Author Archives: Esra Ece Kutlu

MANİPÜLASYON KRALLIĞI SOSYAL MEDYA

Çağımızın getirisi hız, iletişim, zahmetsiz bilgi ve kolay tüketim.

Read more
Reklamlar

Türkiye’de Kadın Olmak: Güvencesizlik

Okumakta olduğunuz ikincisini tamamladığım “Türkiye’de Kadın Olmak” dizimizin bu bölüm konusunu her ne sebeple olursa olsun geceleri sokakta olduğumuzda, zorunda kaldığımızda güvende hissediyor muyuz? Tedirginsek bireysel olarak ne tarz önlemler almaktayız? Kendimizi koruyabilme potansiyelimiz var mı?

Kadına, kadın sorunsalına dair yazıp çizmeyen yok. Biz de kadın öncelikli bir portal olarak kez be kez üst üste yazdık, yazmaya da devam edeceğiz. Taaaa ki birileri duyacak, okuyacak veya da bizler ya ve de diğer tüm yazanlar her seferinde farklı sözcüklerle kendilerini tekrar etmiş olacak. “İlgili” mecralar görüp, okuyup çözüm üretene kadar!

‘B’ilgisizlikten kaynaklı olabilir belki de, olsun bizler ne güne duruyoruz? Herek muhatapları biz kadınlar yazar kimliklerimizle gerekse de sorunların büyüklüğünün farkında olan erkek yazarlar trilyon tane makale daha yazmak, haberlerini geçmekten gocunmayacağız.

Bu dosyayı okurlarımızla birlikte hazırladık. Anket yöntemiyle desteklerinizi sundunuz. Söz etmişken gerek cevaplayarak, gerekse altına yorum yazarak paylaşan Twitter kullanıcılarına da teşekkürlerimi sunmuş olayım. Bu yazıda “Kadın olarak geceleri sokakta güvenliğinizi nasıl sağlıyorsunuz?” sorusunu yönelttik. “Biber gazı, korunma sporları, hayali telefon konuşmaları, korunmasızım” seçeneklerini sunduk. Sonuçlar ve yorumlar neymiş beraber inceleyelim.

346 oylayan olmuş. En yüksek oy alan şıkkı tahmin ettiğinizi düşünüyorum. En az oy alanla irdelemeye ve de yorumlamaya başlamak istiyorum.

“Korunma sporları biliyorum” diyen takipçilerimiz yüzde 5 diliminde. Yani oylayan 15 kadın şiddete karşı kendini koruyabileceği fikrinde. 15 kadın 346 oylayandan sadece o kadarı fiziksel olarak olarak kendini savunabileceğini düşünüyor.

Öz savunma/korunma sporları kadını güvende hissettirme yöntemlerinden birisidir. Sokaklar güvenli kılınamıyorsa! Güvenliği sağlamanın kimin yükümlülüğü olduğunu tartışmayı bile yersiz buluyorum. Ben vatandaş olarak görevlerimi yerine getirmekteysem, kadın olarak da sokakta güvende hissetmeyi beklemek en doğal hakkım.

Genelinden yereline kimse kendini bu konuda yükümlü hissetmemiş. Genelin bakışı, politikaları ortadayken acaba yerel bunda sorumluluk almış mı diye tarama yaptım.

Sadece ve sadece 2017 yılında “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında Bornova Belediyesi bir panel, atölye karışımı etkinlik düzenlemiş. Toplumsal Cinsiyet ve Öz Savunma birlikte ele alınmış. Ne derece yeterli geldi, neler konuşuldu, neler öğrenilebildi?

İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır… Anakent belediyeleri, nüfus yoğunlaşmasının toplandığı alanlar neden kendilerine bunu görev olarak bilmemekte? Görev tanımlarının sadece park, bahçe, çevre temizliği gibi şeyler olduğunu mu düşünmekteler? Yaşanabilir sokaklar denince sadece çöplerin toplanması, süpürülmesi, yıkanması mıdır?

Taramamda gördüm ki haliyle ve bire bir öznesi olan kadınlar, kadın örgütleri/dernekleri, bunda da yükümlülükten kaçmamış, ellerini taşın altına koymuşlar. İstanbul’da Mor Mekan 2 Ekim 2019 tarihinde öz savunma atölyesi açmış en sın. Orada da İstanbul, İzmir, Ankara gibi metropol kadınları şanslı konumdalar sanırım. Örgütlenme, nüfus yoğunluğunun da getiri galiba. Diğer illerdeki kadın derneklerinin de bu eksikliği gidereceklerini umuyorum.

Biz kadınların hoşumuza gitmese de yanımızda taşıdığımız, bir dönem de suç teşkil ettiği biber gazı yüzde 14’lük oranda oylanmış.

Taşımak ve bulundurmak suçtu! KHK Torba yasalarındaydı sanırım, birçok kişi nedenini tam olarak anlayamasa da suç kapsamına girdi. Gerçi ithal etmek suç, bundan sebep miydi orası tam olarak belirsiz. Suç işlemek için bulundurulmadığı sürece suç olmadığı görüşünde hem fikir gibi hukuçular.

Kendini müdafa amaçlı taşımak ya da kullanmak suçsa da umursadığımız söylenemez. Canınıza kast, tecavüz söz konusuyken suç mu değil mi tereddütü yaşamazsınız sonuçta. Öyle ya da böyle biz kadınlar yanımızda taşıyoruz, devam da edeceğiz.

Anket altına bir kadın takipçin internetten aldığı şarjlı şok aleti, el feneri karışımı bir şeyin fotoğrafını atmıştı. Hatta sokakta sürekli elinde taşıdığını, gerektiğinde çantasında ulaşamama kaygısını dile getirmişti.

Bırakın sokağı, evinde 80’li yaşlarda bir kadı hem gaspa uğrayıp hem tecavüze uğramışsa tek suç biber gazı olsun…

“Alo anneciğim köşeyi dönüyorum… Kocacığım şimdi taksiye bindim… Baba 5 dakika sonra zile basarsın…” Bu senaryolar, hayali telefon konuşmaları tanıdıksa sizler Türkiyeli, Ortadoğulu kadınlarsınız.

Gecenin belki de çok geç olmayan saatinde de tedirgin olmuşsanız başvurduğunuz yöntemlerdendir. Sokakta yalnız, kimsesiz ve sahip olmadığınız imajı çiziyor, varsa olası tehlikeleri bertaraf etme çabasındasınızdır.

Aydınlık sokaklar, ana caddeleri mümkünse trafiğin ters istikametinde yürümek, hatta ve hatta birinden tedirgin oldunuzsa yolu uzatmak adresinizin öğrenilmemesi adına. Taksiyle geldiyseniz az aşağıda, yukarıda inmek. Neler neler… Kadınsanız kendi çözümlerinizi öğreniyorsunuz, mecbur kalıyorsunuz, belki doğuştan genlerinizde kodlu.

Yalnız değiliz, değilsiniz. Buna başvuranların oranı yüzde 18. Anketimizde “hayali telefon konuşmaları” böyle oylanmış. Çokça başvurduğum yöntemlerdendir de. Geç saatte taksiye binmek zorunda kalınca da…

Ki taksi kadınların yüzde 1’inin güvenli bulduğu araçtır, bir önceki yazımda oran buydu. Dilerseniz o yazıya da tıklayarak ulaşabilirsiniz. Öncesinde de taksinin plakasını atmak… Bu yöntemler yazarın da kullandığı, zorunlu bırakıldıklarından. Çünkü bizler kadınız.

“Böyle bir anket açmak bile ne kadar acı! Kadın neden geceleri sokakta yürüyemesin? Neden ve kimden korunmak zorunda kalsın? Kadınlar anamız, bacımız ve nihayetinde arkadaşımız, dostumuz. Neden sadece cinsel obje gözüyle bakılıyor? Vah ki ne vah!”

Yukarıdaki sözler bir erkeğe ait. Olması gereken, çoğunluk olması gerekirken bu mantalitedeki erkekten bir erkek yorumuydu bu.

Yüzde 63 “korunmasız” hissediyor oylayan kadınlardan. Anket ülke nüfusu olsaydı 215’e kadar sokaklarda savunmasız hissederek, korunmasız halde yaşamaya, günlük rutinlerini sürdürmeye devam edeceklerdi.

Belki nöbetçi eczane arayacak, ahbap ziyaretinden dönecek, bakkal-market alışverişi için çıkmış olacak, sosyalleşmek için alkol almış bir halde ya da canı yürümek istiyor olduğu için, işten nöbetten de dönüyor olabiliriz, mesaiye kalmışızdır ya da…

Kime ne? Neyse ne gerekçelerimiz! Sadece kişileri ilgilendirir, kadınlar da istediği saatte, istediği kıyafetle çıkmak, sokakta olmak hakkına sahiptir. Sahiptir de korunaksız hissediyorlar!

Sözün özü sokaklar kadınlara yasak! Sokakları, hayatın olağanlarını bizlere dar etmeye çalışıyorlar. Kadınlar sokaklarda, evlerinde olmasın isteniyor belki de. Mümkünse var olalım ama görünmeyelim, seslerimiz çıkmasın, kaldırımlarda topuk sesimiz, kahkahamız, neşemiz olmasın. Var ama yok gibi de.

Anne, bacı, karı olalım, namus olalım ama insan ve kadın olmayalım, okumayalım, çalışmayalım, bez bebek olup varmış da sanki yokmuşuz gibi olmaya rıza gösterelim.

Başımıza gelen, gelebilecek her şeye boyun eğip biat kültürlerle harmanlanalım, tacizi, tecavüzü, ölümleri sineye çekelim isteniyor. Tecavüze uğradıksa “ne işimiz vardı ki o saatte sokakta, hem niye giydik ki onu.

Kazın ayağı öyle değil efendiler! Bizler hayatın ve ülkenin yarısıyız, varız! Bizlere güvenlik sağlamayı bahşetmiyorsunuz, göreviniz bu! Yok sizler bize de güvenlik sağlamayın! Sadece elinizi, dilinizi “erkek olmanın getirdiği üstünlük” zırvalarınızı bizden uzak tutun.

Aaa YETER! Yaşamak istiyoruz! Bununla yaşamayı, başa çıkmayı ÖĞ-RE-NİN! Geceler de sokaklar da yaşamak da hakkımız!

KASITLI KAŞIMA MI?

Malumunuz haber dili ve manşet önemlidir.

Hele de bizim gibi okuma tembeli, manşete ya da sürmanşete alınan üzerinden konuya vakıf olan toplumlarda…

Havuz medyası denilen yayın kuruluşlarına karşı çok haklıca bir önyargı ve nefret de olmuş durumda. Yanlı, ayrıştırıcı, provake edici, ötekileştiren, oluşan kamplaşmayı daha da derinleştiren dilleri, “habercilik” anlayışlarıyla çoğu zaman fazlasıyla hak ediyorlar.

Hal böyle olunca üstene de okumayı çok seven toplum refleksleriyle de haber altlarına küfürler ve hakaretler yağması kaçınılmazlaşıyor.

AA’nın “Kat görevlisi olarak çalıştığı kurumun müdürü oldu” manşetiyle verdiği haberde de durum aynı oldu. Kuruma ve karşı cenaha bilinenler yardırmışlar maaşallah.

Likayat işlemeyişi, torpille, kayırmacılıkla iş neticesi ile öfke birikmesi elbette ki kaçınılmazdır. Hayvanat Bahçesi Müdürü’nden TÜBİTAK’a müdür atanırsa, çeşitli kurum ve üniversitelerde eş-dost ayrımcılığı yapılırsa kurumlara arpalık işlevi yüklenirse bunlar kaçınılmaz sanki.

Yalnız bu haberde durum biraz farklı. Konya’dan Zübeyde Mutlu 4 çocuk annesi, ilkokul mezunu bir kadındır. Konya Büyükşehir’e bağlı Karatay Aile ve Sanat Merkezi’nde kat görevlisi olarak işe başlar.

Okuma hevesini bilen kardeşi, Zübeyde Mutlu’yu açıktan ortaokula kaydettirir. Ortaokul ve liseyi bu şekilde bitirir. Üniversite sınavlarına oğlunun desteğiyle hazırlanır ve kazanır. Aynı üniversiteden yüksek lisansını da tamamlar. Öğretim gördüğü süreçte önce görevine terfi eder, lisansı sonrasında da kurumuna müdür olarak atanır.

Burada bir başarı hikayesi vardı. Evli ve çocuklu anneler için bir rol model. Kadın azminin, paylaşımcı ve destek olan eş ve çocuklarla kadının başarabileceğinin örneği vardır. Ayakta alkışlanacak bir çaba. Kim olduğu ve de hangi mahalleden de olduğundan da bağımsız bir kadın başarısı.

Bazı haklı yorumlar da yok muydu derseniz, evet vardı. Şöyle ki; baş örtüsü olmasa ve bir yerlere yakın olmasa atanır mıydı? Bu soru doğru olabilir mi?

Okumadan, önyargılarla hareket etmek, başlıkla yorum yürütme yanılgısını yine de böyle haklı birkaç soru değiştirmiyor. Belki de bilerek tuzak kuruluyor olmasın? Zaten sıfıra doğru yaklaşan, bir arada yaşama arzusu tahammül isteğini iyice zor sokmak, halk arasındaki kopuşu hızlandırmak ihtimaller dahilinde olamaz mı?

En can açıtı noktalardan birisi de yetişkin bir oğulun -ki kendisi annesinin de üniversiteye girebilmesine katkı sağlayan- tüm bu çirkin yorumları okuyup, tek tek edep ve sabırla cevaplaması olmuş. Bu cidden çok acıtan, yaralayıcı bir durum oluşturmuştur.

Toplum olarak bir dönüşüm yaşıyoruz. İyiye doğru olduğu çok da söylenemez. Karşı olduklarımıza dönüşüyoruz. Sığ, okumayan, önyargılı, tabir-i caizse “patlamaya hazır bomba” gibiyiz. Yolumuza kim çıkar, haklı mıyız, ezmeye çalıştıklarımız gerçek muhattaplarımız mı?

Kabul, toplumun öfkesi çok büyük. Yine de aynılaşmadan da haklılık korunamıyor mu? İlle de trolleşmek mi lazım? Eleştiri ve hakaret dengesi korunamaz mı? Haksızsak ya da direkt muhattabımız şahıs değilse şahsın çevresi, aile üzerinden onanmaz yaralar bırakma hakkını nereden alıyoruz?

Kim, kimlerden olursa olsun gerçek bir başarı varsa takdir etmeyi de bilmemiz gerekmez mi? Biraz daha empati ve sağduyu mu lazım sanki?

« Older Entries