TÜRKİYE ENERJİ GÖRÜNÜMÜ, GELİŞMEKTE olan ülkelere de örnek olacak

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından gerçekleştirilen Turkey Energy Outlook çalışması, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol ve IICEC Araştırma Direktörü Bora Şekip Güray’ın katılımıyla kamuoyuna tanıtıldı. Türkiye’de bir ilk ve gelişmekte olan ülkelere de örnek olan çalışma, enerji sektörünün gelecek perspektifini ortaya koyuyor

Devamını Oku

YÜKSEK ENERJİ FATURALARINA SON VEREN EHP TEKNOLOJİSİ %65’E VARAN EKONOMİK TASARRUF SAĞLIYOR

Konutlarda ve iş merkezlerinde ısınma için doğal gaz tüketimi arttıkça faturalar da kabarıyor. Bunun en temel nedeni ise kullanılan eski teknolojiye sahip standart petekler olarak görülüyor. Geliştirdikleri EHP teknolojisiyle dünyada ilk ve tek, bilinen en hızlı, en verimli, en maliyet etkin ve en basit ısı transfer sistemini ısıtma ürünlerinde kullanarak yüksek faturalara son vermeyi hedefleyen Enover Enerji, EHP teknolojisi ile %65’e varan oranda ekonomik tasarruf sağlıyor.

Devamını Oku

KORONAVİRÜS SÜRECİ ORGAN BAĞIŞLARINI OLUMSUZ ETKİLEDİ

3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuşan Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, koronavirüsün organ bağışı süreci üzerinde yaşattığı olumsuz etkinin altını çizdi. Hüseyin Yıldırımoğlu, pandemi nedeniyle yoğun bakımdaki yatakların bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucuyla kanıtlamanın bağışların düşmesine sebep olduğunu ifade etti.

Hayata Bağış Derneği Başkanı Hüseyin Yıldırımoğlu, Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Mümin Uzunalan ve Koç Üniversitesi Hastanesi Böbrek ve Pankreas Nakli Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Koçak, 3-9 Kasım Dünya Organ Bağışı Haftası’na özel konuştu.


İstatiksel olarak bakıldığında her gün listelerde organ bekleyen hastalardan yaklaşık 30’unu kaybettiklerinin altını çizen Hüseyin Yıldırımoğlu, “Organ bekleyen yaklaşık 27.000 hastamız var, bununla birlikte rakamların çok kolay telaffuz edilmesinden bizler rahatsızız. Bekleyen hastalara vaka ya da rakam yönünden bakmak işin kolay ve vermek istediğimiz mesajı kapsamadığını düşünüyoruz. Bizler bekleyenler için bu rakamların her birinin ayrı hikayeleri, aileleri, arkadaşları, meslekleri kısacası her birinin insan olduğu ve bir hayatın kıymeti biçilemezken her biri çarpı binler olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Olaya böyle bakıldığında bir aile, bir ev, bir apartman, bir sokak, bir mahalle hatta bir şehir dolusu insanın organ beklediğini görüyor ve biliyoruz.” dedi.

Pandemi sürecinin organ bağışı etkisi üzerine konuşan Hüseyin Yıldırımoğlu, “Kadavradan organ nakli, koronavirüs nedeniyle yoğun bakımdaki yataklarının bir bölümünün koronavirüs hastalarına ayrılması, beyin ölümü tespit edilen ve ailesi tarafından organ bağışlayanların koronavirüsü taşımadığını iki kez negatif test sonucu ile kanıtlama süreçleri organ kullanım oranlarında ve organ bağışlarında düşüşe neden oldu. Pandemi döneminde her iş sektöründe değişkenliklere uyum sağlama sağlık sektörü için de geçerli.” diye konuştu.

Bilgisi olmayanların organ bağışı konusunda yanlış yönlendirmelerde bulunduğuna dikkat çeken Hüseyin Yıldırımoğlu şöyle konuştu: “Bunun önüne geçmek için organ bağışı ve nakli konusunda bizlerin daha fazla gerçekleri şeffaf biçimde insanımıza anlatmamız gerekiyor. Organ bağışı konusunda yapılan anket çalışmalarında insanların sağlık sistemine karşı olan kaygıları nedeni ile ani bir kaza veya travma geçirdiğinde cebinden organ bağışı kartı çıkması durumunda kendisinden çok çabuk vazgeçileceği konusunda endişelerinin olduğu tespit edilmiş. Bu mantıkla yoğun bakım yatağında yatan her hasta potansiyel organ bağışçısı olarak gözükür. Bizler her fırsatta beyin ölümünü anlatmaya çalışıyoruz, beyin ölümünün gerçek ölüm olduğuna, geri dönüşümün mümkün olmadığına ve organ dağıtımının Sağlık Bakanlığı tarafından şeffaf şekilde adaletlice dağıtıldığını anlatmaya uğraşıyoruz. Organ herhangi bir yerden satın alacağımız bir obje değil, tek kaynağı insan ve o insanın yapacağı bağışın doğru yere gideceğine inanması ve endişelerinin kaybolması ancak eğitim ve bilgilendirme yoluyla olur. Dernek olarak yaptığımız her etkinlikte amacımız bir kişiye ulaşmak. Bir insanın bakış açısını pozitif olarak değiştirebilirsek bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en büyük manevi tatminimiz olacaktır.”


Organ bağışında yakınlarının mutlaka onay vermesi gerekiyor

Hayatını kaybetmiş her insandan organ bağışının mümkün olmadığını ifade eden Mümin Uzunalan, “Kadavradan organ bağışı için ölümün yoğun bakım şartlarında, vaka suni solunum cihazına bağlıyken gerçekleşmesi gerekir. Ölen kişinin yakınlarının da organ bağışına rıza göstermesi lazım. Kişi sağlığında organlarını bağışlasın ya da bağışlamasın ülkemiz mevzuatına göre mutlaka geride kalan yakınlarının da onay vermesi şarttır.” diye konuştu. Organ nakli için hastaların bekleme süresiyle ilgili net bir zaman vermenin çok zor olduğuna dikkat çeken Mümin Uzunalan, “Canlı vericileri olan hastalar kısa sürede organ nakli imkanına kavuşuyorlar. Ancak canlı vericilerden nakil yapılabilen organlar yalnızca karaciğer ve böbrektir. Gerek canlı vericisi olmayan hastalar gerekse kalp, akciğer, pankreas ve ince barsak yetmezliği yaşayan hastalar için beklenecek zaman belirsizdir.” açıklamasında bulundu.

Organ naklinin bekleme süreci hem hastalar hem de yakınları için çok zorlu geçiyor


Bekleme sürecinin hastalar ve yakınları için çok zorlu bir süreç olduğuna vurgu yapan Koç Üniversitesi Hastanesi Böbrek ve Pankreas Nakli Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Koçak, “Bağışçıların nakilden çekinmemesi gerekiyor. Çünkü nakillerin zamanında gerçekleştirilmemesi hastaların sağlığı açısından daha büyük problemlere neden olabilir. Bu önlemler sayesinde nakiller yapılabilmektedir. Hastalarımızın bu noktada organ naklinden çekinmesine gerek yoktur. Öte yandan ülkemizde ne yazık ki kadavradan organ bağışı sayıları da çok düşük. Son yıllarda küçük de olsa artışlar var ama beklentiyle kıyaslandığında arada ciddi farklar bulunuyor. Bunun sonucu olarak da hastaların bekleme süreleri uzuyor, hastalıkları ilerliyor ve bu durum diğer organlarına da zarar vermeye başlıyor. Zaman zaman hastaneye yatarak tedavi olmak zorunda kalmakta, bu yatışların sayısı ve her yatışın ağırlığı gittikçe artmaktadır. Kronik organ yetmezlikleri, hastaların aileleri için de çok sancılı bir süreç. Hastalığın safhalarına bağlı olarak aile yaşantıları; iş gücü kaybı, eğitim-öğretimden uzak kalma, çocuklarda büyüme-gelişme geriliği, ruhsal çöküntüler, sosyal hayattan kopma hatta hastaneye bağımlı bir yaşama bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir.” dedi.

Koronavirüs sürecinde organ bağışında yaşanan düşüşe de ayrı bir parantez açan Prof. Dr. Burak Koçak, “Pandemi dönemi özellikle kadavradan organ bağışlarını olumsuz etkiledi. Yoğun bakım yataklarının giderek artan doluluk oranları, bağışçılara kaçınılmaz olarak yapılması gereken koronavirüs taramalarının süreci uzatması, ailelerin süreç hakkında bilgilendirmelerinde yaşanan aksaklıklar gibi bazı nedenlerden bahsedilebilir. Buna karşın, canlı organ bağışçıları için aynı durumlardan bahsetmek mümkün değil. Sevdiklerini yeniden sağlığına kavuşturma arzusundaki vericiler güçlü bir motivasyonla karşımıza çıkıyor. Bizler de onların sağlıklı bireyler olduklarının ve planlanan ameliyatın, ameliyat sırasında ve hayatının kalanında onun sağlığına zarar vermeyeceğinden emin olmamız gerekir. Bu amaçla birçok test ve değerlendirme modern tıbbın uygulamalarına bağlı kalarak yapılıyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zor günler geçirmemize sebep olan pandemi şartlarının getirdiği ek önlemler de elbette sıkı sıkıya uygulanmaktadır.” diye konuştu.

SERAMİKLERİYLE YENİ BİR IŞIK: EBRU GÜNEL

Yeni ve genç yetenekleri, özellikle de işlerini tutkuyla yapan kişileri keşfetmek çok önemli benim ve içinde bulunduğum platform için. Önce çok yetenekli Arzum Orhan ile başladı yolculuğumuz sonrasında kendisinin bize tanıttığı Ebru Günel’le bir araya geldik. Bir araya geldik dediysem, anca uzaktan uzağa pandemi şartları sağ olsun 🙂

Devamını Oku

TİYATROLAR ÖL(DÜRÜLÜ)ÜYOR!

Ne hıncımız varsa sanattan çıkarmaya alışmış bir ülkeyiz. Seçim olur sanat darbe yer, ekonomik kriz olur sanat darbe yer, pandemi olur sanat darbe yer…

Devamını Oku

Tek Tıkla Tahsilat Yapabilen Teknopark Onayı Aldı

Online ödeme yapma seçeneği sunan ilk web tabanlı uygulama Ovinot, yazılım geliştirme projesi için teknopark onayı aldı. Ovinot otomatik makbuz özelliği ile her ay sürekli kesilen makbuzların belirlenen tarihlerde düzenli olarak otomatik kesilmesini sağlıyor.Devamını Oku

AHH EYLÜL…

Yaz bitti, tatil sezonu kapandı. Evlere dönüldü, kesintisiz koşuşturma başladı. Peki 2020 yılının yazını nasıl geçirdik?Devamını Oku

Amazon’da Evcil Hayvan Ürünleri Kategorisi Açıldı

amazon.com.tr, Evcil Hayvan Ürünleri kategorisini hizmete açtı. 300’ü aşkın markadan ürünlerin sunulduğu kategoride mama, kum, oyuncak, aksesuar, mama kabı, giyim ve bakım ürünleri, yatak ve taşıma kafesi gibi 25 binden fazla seçenek tüketicilerle buluşuyor.

amazon.com.tr’nin Evcil Hayvan Ürünleri kategorisinden alışveriş yapan evcil hayvan sahipleri Acana, Dreamies, EverClean, Gimcat, Gimdog, N&D, Orijen, Pisi Pisi, Trixie ve Whiskas gibi popüler markalardan yüzlerce ürüne açılışa özel yüzde 50’ye varan indirimlerle sahip olabiliyorlar.

Ek olarak, HAYTAP iş birliğiyle gerçekleştirilen iyilik hareketi kapsamında tüketiciler HAYTAP tarafından belirlenen mama ihtiyaç listesindeki ürünlerden istediklerini amazon.com.tr aracılığıyla kuruma bağışlayabilecekler.

Evcil Hayvan Ürünlerinin Tek Adresi: amazon.com.tr, 

amazon.com.tr, Evcil Hayvan Ürünleri kategorisinin açıldığını duyurdu. Geniş ürün yelpazesinin sunulduğu kategori, hayvanseverleri kedi, köpek, kuş, balık gibi birçok evcil hayvanın ihtiyaç duyabileceği seçeneklerle buluşturuyor.

Mamadan tasmaya, oyuncaktan giyim ve bakım ürünlerine, akvaryum bitkilerinden hava sirkülasyon motorlarına 25 binden fazla ürünün yer aldığı kategoride Lider, Reflex, Bonnie, Enjoy gibi yerli markalardan Pedigree, Royal Canin, Bibau, Trixie, Acana ve N&D gibi global firmalara 300’den fazla markanın ürünleri hızlı ve güvenli teslimat seçeneği ve cazip fiyatlarla tüketicilere sunuyor.

 

Amazon.com.tr Ülke Müdürü Richard Marriott, “Müşterilerimiz artık evcil hayvanlarının ihtiyaçlarını da sıra bekleme ya da ağır mama poşetlerini taşıma derdi olmadan Amazon.com.tr’nin geniş ürün yelpazesi, güvenilir alışveriş deneyimi ve hızlı teslimat olanaklarından yararlanarak birkaç tıkla karşılayabilecekler. Amacımız tüm müşterilerimiz gibi evcil hayvan sahiplerinin de ihtiyaç duydukları ürünleri mümkün olan en hızlı ve güvenilir şekilde onlara ulaştırarak destek sağlamak. Bu doğrultuda, yerli ve yabancı birçok seçkin markanın ürünlerine yer verdiğimiz Evcil Hayvan Ürünleri kategorimizde binlerce seçenek sunuyoruz. Müşterilerimizin tüm talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ürün gamımızı genişletmeye devam edeceğiz,” dedi.

 

Bunun yanında, Amazon.com.tr HAYTAP (Hayvan Hakları Federasyonu) iş birliğiyle gerçekleştirdiği iyilik hareketini de duyurdu. İş birliği kapsamında tüketiciler, Amazon.com.tr üzerinde oluşturulan HAYTAP mama ihtiyaç listesinden istedikleri ürünleri Amazon.com.tr aracılığıyla Türkiye genelindeki bakımevlerine gönderebilecek; ihtiyacı olan hayvanlara hızlı ve güvenli bir şekilde destek olabilecek.

Evcil Hayvan Ürünleri kategorisinden alışveriş yapan Amazon.com.tr müşterileri Acana, Dreamies, Enjoy, Gimcat, Gimdog, King, N&D, Orijen, Trixie ve Whiskas gibi popüler markalardan yüzlerce ürüne açılışa özel yüzde 50’ye varan indirimlerle sahip olabiliyorlar.

Detaylı bilgi için: www.amazon.com.tr/gp/browse.html?node=20230635031

HANGİ BÖLÜMLERDE OKUYAN İŞSİZ KALMIYOR?

Tercih süreci devam ediyor. Meslek tercihlerini belirleyen adaylar en doğru üniversiteyi seçmek için her detayı titizlikle inceliyor.

Devamını Oku

INFLUENCERLAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?

Reklam tarzı, havada uçuşan ütopik rakamlar ve farklı yaşam tarzlarına konuk olmamızı sağlayan yapısıyla sosyal medyanın hayatımıza kattığı en önemli kavramlar arasında influencer dünyası. Çoğu markanın vazgeçilmez stratejileri arasında yer alan influencer kampanyaları sayesinde gelişen, geliştikçe de kendini farklı bir noktada konumlayan apayrı bir kültür.

Influencer Ne Demek?

Kelime anlamıyla “etkileyen” olarak çevirebildiğimiz influencer, anlamının karşılığını vererek insanları etkileme gücü bulunan, hayatlara ve tercihlere yön veren şeklinde ifade edilebilir. Günümüz koşullarında bir kavram olarak ortaya çıkmasının en önemli aracı da sosyal medya. Özellikle Instagram üzerinden farklı içeriklerle takipçi sayısını arttıranların almış olduğu küçük reklamlar neticesinde bir popülerite halinde dönen bu kavram, zaman içerisinde tüm sosyal medya kaynaklarına doğru yayıldı.

Bitmeyen Bir Ego Dünyası

Ünlülerin hayatında bildiğimiz yüksek reklam ücretleri, az iş ama çok para mantığı influencer dünyasında da bir ego olarak yer alıyor. Özellikle mütevazi yaşam tarzından gelerek, sadece takipçi sayısını arttıranların gelirinin yanında egosu da besleniyor ve bitmek bilmez bir ego dünyasının kapıları açılıyor. Genelleme yapmak her konuda olduğu gibi bu alanda da yanlış olsa da ön plana çıkan belli başlı durumlar sebebinde, influencer dünyasının bir egolar yarışına dönüştüğünü söylemek mümkün.

Influencer’ların en büyük özellikleri markalarla serbestçe çalışabilmeleri. Markaların kendi pazarlama stratejilerine uygun olarak belirlenen isimlerle birlikte markalar daha çok kişiye ulaşırken, influencer’lar için de kaynak artıyor. Özellikle 2016 yılından bu yana artan bu reklam ve iletişim sistemi neticesinde vazgeçilmez olduklarını kavrayan isimlerin, sosyal medya dışındaki alanlarda da egolarını yarıştırdıklarını söylemek mümkün.

Markalar Doğru Mu Yapıyor?

Çok büyük prodüksiyonlar, görüntü kalitesi yüksek çekimler, standlar, afişler gibi yüksek bütçeli reklamların yerini alan influencer kampanyaları teks eferde çok daha fazla kişiye ulaşmanın önünü açıyordu. Bir ‘özenme’ kültürünün sonucu olarak sosyal medya kullanıcıları için harekete geçirici olan bu reklam kampanyaları, markaların çok fazla işine yaradı.

2016-2019 yılları arasında sektördeki tüm influencerlarla çalışmak için yarışan markalar, çok da etkili seçenekleri neticesinde reklam sektörünün bir parçası oldu. Fakat 2020’ye gelindiğinde işler biraz daha değiştir. Influencer olmaktan çıkıp artık en çok bilinen ünlülerden bile daha ön planda yer alan isimler haline gelen influencer’lar beraberinde düşmanlığı da getirdiği için artık çok etkili olmamaya başladılar. Markaların tek bir isimle uzun süre çalışması daha ön planda yer almaya başladı.

Her Markanın Yüzü

Markaların ve influencer’ların ortak hatası çeşitlilik oldu. Her ne kadar her alanda etkileşim mümkün olsa da infleuncer’ların para ya da bilinilirlik için rakip markaları bile aynı anda kabul etmiş olması bir kaos ortamı yarattı. Bugün Flormar’ın ojesini tanıtan aynı yüz yarın Golden Rose’un ojesini tanıttığında kendi güvenilirliğini kaybettiği gibi markanın da dengesini sarsmış oldu. Bu durum hala devam etse de eski sistemde olduğu gibi reklam konusundaki sadakat durumu çok daha önemli bir noktaya geldi. Bu yüzden markaların ‘yüz’ konusunu daha iyi kullanması gereken bir döneme doğru evrildiğimizi söylemekte fayda var.

Sonsuz Bir Yargılama Dünyası

Çok küçük işlerden gelen büyük paraların neticesinde yaşam tarzlarını da daha rahat izlediğimiz influencer’lar için de durumun belli noktalarda zorlaştığını söylemek zorundayım. Sosyal medyanın beraberinde getirdiği linç kültürü ve herkesin herkese istediği hakareti yazabilmesi gibi haksız bir özgürlük alanı varken, her şeyiyle ön planda olan influencer’lar da bu okların hedefi oluyor.

Çok basit bir örnekle açıklamak gerekiyor. Seversiniz, sevmezsiniz, isim önemli değil. Benim de çok takip ettiğim bir isim olmasa da bir influencer kendi sosyal medya hesabına koymuş olduğu shop’lu fotoğrafının ardından 1 saat sonra sosyal medyada olduğu gibi magazin tarafından da orijinal fotoğrafları yayılarak adeta yargılanmaya başladı. Sonrasında yaptığı açıklamayla mantıksız ve çelişkili ifadelerde bulunsa da hiçbirimizin yargı seviyesini sıfırın altına düşürmeye hakkı yok. Yani eksilerde dolaşan bir kalitesizlikle shop ile fotoğraf paylaşan kimseyi yargılamak, kimseye hakaret etmemek gerekiyor.

Az takipçili, kendi halinde herhangi bir arkadaşınız shop’lu fotoğraf paylaştığında yargılama seviyeniz ne derece oluyor? Hangi sınırlarda eleştiriyorsunuz? Ağzınıza alınmayacak lafları söylüyor ya da hedef haline getiriyor musunuz? Bu sorular git gide uzayıp gidiyor

Hakaret Özgürlüğümüz Yok

Kaliteli içerikleriyle var olan ya da daha kabul edilemez yaşam tarzıyla influencer dünyası vazgeçilmez noktamız. Markaların ne derecede önem verdiğinin dışında influencer kavramının en önemli sebebi aslında bizler, yani takipçileriz. Kazandıkları paralar, yaşam alanları, kültürleri ya da tarzlarıyla her ne kadar sevmesek de HAKARET ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ YOK. Düşüncelerimizi belirtme, yorum yapma hakkına ne kadar sahipsek, hakaret ya da küfür etmek hakkına da o kadar sahip değiliz.

Influencer sektörü zaman içerisinde nereye evrilir bilinmez ama sosyal medyanın verdiği özgürlükleri ve fırsatları yanlış değerlendirdikçe toplumsal yozlaşmanın hızlanacağından da şüphe etmemek gerek.

 

 

1 2 3 5