. Genel olarak sağlıklı yaşam amacıyla düzenli ve orta düzeyde egzersiz yapan bireylerde uzun dönemde bağışıklık sisteminin güçlendiği bilinmektedir. Ancak özellikle şiddetli egzersizi takip eden 3-72 saatlik süreçte; bağışıklık sistemi, fiziksel aktivitenin etkilerinden ötürü baskılanmaktadır. Bu nedenle bu dönemde egzersiz sonrası dinlenme ve yeterli besin-sıvı tüketimi bağışıklık sisteminin korunması açısından önem taşımaktadır.

Kötü Alışkanlıklar

Sigara ve alkol gibi bazı alışkanlıkların zararları herkes tarafından bilinmektedir. Sigara hem lokal etkisi ile üst solunum yolu ve ağız bölgesinde enfeksiyonlara açık bir ortam yaratacak hem de sistemik etkileri ile kişinin bağışıklık sistemini olumsuz etkileyecektir. Benzer şekilde belirli miktarın üzerinde alkol tüketimi de bağışıklık sistemini baskılayarak hastalıklara uygun bir ortama neden olacaktır.

Stres ve Uyku Düzeni

Fiziksel veya psikolojik stres durumları da bağışıklık sistemini güçsüz düşüren nedenlerdendir. Özellikle viral hastalıkların salgın olduğu dönemde uzun çalışma saatleri, yeterli dinlenememe gibi sebeplerle fiziksel stres altında kalan kişilerde; yine iş hayatı veya bazı özel nedenlerden kaynaklanacak şekilde psikolojik stres altında olanlarda hastalıklara yakalanma olasılığı artmaktadır. Yeterli ve kaliteli uyuyamama da bağışıklık sistemini belirgin derecede bozmaktadır.

Sıvı Tüketimi

Susuz kalmak zayıf bir bağışıklık sisteminin başlıca nedenlerinden biri olabilir. Vücutta biriken toksinlerin atılabilmesi için yeterli miktarda su içilmesi gerekmektedir, dolayısıyla bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol miktarda su içilmelidir. Kahve ve çay, idrar miktarını arttıracağı için vücudun susuz kalma riskini arttırabilirler. Bununla birlikte taze sıkılmış olsa da belli miktarın üzerinde meyve suyu tüketmek önerilmemektedir. Özellikle portakal, mandalina gibi narenciyelerin suyunun sıkıldıktan sonra kısa sürede tüketilmesi gerekmektedir, aksi takdirde içeriğindeki C vitamini, belirgin düzeyde azalmaktadır. Suyunu sıkarak içmek yerine meyveleri besin olarak tüketmek doğru yaklaşım olacaktır.

Beslenme

Dengeli, düzenli ve doğru beslenme bağışıklık sistemini en çok etkileyen faktörlerdendir. Mevsiminde ve taze olarak tüketilen besinlerden fayda görme olasılığı en yüksektir.

A vitamini ağız, mide ve bağırsak gibi sindirim sistemi organlarını sağlıklı tutar ve enfeksiyonlardan korur. Bu nedenle tatlı patates, havuç, lahana, ıspanak gibi A vitamininden zengin besinler tüketilmelidir. C vitamini, antikor oluşumunu uyararak bağışıklığı güçlendirir. Başlıca C vitamini kaynakları portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller ile kırmızı biber, çilek ve domatestir. Ayçiçeği, badem, fındık ve fıstık gibi kuruyemişler içerdikleri E vitamininin antioksidan özelliğinden dolayı önerilmektedir. Bununla birlikte yara iyileşmesini de hızlandıran çinko içerikli gıdalar (kümes hayvanları, tam tahıl ürünleri, fasulye, fındık ve yağlı tohumlar) hastalıklara karşı koruyucudur. Zerdeçal ve karanfil ise baharatlar içinde bağışıklık açısından tüketilmesi gerekenlerdir. Bununla birlikte karnabahar, sarımsak ve soğan gibi bazı sebzeler içerdikleri antioksidanların yanında glutatyon içeriklerinden ötürü de bağışıklık sistemini olumlu etkilemektedirler.

Tüm bu önerilerin haricinde, besinler söz konusu olduğunda kişinin şeker hastalığı ve kolesterol gibi diğer hastalıkları mutlaka göz önünde bulundurulmalı ve bu hastalıklar açısından diyet gözden geçirilmelidir.

KIRMIZI ŞEMSİYE

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’ne kimliklerimizin aşina olduğu bir dernek diye düşünüyorum. Var olma gerçeklerini, destek sundukları alanları da daha yakından incelemek isterim

Trans komşumun davetiyle dernek avukatlarından Kardelen ile tanışma şansım olmuştu. Oldukça donanımlı ve sıcacıktı da. Derneği daha yakından tanımak ve tanıtmak istediğimi söyletince de geri çevirmemişti. Gerek kendisi gerekse çalışma arkadaşları sorularımı cevaplandırdılar.

  • Kardelen Yılmaz ve mesai arkadaşlarıyla başlayalım mı?

Dernekteki pozisyonlarımız üzerinden kısa bilgilendirmelerr yapayım öyleyse. Kardelen Yılmaz Adalete Erişim Programı sorumlusu, hukuki danışman. Tolga Tuneli Adalete Erişim Programı asistan, proje yöneticisi. Destina Can alan sorumlusu.

  • Kırmızı Şemsiye Derneği kimdir? Alanınız neleri kapsamakta?

Kırmızı Şemsiye Derneği Türkiye’deki seks işçilerinin gündelik yaşantılarında maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri, cinsel sağlık, üreme sağlığı konusunda ve seks işçilerini ilgilendiren diğer konularda bilgilendirme, örgütleme, ihtiyaçlarına uygun şekilde topluma ve yetkililere karşı savunuculuk yapmayı hedefleyen sivil toplum kuruluşudur. Kırmızı Şemsiye’nin vizyonu, seks işçilerinin maruz kaldıkları her türlü ihlali, toplumsal dışlanma, damgalanma ve görmezden gelinme koşullarının son bulduğu; seks işçiliğinin bir emek biçimi olarak kabul edildiği ve seks işçilerinin insanlık onurunun korunduğu bir toplumsal, ekonomik ve siyasal düzene tekabül eder. Kırmızı Şemsiye, seks işçilerinin haklarını insan hakları ve emekçi hakları ekseninde değerlendirir ve seks işçilerinin sorunları konusunda ilk sözün seks işçilerinin bizzat kendilerine ait olduğuna inanan bir yaklaşım tercih ederek faaliyetlerini belirlemektedir.

  • Nasıl bir boşluktan dolayı doğdu derneğiniz?

Türkiye’de var olan yasal mevzuatın seks işçilerini korucu, kapsayıcı ve seks işçiliğini bir işçilik biçimi olduğu gerçeğini reddeden bir yapıya sahip olmasından kaynaklı hem yasal olarak tanınan kayıtlı alanda hem de yok sayılan kayıtsız alanda çalışan seks işçilerinin adalet mekanizmalarına erişimini güçlendirmek, hem seks işçilerinin bilgilendirici hem de toplumda farkındalık yaratarak seks işçiliğinin kriminalize edilmesini engellemek amaçlı ortaya çıkmıştır.

  • Ne tarz talepler geliyor? Sadece Ankara bazlı mı çalışıyorsunuz?

Öncelikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında ve adalete erişim mekanizmaları hakkında bilgilendirme, eğitim ve danışmanlık hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra ilgili destek mekanizmalarına yönlendirme yapmaktayız. Destek mekanizmamız Ankara iline özgü değil. Avukat hattımız Türkiye’ni her yerinden aranabiliyor. Dernek sabit hattı ve alan sorumlusu hattı üzerinden de desteğe ihtiyacı olan her seks işçisi bize ulaşabilmekte.

  • Ülke genelinde bütün seks işçilerinin sorunları aynı mı? Ne tür gözlemlere sahipsiniz?

Türkiye’nin her yerinde seks işçiliği meselesine yaklaşım aynı. Bu sebeple sorunların aynı olduğunu söyleyebiliriz. Seks işçiliğine toplumsal olarak yaklaşımın ve bu yaklaşımı değiştirebilecek bir politikanın bulunmaması da sistematik olarak sorunların ve seks işçiliği üzerindeki baskının artmasına sebep oluyor.

  • Farklı illerde özellikle trans kadınlara farklı uygulamalar, yaptırımlar var mı?

Farklı illerde farklı uygulamalar yasal anlamda yok. Toplumsal baskıdan bahsedersek LGBTİ+ meselesine girmek gerek. Ne kadar şiddet vakası ya da ayrımcılık vakası olduğu üzerinden farklılıkları tespit etmektense buradaki en önemli nokta kişilerin ne kadar görünür olabildiği olmalı. Büyük şehirler haricinde transların görünür ve açık olma durumları çok daha az doğal olarak.

  • Seks işçilerinin hukuksal anlamda yanlarında olan bir derneksiniz. Haklar ve ayrımcılık bazında ülke olarak ne durumdayız?

Seks işçiliğinin suç olmaması ve kayıtlı alanın yasal kapsamında tanınmış bir seks işçiliği olması öncelikle önemli noktalardan biri. Bu iki doğru bilgiyi iyi kullanmak ve iyi bir şekilde yaymak gerekiyor. Ancak yine de bu bilgiler seks işçiliğinin kriminalize edilmesini ortadan kaldırmak için yeterli değil. Genel politikanın ve yaklaşımın çalışan işçileri koruyucu bir amaç edinmemesi ve genel ahlak kavramının seks işçiliği meselesinde ön planda tutulması, seks işçiliği suç olmasa da seks işçiliğinin gerçekleşebilmesi için atılan her adımı ve her eylemi suç haline getirmekte. Bu sebeple şu anki tablonun iyi olduğunu veya iyi olabileceğini söylemek güç.

  • Hukuki olarak seks işçiliğinin tanımını yapar mısınız? Hukuksal olarak cezai müediyesi nelerdir?

Bu konuda en önemli yasal mevzuat Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olduğu Hükümler ile Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü. Bu tüzük kapsamında kayıtlı olarak şu an genelev içerisinde seks işçisi olarak çalışmak yasal. Bu kişiler hizmet sözleşmesi ile çalışıyorlar. Ancak kayıtsız alanı genelev dışı alanı tanımlayan bir mevzuat yok. Ancak cezalandıran bir mevzuat da yok. Türk Ceza Kanunu’nda geçen fuhuş suçu ise aslında seks işçiliği yapan tarafı değil, aracıyı cezalandırmayı amaç edinen bir kanun. Ceza kanununa göre seks işçiliği yapan kişi sanık ya da şüpheli değil, mağdur olmalıdır. Ancak uygulamada pek öyle olmuyor tabi.

  • Seks işçiliğini bırakmayı düşünen, bu anlamda sizden destek isteyenler de oluyor mu? Şayet varsa ne tarz destekler sunmaktasınız?

Seks işçiliğini bırakıp başka işlerde çalışmak isteyenlere mail adresi üzerinden bize CV yollamalarını ve ne tarz bir işte çalışabileceklerini yazmalarını istiyoruz, sonrasında böyle bir talep bize geldiğinde o kişilere yönlendirme yapıyoruz. Alternatif istihdam alanlarına erişim üzerine çalışmalarımız var. Özellikle özel sektör temsilcileri ile bir araya gelmeye çalışıyoruz. Fırsat eşitliğinin gözetildiği işe alım süreçleri yürütülmesi üzerine toplantılar gerçekleştiriyoruz.

  • Seks işçiliği özellikle de trans kadınlar özelinde çalışan başka dernekler var mı, yeterli mi? Şayet varsa onlar ne tarz hizmetler sunuyorlar?

Spesifik olarak seks işçiliği çalışan bir dernek yok. Ancak trans hakları ve hak ihlalleri üzerine çalışan sivil toplum kuruluşları ile ortak danışanlara sahip olabiliyoruz. Cinsel sağlık üreme sağlığı alanında ortaklaştığımız sivil toplum kuruluşları daha çok diyebiliriz.

  • Son sorum da şöyle olsun: Yeterince gözleme dayanmış olduğunuzdan yola çıkarak korunaksız alan dediğimiz sokaklarda da sürdürülen seks işçiliği gerçeği de var. Bu konuda nasıl çözümler üretilebilir acaba?

Bizim en önemli çalışma alanlarımızdan biri zaten kayıtsız seks işçiliği. Güvenli koşullarda kendi çalışma şartlarının belirlenebildiği, can güvenliği tehditi ile karşı karşıya kalmadan çalışma koşullarının iyileştirilmesi üzerine hem mevzuat iyileştirme hem de savunuculuk çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çözüm üretirken seks işçilerinin talepleri doğrultusunda çözüm önerisi sunmaya özen gösteriyoruz. Tek bir seks işçiliği biçimine indirgeyerek çalışma alanlarını ve koşullarını sınırlandırmak gibi önerilerden kaçınıyoruz. ‘Herkes nerede ne şekilde isterse işini yapabilir’ üzerinden ilerleyerek kişinin bizden ya da alanda talebi çalışma koşullarının iyileştirilmesi ise o istek üzerinden ilerliyoruz. Ancak kendi isteği dışında, zorla, tehditle veya baskıyla yapmak zorunda olmanın seks işçiliği olarak nitelendirilmeyeceğini de belirtmek isteriz…

İş; bir ücret karşılığı hizmet sunma biçimidir. Beden ya da fikir bazlı hizmetler üzerinden emek kiralamadır. İş, her zaman beklentiler doğrultusunda gelişmeyebilir. O anın şartları, hayatın size sunduğu, zorladığı uzmanlık veya kalifiye olduğunuz alanlar dışında zaruriyetlere itebilir.

Misal, ülkedeki ağır işsizlik dolayısıyla çoğu kimse işe razı olmak, tabir-i caiz ise “her işi yapar” konumdadır. Hal böyleyken üstüne üstlük fobik ve cinsiyet ayrımcılığın önde olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, trans kadınlara özellikle zorunlu seks işçiliği, beden köleliği adına ne dediğinizin de bir önemi yok aslında. Bedeni üzerinden para kazanma şansı dışında olanak kalmaz.

3.sınıf dünya ülkelerindeki erkek egemenliği, kadın bedeninin etinden ve sütünden fayda sağlamak peşindedir. O sebepledir ki kadın çalışanından ucuz iş gücü yanında cinsel ihtiyaçlarını da karşılamasını talep etmekte, taleple de kalmayıp itiraz edenleri işinden etmektedir. Bu tarz işverenler ne acıdır ki çoğunluk oluşturmakta.

Bunlar ilk kez duyduğunuz şeyler değil sonuçta. Hele de tras kadınsanız olayın vehametini düşünmeniz mümkün değil… Benim takıldığım nokta şu: Bunca zorunluluk varken, birileri canı pahasına yollarda bedenini pazarlamaya mecbur bırakılırken işçilik tanımına takılıp kalmanı…

Adına ne dediğinizin önemi yok! Önemli olan buna zorlanan, mecbur bırakılan insanların gerçekliği. Siz terimde takılıyken acaba kaç trans kadın sokaklarda her şeyi göze alarak yaşamaya çalışmaya mecbur?

Hayatını kazanmak için her işi yapmış bir insan olarak diyorum ki emeğin daha makbulü, namuslusu yoktur. Sadece hayatın size sunduğu gerçeklikler vardır!

Geçmişte zorunlu seks işçiliği yaparken de şu andan daha iffetsiz değildim. Şu an yazarlıkta hayatımı sürdürebilme şansım olduysa bu beni sokakta bedenimi satmaya mecbur kalandan daha erdemli, iyi, daha daha daha yapmaz. Sizleri de yapmayacağı gibi…

Terime, isme, cinse takılmadan, takılacağınız bir şey varsa o da bu gerçekliğe bir çözüm üretilmesidir. Devlet üzerinde yaptırım uygulamak korunaksız, sağlıksız ve güvencesiz şekildeki insanlara sırt dönmemek, adlandırmadan daha da önemlidir.

Şayet sosyal bir devlet olmasını sağlayamıyorsanız da sokakta etini pazarlayan insanların denetimli ve can güvenliğinin olabileceği alanlar için baskı uygulayın.

Sizle isme takılıyken acaba kaç insan yaşam savaşı veriyor? Kaçı vücut bütünlüğüyle evine dönebiliyor? Önceliğinizi ve sorumluluğunuzu belirlemenin zamanı gelmedi mii özden kopup adlandırmada boğulanlar? Görmezden gelip sizin bahşettiğiniz isimleri almıyorlar diye suça ortak mı olacaksınız? Ölümlerinin üzerinden sahte gözyaşları mı dökeceksiniz?

 

 

Ümit Boyner: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bir Seçenek Değil Haktır

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Boyner Grup çalışanları ve basına yaptığı yazılı açıklamada cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlar için değil erkekler için de önemli olması gerektiğini vurgulayan Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner konunun bir kadın-erkek meselesi değil, demokrasi ve haklar meselesi olduğunu belirtti.

Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel olarak halen toplumun kanayan bir yarası olduğunu söyleyen Ümit Boyner, “Ülkemizde ve dünyada her yıl binlerce kadın eşleri, babaları, abi veya sevgilileri tarafından öldürülüyor. Şiddet dışında kadın bedenine ve günlük hayata erkek müdahaleleleri sıradan vakalar olmaya devam ediyor. Kadına karşı şiddetle mücadeleyi aşarak hayatın farklı alanlarında eşitliği nasıl kuracağımız meselesine artık geçmemiz gerekiyor. Çünkü kadınların erkeklerle eşit hakları kullanabilmesinin ve toplumsal yaşama katılımlarının türlü yollarla kısıtlandığı veya düzenlendiği toplumların gelişmiş ve medeni olduklarından bahsetmek mümkün değil” dedi.

Ümit Boyner açıklamasına şöyle devam etti: “Politik, sosyal, ekonomik ve çevresel; kısacası “insani” ve “hayati” pek çok problemle boğuştuğumuz günümüz dünyasında, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı her geçen gün daha da önem kazanıyor, daha çok konuşuluyor. Çünkü hemen hemen tüm insani ve hayati sorunların kökeninde insanlığın en eski eşitsizliklerinden biri olan cinsiyet eşitsizliği bulunuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece “kadın hakları” meselesi değil, kadın-erkek ayırdetmeksizin tüm toplumun huzur ve refahını etkileyen bir “demokrasi” ve “haklar” meselesi olarak görüyorum. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlar için değil erkekler için de önemli ve hayati bir mesele olması gerektiği kanısındayım.

Eğitimde, ekonomide, istihdamda, siyasette, sanatta, sporda toplumun diğer yarısından farklı haklar ve uygulamalara rağmen kadınların mücadele etmekten vazgeçmediklerini, her alanda başarılı kadınların sayısının arttığını görmekten ise mutluluk duyuyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tercih edilecek bir seçenek değil bir hak olduğunu söyleyemeye devam edeceğiz.

Bu vesileyle tüm kadınların ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana tavır alan herkesin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

IoT’li Pompa Teknolojileri ile Endüstride Yüksek Enerji Tasarrufu ve Operasyonel Verimlilik!

Masdaf Genel Müdürü Vahdettin YIRTMAÇ“Masdaf olarak üzerinde çalıştığımız “inovatif ve IoT’li pompa teknolojileri” ile iş ortaklarımızın işletmelerinde tükettikleri enerjiden tasarruf etmelerini amaçlıyoruz.

Aynı zamanda IoT ile müşteri deneyimlerini izleyerek, pompa teknolojilerimizi geliştirmeyi ve böylece müşterilerimizin yaşam kalitesini, işletmenin ise operasyonel verimliliğini artırmayı hedefliyoruz.”

Pompa sektörünün öncü markası Masdaf, “enerjinin etkin kullanımı”na yönelik çalışmalarına devam ediyor. Geliştirdiği verimli ve akıllı pompa teknolojileri ile endüstrilerde ve binalarda tüketilen enerjiden %30’a varan oranlarda tasarruf imkanı sunuyor.

Dünyada tüketilen enerjinin yaklaşık %35’inin binalarda, %20 ‘sinin ise endüstriyel tesislerde tüketildiğini vurgulayan Masdaf Genel Müdürü Vahdettin YIRTMAÇ, binalarda ve endüstriyel tesislerde tüketilen enerjinin %30’unun ise pompalar tarafından tüketildiğini söylüyor. YIRTMAÇ, “Masdaf olarak üzerinde çalıştığımız “inovatif ve IOT’li pompa teknolojileri” ile iş ortaklarımızın işletmelerinde tükettikleri enerjiden yüksek oranlarda tasarruf etmelerini amaçlıyoruz. Son on yılda Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde enerji tüketimi %18,8 – %16,4 oranlarında arttı. Ülkemizde ise bu oran %31,2 seviyelerindedir. Bu oranlar gösteriyor ki ülkemizde enerjinin etkin kullanımı söz konusu değil. Enerjinin etkin kullanımı, yapının tasarımı aşamasında başlar ve pompa, iklimlendirme sistemleri gibi ekipmanların doğru seçimine kadar birçok alanı kapsar. Binalarda enerji verimliliğinin sağlanabilmesi için de yürürlükte olan “enerji etkin bina tasarım yönetmelik ve standartları”na uymak gerekir. Enerjinin etkin kullanılmasında doğru cihaz seçimi ve seçilen cihazın “IoT” ( nesnelerin interneti ) uyumlu olması da enerjinin etkili yönetilmesi için büyük önem taşıyor. Dijital teknolojilerdeki gelişmeler, son kullanıcıların elektrik, hidrolik ve mekanik gücü güvenli ve verimli bir şekilde yönetmelerine yardımcı oluyor. Endüstrideki akıllı cihazların hızla büyümesi ve bilgi işlemlerin azalan maliyeti bu gelişmeleri destekleyen en büyük unsurlar haline geldi. Endüstrilerdeki ‘akıllı’ konsept dönüşümleri, pompalardaki temel değişiklik konseptini etkileyerek, üreticileri, pompalarını ‘akıllı’ hale getirecek sistemlere yöneltiyor. Günümüzde ise

pompaların hiç olmadığı kadar yüksek teknoloji ürünü olduğu bir dünyadayız. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip edip, uygulamak, dünya ticaretine harcanan eforu da önemli ölçüde düşürüyor. Bugün yerli pompa üreticilerinin, küresel projelerde işbirliği yapan ticari derneklerin üyesi olduğu bir pazarda faaliyet gösteriyoruz. “Akıllı pompa” pazarının 2021 yılına kadar 880 Milyon Dolar değerine ulaşacağı tahminlerini göz önüne alırsak, pompaların, üretim sürecinin bir parçası olmaktan ziyade, akıllı sistemler için aktif bir katılımcıya dönüşmesi ve dijital teknolojilerdeki gelişmelerin bir parçası olması kaçınılmazdır.Buna bağlı olarak, son kullanıcıların, gün geçtikçe sistemin performansına daha fazla odaklanmaları “Akıllı Pompa” sistemlerinin etkilerinden biri olarak piyasadaki pompaların daha verimli olacağı sinyallerini veriyor. Enerji tüketimi ve pompa sistemleri konusunda artan farkındalık, son kullanıcıların uygulamaları için en verimli pompayı seçmelerine yardımcı olacaktır. Buna göre, ayrıntılı sistemlerle donatılmış, veri toplama, yayma ve güçlü analiz becerisi olan kuruluşlar aynı zamanda enerji maliyetlerini düşürebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayabilirler. “Akıllı pompa” konseptinde, IoT teknolojileri hem enerji verimliliğini arttırma amacı hem de pompa uygulamalarını uzaktan izleyerek, akıllı sensörler aracılığıyla sistemi kontrol etmeyi, sorunları, sistem kesintiye uğramadan çözmeyi hedefler. Pompa endüstrisinde kullanılan akıllı çözümler, güç kullanımını ve sürekliliğini optimize etmek için internete bağlı sensörleri kullanarak sürekli veri toplar, analiz eder. Böylece, işletmeciye, sistem hakkında raporlama yapar ve sistemde oluşabilecek hasarların önüne geçilmesi sağlanır. Bakım uyarıları sayesinde sistemde oluşabilecek arızalar, arıza çıkmadan önce tespit edilerek, işletmenin olası arıza halleri durumunda zarar görmesinin önüne geçilir.”

Uzun süre çalışan pompaların yapısal hasara, bileşenlerin aşınmasına ve yıpranmasına maruz kalacağına dikkat çeken YIRTMAÇ: “Pompaların verimli çalışmasını sağlamak için periyodik bakım ve onarım yapmak gerekir. Bir pompa distribütörünün karşılaştığı en büyük zorluklardan biri satış sonrası hizmetlerdir. Pompalardaki sorunları tespit etmek ve mümkün olan en kısa sürede onarım yapmak için IoT teknolojileri ile “kestirimci bakım” sağlanması mümkündür. Kestirimci bakım sayesinde ekipman arızalanmadan önce durumu izlenebilir ve arıza çıkarma ihtimalleri değerlendirilerek önlem alınabilir. Böylece beklenmedik arızalar

nedeniyle üretim kayıpları yaşanmaz ve maliyeti yüksek bakım ve onarım giderlerinin önüne geçilir. Ayrıca sistemden elde edilen verilerle pompaların ortalama titreşim hızı, sıcaklığı, nasıl kullanıldığı ve ne zaman veya neden beklenen koşulların dışında çalıştıkları, kısacası performansları analiz edilebilir. Pompa üreticileri, bu verileri, daha güvenilir pompalar geliştirmek ve pazarın ihtiyaçlarını anlamak için de kullanabilirler.”dedi.

Masdaf’ın inovatif pompa teknolojileri ve yüksek hizmet kalitesi ile %100 müşteri memnuniyeti hedeflediklerini vurgulayan YIRTMAÇ, “Masdaf’ın sürdürülebilir büyümesini, yüksek müşteri memnuniyeti sağlayan teknoloji ve mühendislik çözümlerine borçluyuz.IoT’de yüksek müşteri memnuniyeti sağlamak üzere startını verdiğimiz projelerimiz arasında yer alıyor. Bu sayede müşteri deneyimlerini izleyip, pompa teknolojilerimizi, müşterilerimizin beklentileri doğrultusunda geliştirilebileceğiz. IoT, hemmüşterilerimizin yaşam kalitesini hem de işletmelerin operasyonel verimliliğini artıracaktır”.

Masdaf Hakkında;

1977 yılında suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve bu sayede yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle yola çıkan, %100 yerli sermaye ile kurulan Masdaf, enerji verimliliği sağlayan, çevreci ve inovatif “akışkan teknolojileri” üretmektedir.

Pompa sektörünün öncü markası Masdaf, 40.000 m² alan üzerine kurulan Düzce tesislerinde; uçtan emişli pompalar, inline pompalar, axial ayrılabilir pompalar, hidroforlar, genleşme tankları, yangın pompaları, kademeli pompalar, proses pompaları, dalgıç pompa, kolonlu pompalar, kendinden emişli pompa ve dişli pompa üretmektedir.

Masdaf; endüstriyel proseslerde, sulama, ısıtma ve soğutma sistemlerinde, gemi sanayinde, atık su transferinde, yangın söndürme işlemlerinde, petro-kimya sanayinde, tarımsal sulamada vb. birçok alanda

kullanılmak üzere santrifüj pompa imalatı yapmaktadır.Müşterilerinin beklentilerini en yüksek düzeyde karşılamak üzere müşteri odaklı bir yaklaşım benimseyen Masdaf, pompa teknolojilerinin AR-GE’sinden, üretimine kadar tüm süreçlerinde müşteri memnuniyetini ön planda tutmakta ve ürünlerini, projenin ihtiyacına uygun olarak üretmektedir.

Masdaf, Türkiye genelindeki geniş bayi ve servis ağıyla, pompa teknolojileri alanında en iyi hizmeti, en kısa zamanda sunmayı misyon edinmiştir.

ERP direktiflerine uygun olarak geliştirilen, yüksek verimli pompa sistemlerini 65’ten fazla ülkeye ihraç eden Masdaf, bu ülkelerde kurduğu distribütör ve servis ağıyla da sürdürülebilir olmayı hedeflemiştir. Masdaf, ISO 9001: 2015 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001: 2015 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 45001: 2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi kalite belgelerinin yanı sıra UL, FM, NFPA 20, TSE, CE, ATEX, EAC, UkrSEPRO gibi kalite belgelerine de sahiptir.