Category Archives: Yaşam

KIRMIZI ŞEMSİYE

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’ne kimliklerimizin aşina olduğu bir dernek diye düşünüyorum. Var olma gerçeklerini, destek sundukları alanları da daha yakından incelemek isterim

Trans komşumun davetiyle dernek avukatlarından Kardelen ile tanışma şansım olmuştu. Oldukça donanımlı ve sıcacıktı da. Derneği daha yakından tanımak ve tanıtmak istediğimi söyletince de geri çevirmemişti. Gerek kendisi gerekse çalışma arkadaşları sorularımı cevaplandırdılar.

  • Kardelen Yılmaz ve mesai arkadaşlarıyla başlayalım mı?

Dernekteki pozisyonlarımız üzerinden kısa bilgilendirmelerr yapayım öyleyse. Kardelen Yılmaz Adalete Erişim Programı sorumlusu, hukuki danışman. Tolga Tuneli Adalete Erişim Programı asistan, proje yöneticisi. Destina Can alan sorumlusu.

  • Kırmızı Şemsiye Derneği kimdir? Alanınız neleri kapsamakta?

Kırmızı Şemsiye Derneği Türkiye’deki seks işçilerinin gündelik yaşantılarında maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri, cinsel sağlık, üreme sağlığı konusunda ve seks işçilerini ilgilendiren diğer konularda bilgilendirme, örgütleme, ihtiyaçlarına uygun şekilde topluma ve yetkililere karşı savunuculuk yapmayı hedefleyen sivil toplum kuruluşudur. Kırmızı Şemsiye’nin vizyonu, seks işçilerinin maruz kaldıkları her türlü ihlali, toplumsal dışlanma, damgalanma ve görmezden gelinme koşullarının son bulduğu; seks işçiliğinin bir emek biçimi olarak kabul edildiği ve seks işçilerinin insanlık onurunun korunduğu bir toplumsal, ekonomik ve siyasal düzene tekabül eder. Kırmızı Şemsiye, seks işçilerinin haklarını insan hakları ve emekçi hakları ekseninde değerlendirir ve seks işçilerinin sorunları konusunda ilk sözün seks işçilerinin bizzat kendilerine ait olduğuna inanan bir yaklaşım tercih ederek faaliyetlerini belirlemektedir.

  • Nasıl bir boşluktan dolayı doğdu derneğiniz?

Türkiye’de var olan yasal mevzuatın seks işçilerini korucu, kapsayıcı ve seks işçiliğini bir işçilik biçimi olduğu gerçeğini reddeden bir yapıya sahip olmasından kaynaklı hem yasal olarak tanınan kayıtlı alanda hem de yok sayılan kayıtsız alanda çalışan seks işçilerinin adalet mekanizmalarına erişimini güçlendirmek, hem seks işçilerinin bilgilendirici hem de toplumda farkındalık yaratarak seks işçiliğinin kriminalize edilmesini engellemek amaçlı ortaya çıkmıştır.

  • Ne tarz talepler geliyor? Sadece Ankara bazlı mı çalışıyorsunuz?

Öncelikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında ve adalete erişim mekanizmaları hakkında bilgilendirme, eğitim ve danışmanlık hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra ilgili destek mekanizmalarına yönlendirme yapmaktayız. Destek mekanizmamız Ankara iline özgü değil. Avukat hattımız Türkiye’ni her yerinden aranabiliyor. Dernek sabit hattı ve alan sorumlusu hattı üzerinden de desteğe ihtiyacı olan her seks işçisi bize ulaşabilmekte.

  • Ülke genelinde bütün seks işçilerinin sorunları aynı mı? Ne tür gözlemlere sahipsiniz?

Türkiye’nin her yerinde seks işçiliği meselesine yaklaşım aynı. Bu sebeple sorunların aynı olduğunu söyleyebiliriz. Seks işçiliğine toplumsal olarak yaklaşımın ve bu yaklaşımı değiştirebilecek bir politikanın bulunmaması da sistematik olarak sorunların ve seks işçiliği üzerindeki baskının artmasına sebep oluyor.

  • Farklı illerde özellikle trans kadınlara farklı uygulamalar, yaptırımlar var mı?

Farklı illerde farklı uygulamalar yasal anlamda yok. Toplumsal baskıdan bahsedersek LGBTİ+ meselesine girmek gerek. Ne kadar şiddet vakası ya da ayrımcılık vakası olduğu üzerinden farklılıkları tespit etmektense buradaki en önemli nokta kişilerin ne kadar görünür olabildiği olmalı. Büyük şehirler haricinde transların görünür ve açık olma durumları çok daha az doğal olarak.

  • Seks işçilerinin hukuksal anlamda yanlarında olan bir derneksiniz. Haklar ve ayrımcılık bazında ülke olarak ne durumdayız?

Seks işçiliğinin suç olmaması ve kayıtlı alanın yasal kapsamında tanınmış bir seks işçiliği olması öncelikle önemli noktalardan biri. Bu iki doğru bilgiyi iyi kullanmak ve iyi bir şekilde yaymak gerekiyor. Ancak yine de bu bilgiler seks işçiliğinin kriminalize edilmesini ortadan kaldırmak için yeterli değil. Genel politikanın ve yaklaşımın çalışan işçileri koruyucu bir amaç edinmemesi ve genel ahlak kavramının seks işçiliği meselesinde ön planda tutulması, seks işçiliği suç olmasa da seks işçiliğinin gerçekleşebilmesi için atılan her adımı ve her eylemi suç haline getirmekte. Bu sebeple şu anki tablonun iyi olduğunu veya iyi olabileceğini söylemek güç.

  • Hukuki olarak seks işçiliğinin tanımını yapar mısınız? Hukuksal olarak cezai müediyesi nelerdir?

Bu konuda en önemli yasal mevzuat Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olduğu Hükümler ile Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü. Bu tüzük kapsamında kayıtlı olarak şu an genelev içerisinde seks işçisi olarak çalışmak yasal. Bu kişiler hizmet sözleşmesi ile çalışıyorlar. Ancak kayıtsız alanı genelev dışı alanı tanımlayan bir mevzuat yok. Ancak cezalandıran bir mevzuat da yok. Türk Ceza Kanunu’nda geçen fuhuş suçu ise aslında seks işçiliği yapan tarafı değil, aracıyı cezalandırmayı amaç edinen bir kanun. Ceza kanununa göre seks işçiliği yapan kişi sanık ya da şüpheli değil, mağdur olmalıdır. Ancak uygulamada pek öyle olmuyor tabi.

  • Seks işçiliğini bırakmayı düşünen, bu anlamda sizden destek isteyenler de oluyor mu? Şayet varsa ne tarz destekler sunmaktasınız?

Seks işçiliğini bırakıp başka işlerde çalışmak isteyenlere mail adresi üzerinden bize CV yollamalarını ve ne tarz bir işte çalışabileceklerini yazmalarını istiyoruz, sonrasında böyle bir talep bize geldiğinde o kişilere yönlendirme yapıyoruz. Alternatif istihdam alanlarına erişim üzerine çalışmalarımız var. Özellikle özel sektör temsilcileri ile bir araya gelmeye çalışıyoruz. Fırsat eşitliğinin gözetildiği işe alım süreçleri yürütülmesi üzerine toplantılar gerçekleştiriyoruz.

  • Seks işçiliği özellikle de trans kadınlar özelinde çalışan başka dernekler var mı, yeterli mi? Şayet varsa onlar ne tarz hizmetler sunuyorlar?

Spesifik olarak seks işçiliği çalışan bir dernek yok. Ancak trans hakları ve hak ihlalleri üzerine çalışan sivil toplum kuruluşları ile ortak danışanlara sahip olabiliyoruz. Cinsel sağlık üreme sağlığı alanında ortaklaştığımız sivil toplum kuruluşları daha çok diyebiliriz.

  • Son sorum da şöyle olsun: Yeterince gözleme dayanmış olduğunuzdan yola çıkarak korunaksız alan dediğimiz sokaklarda da sürdürülen seks işçiliği gerçeği de var. Bu konuda nasıl çözümler üretilebilir acaba?

Bizim en önemli çalışma alanlarımızdan biri zaten kayıtsız seks işçiliği. Güvenli koşullarda kendi çalışma şartlarının belirlenebildiği, can güvenliği tehditi ile karşı karşıya kalmadan çalışma koşullarının iyileştirilmesi üzerine hem mevzuat iyileştirme hem de savunuculuk çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çözüm üretirken seks işçilerinin talepleri doğrultusunda çözüm önerisi sunmaya özen gösteriyoruz. Tek bir seks işçiliği biçimine indirgeyerek çalışma alanlarını ve koşullarını sınırlandırmak gibi önerilerden kaçınıyoruz. ‘Herkes nerede ne şekilde isterse işini yapabilir’ üzerinden ilerleyerek kişinin bizden ya da alanda talebi çalışma koşullarının iyileştirilmesi ise o istek üzerinden ilerliyoruz. Ancak kendi isteği dışında, zorla, tehditle veya baskıyla yapmak zorunda olmanın seks işçiliği olarak nitelendirilmeyeceğini de belirtmek isteriz…

İş; bir ücret karşılığı hizmet sunma biçimidir. Beden ya da fikir bazlı hizmetler üzerinden emek kiralamadır. İş, her zaman beklentiler doğrultusunda gelişmeyebilir. O anın şartları, hayatın size sunduğu, zorladığı uzmanlık veya kalifiye olduğunuz alanlar dışında zaruriyetlere itebilir.

Misal, ülkedeki ağır işsizlik dolayısıyla çoğu kimse işe razı olmak, tabir-i caiz ise “her işi yapar” konumdadır. Hal böyleyken üstüne üstlük fobik ve cinsiyet ayrımcılığın önde olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, trans kadınlara özellikle zorunlu seks işçiliği, beden köleliği adına ne dediğinizin de bir önemi yok aslında. Bedeni üzerinden para kazanma şansı dışında olanak kalmaz.

3.sınıf dünya ülkelerindeki erkek egemenliği, kadın bedeninin etinden ve sütünden fayda sağlamak peşindedir. O sebepledir ki kadın çalışanından ucuz iş gücü yanında cinsel ihtiyaçlarını da karşılamasını talep etmekte, taleple de kalmayıp itiraz edenleri işinden etmektedir. Bu tarz işverenler ne acıdır ki çoğunluk oluşturmakta.

Bunlar ilk kez duyduğunuz şeyler değil sonuçta. Hele de tras kadınsanız olayın vehametini düşünmeniz mümkün değil… Benim takıldığım nokta şu: Bunca zorunluluk varken, birileri canı pahasına yollarda bedenini pazarlamaya mecbur bırakılırken işçilik tanımına takılıp kalmanı…

Adına ne dediğinizin önemi yok! Önemli olan buna zorlanan, mecbur bırakılan insanların gerçekliği. Siz terimde takılıyken acaba kaç trans kadın sokaklarda her şeyi göze alarak yaşamaya çalışmaya mecbur?

Hayatını kazanmak için her işi yapmış bir insan olarak diyorum ki emeğin daha makbulü, namuslusu yoktur. Sadece hayatın size sunduğu gerçeklikler vardır!

Geçmişte zorunlu seks işçiliği yaparken de şu andan daha iffetsiz değildim. Şu an yazarlıkta hayatımı sürdürebilme şansım olduysa bu beni sokakta bedenimi satmaya mecbur kalandan daha erdemli, iyi, daha daha daha yapmaz. Sizleri de yapmayacağı gibi…

Terime, isme, cinse takılmadan, takılacağınız bir şey varsa o da bu gerçekliğe bir çözüm üretilmesidir. Devlet üzerinde yaptırım uygulamak korunaksız, sağlıksız ve güvencesiz şekildeki insanlara sırt dönmemek, adlandırmadan daha da önemlidir.

Şayet sosyal bir devlet olmasını sağlayamıyorsanız da sokakta etini pazarlayan insanların denetimli ve can güvenliğinin olabileceği alanlar için baskı uygulayın.

Sizle isme takılıyken acaba kaç insan yaşam savaşı veriyor? Kaçı vücut bütünlüğüyle evine dönebiliyor? Önceliğinizi ve sorumluluğunuzu belirlemenin zamanı gelmedi mii özden kopup adlandırmada boğulanlar? Görmezden gelip sizin bahşettiğiniz isimleri almıyorlar diye suça ortak mı olacaksınız? Ölümlerinin üzerinden sahte gözyaşları mı dökeceksiniz?

 

 

Reklamlar

Ümit Boyner: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bir Seçenek Değil Haktır

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Boyner Grup çalışanları ve basına yaptığı yazılı açıklamada cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlar için değil erkekler için de önemli olması gerektiğini vurgulayan Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner konunun bir kadın-erkek meselesi değil, demokrasi ve haklar meselesi olduğunu belirtti.

Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel olarak halen toplumun kanayan bir yarası olduğunu söyleyen Ümit Boyner, “Ülkemizde ve dünyada her yıl binlerce kadın eşleri, babaları, abi veya sevgilileri tarafından öldürülüyor. Şiddet dışında kadın bedenine ve günlük hayata erkek müdahaleleleri sıradan vakalar olmaya devam ediyor. Kadına karşı şiddetle mücadeleyi aşarak hayatın farklı alanlarında eşitliği nasıl kuracağımız meselesine artık geçmemiz gerekiyor. Çünkü kadınların erkeklerle eşit hakları kullanabilmesinin ve toplumsal yaşama katılımlarının türlü yollarla kısıtlandığı veya düzenlendiği toplumların gelişmiş ve medeni olduklarından bahsetmek mümkün değil” dedi.

Ümit Boyner açıklamasına şöyle devam etti: “Politik, sosyal, ekonomik ve çevresel; kısacası “insani” ve “hayati” pek çok problemle boğuştuğumuz günümüz dünyasında, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı her geçen gün daha da önem kazanıyor, daha çok konuşuluyor. Çünkü hemen hemen tüm insani ve hayati sorunların kökeninde insanlığın en eski eşitsizliklerinden biri olan cinsiyet eşitsizliği bulunuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece “kadın hakları” meselesi değil, kadın-erkek ayırdetmeksizin tüm toplumun huzur ve refahını etkileyen bir “demokrasi” ve “haklar” meselesi olarak görüyorum. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlar için değil erkekler için de önemli ve hayati bir mesele olması gerektiği kanısındayım.

Eğitimde, ekonomide, istihdamda, siyasette, sanatta, sporda toplumun diğer yarısından farklı haklar ve uygulamalara rağmen kadınların mücadele etmekten vazgeçmediklerini, her alanda başarılı kadınların sayısının arttığını görmekten ise mutluluk duyuyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tercih edilecek bir seçenek değil bir hak olduğunu söyleyemeye devam edeceğiz.

Bu vesileyle tüm kadınların ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana tavır alan herkesin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

IoT’li Pompa Teknolojileri ile Endüstride Yüksek Enerji Tasarrufu ve Operasyonel Verimlilik!

Masdaf Genel Müdürü Vahdettin YIRTMAÇ“Masdaf olarak üzerinde çalıştığımız “inovatif ve IoT’li pompa teknolojileri” ile iş ortaklarımızın işletmelerinde tükettikleri enerjiden tasarruf etmelerini amaçlıyoruz.

Aynı zamanda IoT ile müşteri deneyimlerini izleyerek, pompa teknolojilerimizi geliştirmeyi ve böylece müşterilerimizin yaşam kalitesini, işletmenin ise operasyonel verimliliğini artırmayı hedefliyoruz.”

Pompa sektörünün öncü markası Masdaf, “enerjinin etkin kullanımı”na yönelik çalışmalarına devam ediyor. Geliştirdiği verimli ve akıllı pompa teknolojileri ile endüstrilerde ve binalarda tüketilen enerjiden %30’a varan oranlarda tasarruf imkanı sunuyor.

Dünyada tüketilen enerjinin yaklaşık %35’inin binalarda, %20 ‘sinin ise endüstriyel tesislerde tüketildiğini vurgulayan Masdaf Genel Müdürü Vahdettin YIRTMAÇ, binalarda ve endüstriyel tesislerde tüketilen enerjinin %30’unun ise pompalar tarafından tüketildiğini söylüyor. YIRTMAÇ, “Masdaf olarak üzerinde çalıştığımız “inovatif ve IOT’li pompa teknolojileri” ile iş ortaklarımızın işletmelerinde tükettikleri enerjiden yüksek oranlarda tasarruf etmelerini amaçlıyoruz. Son on yılda Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde enerji tüketimi %18,8 – %16,4 oranlarında arttı. Ülkemizde ise bu oran %31,2 seviyelerindedir. Bu oranlar gösteriyor ki ülkemizde enerjinin etkin kullanımı söz konusu değil. Enerjinin etkin kullanımı, yapının tasarımı aşamasında başlar ve pompa, iklimlendirme sistemleri gibi ekipmanların doğru seçimine kadar birçok alanı kapsar. Binalarda enerji verimliliğinin sağlanabilmesi için de yürürlükte olan “enerji etkin bina tasarım yönetmelik ve standartları”na uymak gerekir. Enerjinin etkin kullanılmasında doğru cihaz seçimi ve seçilen cihazın “IoT” ( nesnelerin interneti ) uyumlu olması da enerjinin etkili yönetilmesi için büyük önem taşıyor. Dijital teknolojilerdeki gelişmeler, son kullanıcıların elektrik, hidrolik ve mekanik gücü güvenli ve verimli bir şekilde yönetmelerine yardımcı oluyor. Endüstrideki akıllı cihazların hızla büyümesi ve bilgi işlemlerin azalan maliyeti bu gelişmeleri destekleyen en büyük unsurlar haline geldi. Endüstrilerdeki ‘akıllı’ konsept dönüşümleri, pompalardaki temel değişiklik konseptini etkileyerek, üreticileri, pompalarını ‘akıllı’ hale getirecek sistemlere yöneltiyor. Günümüzde ise

pompaların hiç olmadığı kadar yüksek teknoloji ürünü olduğu bir dünyadayız. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip edip, uygulamak, dünya ticaretine harcanan eforu da önemli ölçüde düşürüyor. Bugün yerli pompa üreticilerinin, küresel projelerde işbirliği yapan ticari derneklerin üyesi olduğu bir pazarda faaliyet gösteriyoruz. “Akıllı pompa” pazarının 2021 yılına kadar 880 Milyon Dolar değerine ulaşacağı tahminlerini göz önüne alırsak, pompaların, üretim sürecinin bir parçası olmaktan ziyade, akıllı sistemler için aktif bir katılımcıya dönüşmesi ve dijital teknolojilerdeki gelişmelerin bir parçası olması kaçınılmazdır.Buna bağlı olarak, son kullanıcıların, gün geçtikçe sistemin performansına daha fazla odaklanmaları “Akıllı Pompa” sistemlerinin etkilerinden biri olarak piyasadaki pompaların daha verimli olacağı sinyallerini veriyor. Enerji tüketimi ve pompa sistemleri konusunda artan farkındalık, son kullanıcıların uygulamaları için en verimli pompayı seçmelerine yardımcı olacaktır. Buna göre, ayrıntılı sistemlerle donatılmış, veri toplama, yayma ve güçlü analiz becerisi olan kuruluşlar aynı zamanda enerji maliyetlerini düşürebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayabilirler. “Akıllı pompa” konseptinde, IoT teknolojileri hem enerji verimliliğini arttırma amacı hem de pompa uygulamalarını uzaktan izleyerek, akıllı sensörler aracılığıyla sistemi kontrol etmeyi, sorunları, sistem kesintiye uğramadan çözmeyi hedefler. Pompa endüstrisinde kullanılan akıllı çözümler, güç kullanımını ve sürekliliğini optimize etmek için internete bağlı sensörleri kullanarak sürekli veri toplar, analiz eder. Böylece, işletmeciye, sistem hakkında raporlama yapar ve sistemde oluşabilecek hasarların önüne geçilmesi sağlanır. Bakım uyarıları sayesinde sistemde oluşabilecek arızalar, arıza çıkmadan önce tespit edilerek, işletmenin olası arıza halleri durumunda zarar görmesinin önüne geçilir.”

Uzun süre çalışan pompaların yapısal hasara, bileşenlerin aşınmasına ve yıpranmasına maruz kalacağına dikkat çeken YIRTMAÇ: “Pompaların verimli çalışmasını sağlamak için periyodik bakım ve onarım yapmak gerekir. Bir pompa distribütörünün karşılaştığı en büyük zorluklardan biri satış sonrası hizmetlerdir. Pompalardaki sorunları tespit etmek ve mümkün olan en kısa sürede onarım yapmak için IoT teknolojileri ile “kestirimci bakım” sağlanması mümkündür. Kestirimci bakım sayesinde ekipman arızalanmadan önce durumu izlenebilir ve arıza çıkarma ihtimalleri değerlendirilerek önlem alınabilir. Böylece beklenmedik arızalar

nedeniyle üretim kayıpları yaşanmaz ve maliyeti yüksek bakım ve onarım giderlerinin önüne geçilir. Ayrıca sistemden elde edilen verilerle pompaların ortalama titreşim hızı, sıcaklığı, nasıl kullanıldığı ve ne zaman veya neden beklenen koşulların dışında çalıştıkları, kısacası performansları analiz edilebilir. Pompa üreticileri, bu verileri, daha güvenilir pompalar geliştirmek ve pazarın ihtiyaçlarını anlamak için de kullanabilirler.”dedi.

Masdaf’ın inovatif pompa teknolojileri ve yüksek hizmet kalitesi ile %100 müşteri memnuniyeti hedeflediklerini vurgulayan YIRTMAÇ, “Masdaf’ın sürdürülebilir büyümesini, yüksek müşteri memnuniyeti sağlayan teknoloji ve mühendislik çözümlerine borçluyuz.IoT’de yüksek müşteri memnuniyeti sağlamak üzere startını verdiğimiz projelerimiz arasında yer alıyor. Bu sayede müşteri deneyimlerini izleyip, pompa teknolojilerimizi, müşterilerimizin beklentileri doğrultusunda geliştirilebileceğiz. IoT, hemmüşterilerimizin yaşam kalitesini hem de işletmelerin operasyonel verimliliğini artıracaktır”.

Masdaf Hakkında;

1977 yılında suyun ve enerjinin etkin kullanılması ve bu sayede yaşam kaynaklarının korunması ilkesiyle yola çıkan, %100 yerli sermaye ile kurulan Masdaf, enerji verimliliği sağlayan, çevreci ve inovatif “akışkan teknolojileri” üretmektedir.

Pompa sektörünün öncü markası Masdaf, 40.000 m² alan üzerine kurulan Düzce tesislerinde; uçtan emişli pompalar, inline pompalar, axial ayrılabilir pompalar, hidroforlar, genleşme tankları, yangın pompaları, kademeli pompalar, proses pompaları, dalgıç pompa, kolonlu pompalar, kendinden emişli pompa ve dişli pompa üretmektedir.

Masdaf; endüstriyel proseslerde, sulama, ısıtma ve soğutma sistemlerinde, gemi sanayinde, atık su transferinde, yangın söndürme işlemlerinde, petro-kimya sanayinde, tarımsal sulamada vb. birçok alanda

kullanılmak üzere santrifüj pompa imalatı yapmaktadır.Müşterilerinin beklentilerini en yüksek düzeyde karşılamak üzere müşteri odaklı bir yaklaşım benimseyen Masdaf, pompa teknolojilerinin AR-GE’sinden, üretimine kadar tüm süreçlerinde müşteri memnuniyetini ön planda tutmakta ve ürünlerini, projenin ihtiyacına uygun olarak üretmektedir.

Masdaf, Türkiye genelindeki geniş bayi ve servis ağıyla, pompa teknolojileri alanında en iyi hizmeti, en kısa zamanda sunmayı misyon edinmiştir.

ERP direktiflerine uygun olarak geliştirilen, yüksek verimli pompa sistemlerini 65’ten fazla ülkeye ihraç eden Masdaf, bu ülkelerde kurduğu distribütör ve servis ağıyla da sürdürülebilir olmayı hedeflemiştir. Masdaf, ISO 9001: 2015 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 14001: 2015 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 45001: 2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi kalite belgelerinin yanı sıra UL, FM, NFPA 20, TSE, CE, ATEX, EAC, UkrSEPRO gibi kalite belgelerine de sahiptir.

Türkiye’de Kadın Olmak: Güvencesizlik

Okumakta olduğunuz ikincisini tamamladığım “Türkiye’de Kadın Olmak” dizimizin bu bölüm konusunu her ne sebeple olursa olsun geceleri sokakta olduğumuzda, zorunda kaldığımızda güvende hissediyor muyuz? Tedirginsek bireysel olarak ne tarz önlemler almaktayız? Kendimizi koruyabilme potansiyelimiz var mı?

Kadına, kadın sorunsalına dair yazıp çizmeyen yok. Biz de kadın öncelikli bir portal olarak kez be kez üst üste yazdık, yazmaya da devam edeceğiz. Taaaa ki birileri duyacak, okuyacak veya da bizler ya ve de diğer tüm yazanlar her seferinde farklı sözcüklerle kendilerini tekrar etmiş olacak. “İlgili” mecralar görüp, okuyup çözüm üretene kadar!

‘B’ilgisizlikten kaynaklı olabilir belki de, olsun bizler ne güne duruyoruz? Herek muhatapları biz kadınlar yazar kimliklerimizle gerekse de sorunların büyüklüğünün farkında olan erkek yazarlar trilyon tane makale daha yazmak, haberlerini geçmekten gocunmayacağız.

Bu dosyayı okurlarımızla birlikte hazırladık. Anket yöntemiyle desteklerinizi sundunuz. Söz etmişken gerek cevaplayarak, gerekse altına yorum yazarak paylaşan Twitter kullanıcılarına da teşekkürlerimi sunmuş olayım. Bu yazıda “Kadın olarak geceleri sokakta güvenliğinizi nasıl sağlıyorsunuz?” sorusunu yönelttik. “Biber gazı, korunma sporları, hayali telefon konuşmaları, korunmasızım” seçeneklerini sunduk. Sonuçlar ve yorumlar neymiş beraber inceleyelim.

346 oylayan olmuş. En yüksek oy alan şıkkı tahmin ettiğinizi düşünüyorum. En az oy alanla irdelemeye ve de yorumlamaya başlamak istiyorum.

“Korunma sporları biliyorum” diyen takipçilerimiz yüzde 5 diliminde. Yani oylayan 15 kadın şiddete karşı kendini koruyabileceği fikrinde. 15 kadın 346 oylayandan sadece o kadarı fiziksel olarak olarak kendini savunabileceğini düşünüyor.

Öz savunma/korunma sporları kadını güvende hissettirme yöntemlerinden birisidir. Sokaklar güvenli kılınamıyorsa! Güvenliği sağlamanın kimin yükümlülüğü olduğunu tartışmayı bile yersiz buluyorum. Ben vatandaş olarak görevlerimi yerine getirmekteysem, kadın olarak da sokakta güvende hissetmeyi beklemek en doğal hakkım.

Genelinden yereline kimse kendini bu konuda yükümlü hissetmemiş. Genelin bakışı, politikaları ortadayken acaba yerel bunda sorumluluk almış mı diye tarama yaptım.

Sadece ve sadece 2017 yılında “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında Bornova Belediyesi bir panel, atölye karışımı etkinlik düzenlemiş. Toplumsal Cinsiyet ve Öz Savunma birlikte ele alınmış. Ne derece yeterli geldi, neler konuşuldu, neler öğrenilebildi?

İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır… Anakent belediyeleri, nüfus yoğunlaşmasının toplandığı alanlar neden kendilerine bunu görev olarak bilmemekte? Görev tanımlarının sadece park, bahçe, çevre temizliği gibi şeyler olduğunu mu düşünmekteler? Yaşanabilir sokaklar denince sadece çöplerin toplanması, süpürülmesi, yıkanması mıdır?

Taramamda gördüm ki haliyle ve bire bir öznesi olan kadınlar, kadın örgütleri/dernekleri, bunda da yükümlülükten kaçmamış, ellerini taşın altına koymuşlar. İstanbul’da Mor Mekan 2 Ekim 2019 tarihinde öz savunma atölyesi açmış en sın. Orada da İstanbul, İzmir, Ankara gibi metropol kadınları şanslı konumdalar sanırım. Örgütlenme, nüfus yoğunluğunun da getiri galiba. Diğer illerdeki kadın derneklerinin de bu eksikliği gidereceklerini umuyorum.

Biz kadınların hoşumuza gitmese de yanımızda taşıdığımız, bir dönem de suç teşkil ettiği biber gazı yüzde 14’lük oranda oylanmış.

Taşımak ve bulundurmak suçtu! KHK Torba yasalarındaydı sanırım, birçok kişi nedenini tam olarak anlayamasa da suç kapsamına girdi. Gerçi ithal etmek suç, bundan sebep miydi orası tam olarak belirsiz. Suç işlemek için bulundurulmadığı sürece suç olmadığı görüşünde hem fikir gibi hukuçular.

Kendini müdafa amaçlı taşımak ya da kullanmak suçsa da umursadığımız söylenemez. Canınıza kast, tecavüz söz konusuyken suç mu değil mi tereddütü yaşamazsınız sonuçta. Öyle ya da böyle biz kadınlar yanımızda taşıyoruz, devam da edeceğiz.

Anket altına bir kadın takipçin internetten aldığı şarjlı şok aleti, el feneri karışımı bir şeyin fotoğrafını atmıştı. Hatta sokakta sürekli elinde taşıdığını, gerektiğinde çantasında ulaşamama kaygısını dile getirmişti.

Bırakın sokağı, evinde 80’li yaşlarda bir kadı hem gaspa uğrayıp hem tecavüze uğramışsa tek suç biber gazı olsun…

“Alo anneciğim köşeyi dönüyorum… Kocacığım şimdi taksiye bindim… Baba 5 dakika sonra zile basarsın…” Bu senaryolar, hayali telefon konuşmaları tanıdıksa sizler Türkiyeli, Ortadoğulu kadınlarsınız.

Gecenin belki de çok geç olmayan saatinde de tedirgin olmuşsanız başvurduğunuz yöntemlerdendir. Sokakta yalnız, kimsesiz ve sahip olmadığınız imajı çiziyor, varsa olası tehlikeleri bertaraf etme çabasındasınızdır.

Aydınlık sokaklar, ana caddeleri mümkünse trafiğin ters istikametinde yürümek, hatta ve hatta birinden tedirgin oldunuzsa yolu uzatmak adresinizin öğrenilmemesi adına. Taksiyle geldiyseniz az aşağıda, yukarıda inmek. Neler neler… Kadınsanız kendi çözümlerinizi öğreniyorsunuz, mecbur kalıyorsunuz, belki doğuştan genlerinizde kodlu.

Yalnız değiliz, değilsiniz. Buna başvuranların oranı yüzde 18. Anketimizde “hayali telefon konuşmaları” böyle oylanmış. Çokça başvurduğum yöntemlerdendir de. Geç saatte taksiye binmek zorunda kalınca da…

Ki taksi kadınların yüzde 1’inin güvenli bulduğu araçtır, bir önceki yazımda oran buydu. Dilerseniz o yazıya da tıklayarak ulaşabilirsiniz. Öncesinde de taksinin plakasını atmak… Bu yöntemler yazarın da kullandığı, zorunlu bırakıldıklarından. Çünkü bizler kadınız.

“Böyle bir anket açmak bile ne kadar acı! Kadın neden geceleri sokakta yürüyemesin? Neden ve kimden korunmak zorunda kalsın? Kadınlar anamız, bacımız ve nihayetinde arkadaşımız, dostumuz. Neden sadece cinsel obje gözüyle bakılıyor? Vah ki ne vah!”

Yukarıdaki sözler bir erkeğe ait. Olması gereken, çoğunluk olması gerekirken bu mantalitedeki erkekten bir erkek yorumuydu bu.

Yüzde 63 “korunmasız” hissediyor oylayan kadınlardan. Anket ülke nüfusu olsaydı 215’e kadar sokaklarda savunmasız hissederek, korunmasız halde yaşamaya, günlük rutinlerini sürdürmeye devam edeceklerdi.

Belki nöbetçi eczane arayacak, ahbap ziyaretinden dönecek, bakkal-market alışverişi için çıkmış olacak, sosyalleşmek için alkol almış bir halde ya da canı yürümek istiyor olduğu için, işten nöbetten de dönüyor olabiliriz, mesaiye kalmışızdır ya da…

Kime ne? Neyse ne gerekçelerimiz! Sadece kişileri ilgilendirir, kadınlar da istediği saatte, istediği kıyafetle çıkmak, sokakta olmak hakkına sahiptir. Sahiptir de korunaksız hissediyorlar!

Sözün özü sokaklar kadınlara yasak! Sokakları, hayatın olağanlarını bizlere dar etmeye çalışıyorlar. Kadınlar sokaklarda, evlerinde olmasın isteniyor belki de. Mümkünse var olalım ama görünmeyelim, seslerimiz çıkmasın, kaldırımlarda topuk sesimiz, kahkahamız, neşemiz olmasın. Var ama yok gibi de.

Anne, bacı, karı olalım, namus olalım ama insan ve kadın olmayalım, okumayalım, çalışmayalım, bez bebek olup varmış da sanki yokmuşuz gibi olmaya rıza gösterelim.

Başımıza gelen, gelebilecek her şeye boyun eğip biat kültürlerle harmanlanalım, tacizi, tecavüzü, ölümleri sineye çekelim isteniyor. Tecavüze uğradıksa “ne işimiz vardı ki o saatte sokakta, hem niye giydik ki onu.

Kazın ayağı öyle değil efendiler! Bizler hayatın ve ülkenin yarısıyız, varız! Bizlere güvenlik sağlamayı bahşetmiyorsunuz, göreviniz bu! Yok sizler bize de güvenlik sağlamayın! Sadece elinizi, dilinizi “erkek olmanın getirdiği üstünlük” zırvalarınızı bizden uzak tutun.

Aaa YETER! Yaşamak istiyoruz! Bununla yaşamayı, başa çıkmayı ÖĞ-RE-NİN! Geceler de sokaklar da yaşamak da hakkımız!

« Older Entries