Güncel

BİR DEVLETİN SÖZLEŞME İLE İMTİHANI

İstanbul Sözleşmesi diyoruz, nedir, neyi kapsar, taraf olanların neden taraf, karşı çıkanların da neden karşı olduklarını anlamak üzere; İstanbul Sözleşmesi neyi ifade ediyor, yakından bakmak […]

KORONAVİRÜSE BAYRAM ETTİRMEYELİM

Solunum Derneği TÜSAD, Covid-19’un etkileri sürerken Kurban Bayramı’nda başta mesafe olmak üzere uyulması gereken tedbirleri bir kez daha hatırlattı.

KABAK TADINI GEÇELİ ÇOK OLDU

Bu yazı kafamda başka şekilde belirmişti aslında. Fenadır ki, bizler çoğu şeyi en abes haliyle hatta daha dramatik şekliyle, kez be kez yeniden yaşar bir […]

HERKESİN HÜKÜMRANLIK ALANI: KADIN BEDENİ

Kadınsanız bedeniniz “kamuya açık”, herkesin, her zihniyetten erk’eğin söz hakkına sahip olduğu, bilinçaltlarında bastırdıkları, yetersizliklerinin su yüzüne çıktığı, bunu da kadın/ı/lığı aşağılayarak, değersizleştirerek, ‘daha da […]

Kültür-Sanat

MİLYONER

Gettolarda, varoşlarda, gecekondu mahallelerinde yaşıyorsanız, orada doğup büyümeniz ve hatta mümkünse de orada ölmeniz beklenir…

“Mümessil” Filmi Ağustos’ta Erzurum’da Çekilecek!

Bozdağ kardeşlerin “Boz Yapım” olarak yapımcılığını üstlendiği, Erzurumlu ünlü “Meddah Sanatçısı” Burak Bozdağ’ın başrolünü oynayacağı “Mümessil” sinema filminin kadrosu Erzurum’da büyük bir ilgi ile karşılandı.

MUTLULUK SATIN ALINABİLİR Mİ GERÇEKTEN?

Davide Calì’nin düşlerinden süzülüp Marco Somà’nın fırçasıyla renklenen Bir Kavanoz Mutluluk, minik okurlarıyla birlikte tam da bu can alıcı sorunun izini sürüyor.

REKOR SÜREDE FONLANAN “HER ŞEY, TASARIM” KİTABI OKUYUCUYLA BULUŞTU!

Sence tasarım nedir? Bir giysi tasarlamak mı? Yoksa bir arayüz mü? Kitabın ilk sayfasına, “Daha iyisini yapmak için çabalıyorsan sen bir tasarımcısın.” önermesiyle başlayan SHERPA […]

Kariyer Haberleri

Artan Talep Sonrası Tukaş Gıda’dan 525 Milyon TL Değerinde Yatırım

Konserve ve salça pazarının 58 yıllık en büyük oyuncularından biri olan Tukaş Gıda, Manyas, Torbalı ve Akhisar fabrikalarından sonra dördüncü üretim tesisini Niğde Bor Organize […]

YÜZBİNLERCE SERBEST MESLEK’Lİ e-SMM’Lİ OLDU!

Ülkemizde elektronik belge uygulamaları ile ilgili düzenlemeler giderek yaygınlaşıyor.

Elidor Udemy iş birliği ile Genç Kadınlara Binlerce Udemy Eğitim Kodu

Elidor, genç kadınların geleceklerine değer katacak kişisel gelişim eğitimleri için Udemy çevrimiçi öğrenme platformu ile iş birliğini, gösterilen ilgi nedeniyle 15 Temmuz’a kadar uzatıyor.

İHRACAT YENİ NORMALE REKORLA BAŞLADI

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), haziran ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Türkiye’nin ihracatı 2020 yılı haziran ayında yüzde 15,8 artışla 13 milyar 469 milyon dolar oldu.

Hayata dokunan röportajlar…

Dijital Pazarlamada Kullanıcının Tekilleştirilmesi Çok Önemli!

Entegre Dijital Pazarlama Platformu Setrow’un Yönetici Ortağı Turgut Taneli, dijital pazarlamanın geldiği yönü anlattı.

Gezi’nin Muhteşem Muzip Kadını: Mücella Yapıcı

Bundan yedi yıl önce Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmemesi için başladı Gezi Parkı direnişi…

SANAT DOĞASI GEREĞİ SIRA DIŞIDIR!

‘Kadınların iş hayatının içinde olmasının hastasıyım. Hatta keşke çalışma arkadaşlarımın tümü hep kadın olsa dediğim çok oldu. Kadın da aynı sanat gibidir.’

BARIŞ İMZACISI CAN CANDAN

Can Candan ismini duymayanınız var mıdır bilemiyorum.

BAŞ ÖĞRETMEN KORONA MI?

Yaz beklerken, kış yaşıyoruz! Dünyanın bilmem neresi için hayallerimiz vardı. Yeni arabalar, evler, maceralar, tatiller, aşklar, heyecanlar, elbette ki bütçelerimiz veya hayallerimiz de doğrultusunda…Devamını Oku

BCB NETWORK’un BCBTALKS SÖYLEŞİLERİ BAŞLADI

Boğaziçi Consultants for Business (BCB) Network için Robert Kolej Mezunlar Derneği ile düzenlediği değişen dünyanın yarattığı kaygıları, heyecanları ve olanakların konuşulduğu BCBTALKS söyleşileri Robert Koleji Mezunları Derneği’nde gerçekleştirildi.

Devamını Oku

“PANDEMİ DÖNEMİNDE HABERCİLİK” ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU

İstinye Üniversitesi öğrencilerinin verdiği oylar sonucu belirlenen #İstinyeli Ödüllerinin, “Pandemi Döneminde Habercilik” alanında kazananları belli oldu. Kazanan habercilerin onurlandırıldığı ödül töreni, 10 Ağustos 2020 Pazartesi günü 19:00’da İstinye Üniversitesi Kongre Merkezi’nde gerçekleşti.

Devamını Oku

PEPSICO TÜRKİYE’DE HEDEF YÜZDE 100 YENİLENEBİLİR ENERJİ

PepsiCo Türkiye, global olarak belirlenen yüzde 100 yenilenebilir enerji hedefi doğrultusunda Suadiye, Manisa ve Tarsus fabrikalarında yaptığı solar yatırımlarıyla; yıllık ortalama 2.120 megawatt saat elektrik üreterek, yaklaşık 1.425 evin elektriğine karşılık gelen 8.900 ton karbon emisyonunu azaltıyor.

Devamını Oku

MİLYONER

Gettolarda, varoşlarda, gecekondu mahallelerinde yaşıyorsanız, orada doğup büyümeniz ve hatta mümkünse de orada ölmeniz beklenir…Devamını Oku

Modern Çağ’ın Nostradamus’u Astrolog Can Aydoğmuş Uyarıyor!

Astrolog olarak “gökyüzü bilimi” astrolojinin kodlarına olan hakimliği ile dünyaca ünlü olan ve sosyal medyadan tüm dünyanın takip ettiği Can Aydoğmuş’un neredeyse tüm öngörüleri “gerçek” olay ya da olaylar zinciri olarak tarihe geçti. Can Aydoğmuş’un, astrokartografik olarak tutulmaların etkisi gerçekleşebilecek olaylara dair tahminleri, öngörüleri ve uyarıları tüm dünya tarafından takip ediliyor.

Devamını Oku

BİR DEVLETİN SÖZLEŞME İLE İMTİHANI

İstanbul Sözleşmesi diyoruz, nedir, neyi kapsar, taraf olanların neden taraf, karşı çıkanların da neden karşı olduklarını anlamak üzere; İstanbul Sözleşmesi neyi ifade ediyor, yakından bakmak hele de şu günlerde üzerindeki spekülasyonlar artmışken, öncelikli hale geldi.

Bu vesileyle her iki taraftan da net bilgi sahibi olmayanlar varsa, onlara okuma fırsatı vermiş olalım düşüncesindeyim. Destekleyenlerden de kabaca fikri olup, derine inmemiş olanlar mutlaka vardır. O sebeple, kişisel yorumlarımı kısa tutarak, maddeleri de mümkün olduğunda öze indirgemeye çalışarak konuya dönüyorum.

İstanbul Sözleşmesi Nedir?

Madde 1- Sözleşmenin Maksadı;

  1. a) Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak.
  2. b) Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak.
  3. c) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak.
  4. d) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak.
  5. e) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbirleriyle etkili biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Madde 2- Sözleşmenin Kapsamı;

  1. Bu sözleşme aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınları orantısız biçimde etkileyen, kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacaktır.
  2. Taraflar bu sözleşmeyi tüm aile içi şiddet mağdurları için uygulamaya teşvik edilir. Taraflar bu sözleşmenin uygulanmasında, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarına özel olarak dikkat göstereceklerdir.

837d18ef-12bc-450f-955a-53bc17fbf3e6

Fatoş Erdoğan / Kadıköy

Madde 3- Tanımlar;

Bu sözleşme maksadıyla;

  1. “Kadına karşı şiddetten”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim; ister kamu, ister özel  yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya  özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya  da ekonomik  zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır.
  2. “Aile içi şiddet”, eylemi gerçekleştiren, mağdurla aynı ikametgahı paylaşmakta olsun veya olmasın veya daha önceki eşler ve/veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik veyahut ekonomik şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır.
  3. “Toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır.
  4. “Kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, bir kadına karşı, kadın olduğu için yönetilen veya kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet olarak anlaşılacaktır.
  5. “Mağdur”, a ve b fıkralarında belirlenen davranışlara maruz kalan herhangi bir şahıs olarak anlaşılacaktır;
  6. “Kadın” terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır.

Madde 4 Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık  Yapılmaması;

  1. Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse de özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
  2. Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
  • Ulusal anayasalarında veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil edecek ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini  temin edeceklerdir.
  • Yerine göre, yaptırımların uygulanması yolu da dahil olmak üzere, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayacaklardır.
  • Kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamalar yürürlükten kaldırılacaktır.
  1. c) Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din siyasi veya başka türlü görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal  azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık  durumu ,engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi  bir temele dayalı olursa olsun, ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.
  2. d) kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.

Madde 5- Devletin Yükümlülükleri ve Titizlikle Yapması Gereken İnceleme ve Araştırmalar;

  1. Taraflar kadınlara karşı herhangi bir şiddet eylemine girişmekten imtina edecek ve devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve Devlet adına hareket eden diğer aktörlerin, bu yükümlülüğe bir biçimde hareket etmelerini temin etmelerini, temin edeceklerdir.
  2. Taraflar, devlet dışı aktörlerce gerçekleştirilen ve bu Sözleşmenin kapsamı dahilindeki şiddet eylemlerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması ve bu eylemler nedeniyle tazminat verilmesi konusunda azami dikkat ve de özenin sarf edilmesi için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

Sözleşme Kadınlar ve Toplumsal Hayat İçin Zaruridir

Yukarıda, ilk 5 maddesini verdiğim İstanbul Sözleşmesi’nin tanımının genel hükümlerini, devlet/ler/ in ödev ve yükümlülüklerinin ne derece bağlayıcı olduğu görülmektedir.

Yine görmekteyiz ki; salt kadın, kadına karşı şiddet, aile içi şiddete yönelik de değildir. 4. Maddenin, c bendinde de tarif edildiği gibi; her tür azınlığın, engellinin, göçmen ve mültecilerin de baskın gruplarca ezilmesinin önüne geçerek, bahsi geçen grupların koruma yükümlülüğü hatırlatılmaktadır. Bu yönüyle de İstanbul Sözleşmesi’nin yitirilme riski, sadece kadınlar için büyük kayıplar doğurmayacaktır…

8b2092b1-c6ac-41fb-abdf-18d170030afa

Fatoş Erdoğan / Kadıköy

Sözleşmeden çekilmek, toplumsal dinamikleri de tetikleyecek, zaten iyice bozulan dengelerin, “çoğunluk” kefesinin daha da hoyratlaşmasına yol açacaktır…

İlk 5 maddesiyle birlikte, ara ara bütünüyle kuşkusuz ki kazanım olan Sözleşme’nin farklı bazı maddelerinin de altını çizeceği gerçeğiyle; “aile bütünlüğünü  bozmak” yahut da şiddet uygulamış, uygulamaya elverişli erkek/ler haricinde kimseyi “mağdur etmek” gibi bir temeli yoktur…

Kadın/lar/a güvence sağlamak, hangi türlü olursa olsun şiddetin önüne geçme yükümlülüğü, mağdur olan taraf kadınsa; haklarının korunması, vücut ve ruh bütünlüğünün öncelenmesi, fail/ler/in cezalandırılması ödevi, 21. yy’da pek tabii devletin görevidir…

Kaldı ki, şiddetle anılma gösteren hangi aile kutsaldır? Erk’ek baskın olma gücünü, kadını hiçleştirerek, aile fertlerini örseleyerek mi sağlayacaktır? “Aile bütünlüğü bozulmasın” diye, kaç kadın ölüm başta olmak üzere; fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz bırakılacak?

Sözleşmenin, bir önemli diğer yanı ise; kadının korunması için, ille de evlilik zaruriyetin ortadan kaldırıyor olup,” aynı evi paylaşma” kıstasının da altının çizilmiş olmasıdır. Buna itiraz etmeleri, kendi pencerelerine göre “mantıklı.”

Toplumsal cinsiyete vurgu yapıyor oluşu, vurguyla beraber; “kadın erkek eşitliği”nin sıkça altını çizmesi; kadını birey kabul etmeyen karşı cenah için, başka bir kanıya çıkma nedeni olsa gerek.

adc4f057-c8b5-41d4-b0e6-d7e3d44ff15e

Fatoş Erdoğan / Kadıköy

Cinsiyet Kimliği ki ilk kez Türkiye Devleti’nin de imzacısı olduğu bir sözleşmede, karşılarına çıkması rahatsız etmemiştir umarım? Bırakın adının geçmesini; ’yasal güvence altına alma’ mecburiyeti de uykularını kaçırıyor mudur acaba? Bir kez adının geçmesi bile; ”toplumu eşcinsel yapacaklar” teranesine yol açtığına göre, gerisine izahat yok…

Sanki, tüm antlaşmalara, sözleşmelere harfiyen uyulmuş da, bir sözleşmeye imza koymayla; tüm hetero kadın ve erkeklere, ‘imzacısınız, gey olmalısınız’ diye dayatılmaktadır…  Kazın ayağının başka türlü olduğu zati su götürmez…

Önemlilerden Seçkiler

Madde 32- Zorla Evlendirilmelerin Doğuracağı Hukuku Sonuçlar; taraflar mağdura gereksiz bir parasal veya idari yük getirmeksizin, zorla gerçekleştirilen evliliklerin geçersiz ve hükümsüz kılınabilmesini veyahut  sona erdirilmesini temin edecek yasal ve de diğer tedbirleri alacaklardır.

Madde 36- Irza Geçme De Dahil Olmak Üzere Cinsel Şiddet Eylemleri:

1)Taraflar aşağıdaki kasten gerçekleştirilen eylemlerin cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

  1. a) Başkaca bir insanla, rızası olmaksızın ,herhangi bir vücut parçasını ve/veya cismi kullanarak, cinsel nitelikli vajinal, anal veya pehetrasyon gerçekleştirmek;
  2. b) Bir insanla, rızası olmaksızın cinsel nitelikli diğer eylemlere girişmek;
  3. c) Başka bir insanın, rızası olmaksızın üçüncü bir insanla, cinsel nitelikle eylemlere girmesine neden olmak.

2) Rıza, mevcut koşullar bağlamında değerlendirilmek üzere, şahsın özgür iradesi sonucunda gönüllü olarak verilmelidir.

3) Taraflar 1. Fıkrada yer alan hükümlerin aynı zamanda iç hukukta kabul edilmiş olan, eski ve mevcut eşlere veya birlikte yaşayan bireylere karşı gerçekleştirilmiş eylemler için de geçerli olmasının temin edilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. (Geçmişe dönüklük ve birlikte yaşayanlar içinde vurgusu yapılması şahane.)

Madde 61- Zorla Geri Göndermeme;

  • Taraflar, uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri uyarınca geri göndermeme ilkesinin tanınması için yasal veya diğer tedbirleri alacaklar.
  • Taraflar, satüsü ve ikametgah durumuna bakılmaksızın, korumaya muhtaç, kadına şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında olabileceği veya işkence veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir Mülkiye hiçbir  durum altında iade edilmeyeceklerini  güvence altına almak üzere gerekli yasal veya diğer önlemleri alacaklardır.

Genel olarak birlikte göz attığımız, bütün maddelerde göstermiştir ki; büyük mücadelelerle elde ettiğimiz, kağıt üzerinde bile olsa kazanılmış haklarımız geru alınmak istenmekte, başta iktidar çevresi ve cenahları “kadının” adını duymaktan dahi irite olmaktadırlar… Kaldı ki, kadın sorunsalı, kadına dair işlenen suçların bahsi açılmasın…

Demeye Devam Ediyoruz…

Biz, başta kadınlar olmak üzere, tüm hak savunucuları, binlerce kadının kanıyla kazanılan, İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atmanıza izin vermeyeceğiz…

Yürürlüğe girdiği 6 yıldan beri, yasalarca tam eşitlik sağlanamamış olsa bile, söz konusu olan; canımız, ırzımız, ruhsal, ekonomik bütünlüğümüz ise iç hukuk yolları tükenirse, uluslararası arenada savaşımızı vermeye devam edecek, sizler haklarımızı tanıyana kadar da, her türlü cezayı almanızı sağlayacağız…

Bilmekteyiz ki; birey olmamız, kadınların “birey” olması, tüm azınlıkların eşit ve adil bir yaşam  talebi, sizlerde büyük rahatsızlık yaratmakta.

Temcit pilavı gibi, hele de yönetişimsizlik kaynaklı her sıkıştığınızda; İstanbul Sözleşmesi’nin feshi için girişimlerde bulunmaktasınız, nabız yoklamaları yapmaktasınız lakin çabalarınız beyhude…

ed09cebe-73fd-44a2-b5e7-f471a65d22b4

Fatoş Erdoğan / Kadıköy

Son çabanıza tepki olarak, yurdun dört yanında kadınlar, insan hakları savunucuları, uzun süredir sosyal medya, 5 Ağustos’ta da sokaklara, meydanlara inerek; yine “susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” demekten geri durmadılar…

Bilmelisiniz ki ve öğrendiğiniz üzere de kadınlar haklarından vazgeçmeyecekler… Tüm toplumsal muhalefeti sustursanız dâhi kadınların sesini kısamayacaksınız.

İzmir’de de sokağa inen kadınlara, hunharca saldırmanız yine de kadınları yıldırmayacaktır. Kadınların söylediği; ’lütuf değil, doğuştan gelen, en temel haklarımızı istiyoruz’, burada abesle iştigal olan nedir?

Haklı ve en temel istekler için, kadınları “terörize” etmeye kalkma çabanız niyedir? İlk imzacısı da olduğunuz Sözleşme’den doğan hakları için, sokağa çıkmayı sizler zorunlu kılıp, kadınları sokak ortasında sürüklemek hangi yasaya, kanuna sığmaktadır?

İmzaladığınız için, iyi de bilmektesiniz ki; bu Sözleşme sadece kadınları kapsamamaktadır. Bu sebeple kadınlar da dahil, toplumun büyük çoğunluğunca sahiplenilmiş olmakta, öyle kolayca “sıkıldım oynamıyorum” diyemeyeceksiniz… Biline!

İstanbul Sözleşmesi, “demokrasi treni” değildir! Kolayca çiğnenmesine göz yumulamaz! İmzaladığınız süreçte, pazarlama ile “bolca ekmeğini yediğiniz”, ihtiyaç bitince, kendi kemik kadrolarınızı, ortaklarınızı ve de yeniden arayış içine girdiğiniz dini cemaat ayaklarını mutlu etmek adına, heba etmenize göz yumulamaz…

Çocuğu, kadını, engelliyi, göçmeni, mülteciyi, cinsiyet kimliklerini, her türlü azınlığı yasal güvence altına alan yükümlülüklerinizden, ”tereyağından kıl çeker gibi” kurtuluş yok…

Lütfen ama lütfen, bir kez insanlık kazansın, yaşam ve hayat kazansın. Bir kez kendileriniz, küçük zümreniz için değil de, tüm yurttaşlarınıza karşı sorumluluk hissedin… İnsanlık için, yaşamdan yana tavır almanız umuduyla… İstemekle dil eskimez, ricacılık bizden bir şey götürmez.

Şâyet, yine de sesimizi duymamayı seçerseniz, elbet taktir sizin… Sokaklar, kadınların bilmediği yerler değil. Sadece, belki de sizler, kadınların kararlılığını anlamamış olabilir misiniz? Bir kararlılık daha gösterildi. Bakalım önümüzdeki günler nelere gebe? Ayın 13’ü nasıl kararlar alacaksınız? İyilikten yana olmasını umalım. Bizler hålen, güzelliğin ve iyiliğin, yaşamın yanındayız, sizleri de bekleriz…

ŞİDDET BİLİNÇALTINDA MI OLUYOR ?

Pınar, Özgecan, Bahar, Sultan gibi birçok kadının isimleri farklı fakat kaderleri aynı.

Devamını Oku

YAZIN MANTARA YOL AÇAN 8 YANLIŞ!

Özellikle yaz aylarında artış gösteren ve en sık görülen cilt hastalıkları içinde yer alan mantar; kaşıntı, kızarıklık, pullanma, sulantı gibi belirtilerle seyrediyor ve tedavi edilmeyip ilerlediği zaman tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Mantar hastalıkları sık yıkanan, iyi kurulanmayan, aşırı terleyen, bağışıklığı düşük olan, diyabet hastalığı bulunan kişilerle birlikte antibiyotik kullanımında da sık görülür” diyor. Birçok çeşidi olan mantar hastalığının yaz mevsiminde yaptığımız bazı yanlış davranışlar nedeniyle artış gösterdiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar, yazın mantara yol açan 8 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

İyi kurulanmama

Aşırı terleme, sık yıkanma, yüzme, çamaşır ve bulaşık yıkarken uzun süre suyla temas etme sonrası iyi kurulanmamak mantara davetiye çıkarıyor. Mantar enfeksiyonları ıslak ve nemli ortamda ürediğinden cildimizi kuru tutmaya çok dikkat etmeliyiz. Pamuklu çamaşır giymeli, terlediğimizde çamaşırımızı değiştirmeliyiz, çorap seçimi de aynı şekilde merserize ya da pamuklu olmalıdır.

Havuz kenarında çıplak ayak dolaşma

Terlik, ayakkabı ve çorap gibi kişisel kullanım eşyalarının ortak kullanılması, havuz kenarları ve banyoda çıplak ayakla dolaşma en çok yapılan yanlışlar arasında yer alıyor. Özellikle mantar ıslak ve nemli ortamları sevdiği için bu alanlarda çıplak ayakla basan mantarlı kişi mantarları döker, basan kişi mantarı alır.

Sık sabunlanma

Sık sabunlanma, topikal ve sistemik antibiyotiklerin aşırı kullanımı cildimizin asit mantosunu bozuyor. Cildimizin PH değeri ortalama 5,5 civarındadır, sabunların PH değeri yüksektir, 7-9 civarındadır. Sık sabunlanma cildin asit mantosunu bozarak kolaylıkla mantar ürer. Aynı şekilde sık antibiyotik kullanımı da florayı bozar, mantar üreme oranını arttırır.

Şikayetler azalınca tedaviyi yarım bırakmak

Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Mantar tedavisi uzun sürer, gövde ve ayak mantar tedavisi en az 1 ay, tırnak mantar tedavisi tutulumun şiddetine göre 6-9-12 ay sürebilir. Şikayetler azalınca genelde yarım bırakma eğilimi oluyor, süreye mutlaka uyalım. Ayrıca mantar pusuda bekler, müsait ortam bulduğunda tekrarlar, bu yüzden dikkatimizi bu konuya vermeli, önlemlerimizi almalıyız” diyor.

Sokak kedilerini sevince elleri yıkamamak

Bazı mantar türleri direnci düşük, yavru sokak kedilerinden bulaşır. Bu yüzden sokak hayvanlarını elledikten sonra çok dikkatli elimizi yıkamalıyız, özellikle hayvanlarda bölgesel tüylerin dökülmesi mantar hastalığının belirtisi olabilir. Evde beslediğimiz hayvanları da düzenli veteriner kontrolünden geçirmeliyiz.

Dar kıyafet giymek

Genellikle yaz aylarında çok sıkı dar ayakkabı giyilmemeli, ayaklar uzun süre kapalı kalmamalı, kıyafetler de sıkı, dar ve sentetik olmamalı, pamuklu ve bol kıyafetleri tercih etmeliyiz.

Tedaviyi geciktirmek

Mantarda en önemli yanlış tedaviyi geciktirmek, kendiliğinden iyileşmesini beklemektir. Özellikle ayak mantarında, ayak parmakları arasındaki bozulmuş deri bariyeri mikropların girmesine ve bacağın şişmesine neden olur, doku altında bazen damarlara yürüyen enfeksiyonlar gelişebilir.

Sağlık kontrolü yaptırmamak

Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Eğer mantar hastalığı yaygın ve sık tekrarlıyorsa altta yatan bağışıklığı düşüren başka bir hastalığın belirtisi olabilir. Kanser hastalarında, AIDS hastalığında, gebelikte, diyabet hastalarında sık tekrarlar. Böyle bir durum varsa genel muayeneden geçerek sebep tespiti yapılmalıdır” diyor.

YOLDA KENDİNE RASTLAMAK…

İyi akşamlar, güzel kadın! Nasıl da gözlerin çakmak çakmak, ihtiraslı bakıyor hayata… Nasıl da açsın yaşamaya. En deli kanın aktığı yıllar, en hoyrat, en hovarda olduğun dönem. Ne de güzelsin. Taze, diri, cıvıl cıvıl, hayat dolu.

O saçının önündeki sarı perçemin duruyor hâlen. Lisede az mı laf yedin, o höt höt müdüründen? İbreti alem olsun diye, kürsüye çıkarırdı fırçalarken seni. Hakaretler ederken; ‘acaba daha mı önemli hissederdi’, daha ‘büyük adam mı olurdu’, ‘farklılığınla’ alay ederken, herkesin önünde kalbini kırıp akranlarının eline koz verirken?

Koridorları dar gelirdi sana. Sınıf, okul, sistem çökerdi üzerine… Nefesin daralır, her şeye küfrederdin içten içe… Oysa, nasıl da çalışkandın? 3.98 diploma notuyla, kayda gittiğiniz son gün; ”yavrum, bu notla, niye son güne kaldın sen” diyen de aynı okul, aynı sistemdi…

İçinde bilirdin, sezerdin sana boyun eğdirmek isteyeceklerini, o sebeple hiç istememiştin liseyi. Diretmiştin, son güne kadar, “okumayacağım” diye… Renkli kuşlara, yaşam şansı yokmuş, erken öğrettiydi sana hayat…

Birinci seneyi zor tamamlattıydılar. Sık sık, “o neğidüğü belirsiz olan, sen, evet velin okula gelsin” diye az mı anons ettiydi, ‘babacan müdürün?’  Lakap takılmasına, zâten çok küçük yaşlardan beri alışıktın; duymazdın da çoğunu… Hatta, takılmadığında, arkandan fobik cümleler, küfürler işitmeyince yadırgardın… ‘Kendini görünmez mi oldum acaba’ diye dürtmüşlüğün de çoktu…

AHHH BENİM DELİ DİVANE YILLARIM

Pek şıksın, tam etiketsin kıyafetlerinle, saçınla, makyajınla, seksapalitenle. Nereye böyle? Son dönemlerine yetiştiğin gey ağırlıklı, hangi miks bara kavuşma telaşındasın? Gece gece müdavimleri için çok taze, genç bir kadın içinse; çok geç…

Saat 23 civarı; Osmanbey’den Taksim’e yalnız yürümek, riskli artık…  Çalınan kornalar, atılan kimi tatlı sözler, nasıl da ruhunu okşuyor değil mi? Güzelliğinden değil, salt güzelliğinden değil yani, yoksa güzel olmasına güzelsin (dudak bükme hemen) ‘ormanda avlanan aslanlar’, ‘taze et kokusu’ aldılar, körpe ceylanın ürkekliğini hissettiklerindendir.

Gençlik böyle bir şey değil mi? Hissetsen de belanın o korkutan fakat bir o kadar da cezbeden kokusunu, yine de serdeki ‘gözü karalık’, aklını başından alıp; kendini o saatte sokaklara atma gücü verir… Kendinden, gücünden, gençliğinden, belayı savuşturabileceğinden, nasıl da emin olunduğunu iyi bilirim… Gittiğin yollar, benim unuttuğum yıllar oysa ki…

Kim ne söylese de yine önüne baraj çekemeyecek, kendi hatalarını yaşayarak öğreneceksin. Kanamayan yerin kalmayacak, dizlerinin üzerinden yeniden doğrulacaksın. Her kanının damlası, seni biraz daha hoyrat, biraz daha hırçın, daha gücenik, en çok da hırslı yapacak.

Yaşın da genç, her yara çabuk iyileşir(sanıyorsun), tırnaklarını daha da derinine batıracaksın hayatın. Olmadı baştan, yine ve yeniden en baştan başlayacaksın…

Başarının tadını alana kadar durmadan, bir kez başarınca da çıtayı daha yükseğe koyarak, sonsuz devinim halinde yollara, yıllara düşeceksin. Yeni umutlara, düş kurduranların peşine, düşlerin öldürenlerin de aşklara, kavgaya, hayata… Renginin peşinden, rengini bulmaya…

Kadınlığının baharındasın. Açlığın sonsuz… Fethedecek adamlar, yürünecek tozlu yollar, kıracak kalp, kâh birkaç kemiğin, kimi zaman onurun, daha da olmadı tutunduğunda elinde kalan dallar…

Gözlerinde açlığın, arzunun, ihtirasın büyüsü var. En çok da masumluğun… Kadınlığını, cesaretini abartacaksın. Hangimiz abartmadık ki? Her şeyin ‘en’i, sen olmak isteyeceksin. Hakkındır, hakkınız da!

O yıllar öyle yaşanır güzelim, haklısın. Kadın/erkek her şeyin “en”i olma arzusu. Dünyaya kim olduğunu/olmadığını kanıtlama telaşı… Sen/siz, Wonder Women’larsınız, Süperman’lersiniz… En güçlü, en güzel, en delikanlı, en bilgili, en seksi/yakışıklı… Bükülmez bileğiniz…

KENDİME AKIL VEREBİLSEYDİM…

‘Erkek ve seven adam’ demek, yerli yersiz nefes aldırmamacasına; boğmak demek değilmiş… Öfkesine yenik düşmesi değilmiş. Sana sesini yükselttiğinde, el kaldırdığında, ne sen ‘daha kadın, çok sevilen kadın’, ne de o “aşkından deliren adam” olmuyormuş…

Silikleştirip, seni, enerjini emerken küçültüyor, görünmezleştirip, yok ediyormuş… Kalbini günün birinde otasan da ruhunda izleri kalıyor… Öyle adamlar, ‘doğru’, ‘sevilecek’ değil; yolunu değiştireceğin adamlarmış, öğreneceksin…

Dedim ya; her deneyimi kendin öğreniyorsun. Düşe kalka, bâzen en derinine işleyecek yaraların, yine de güçleneceksin… Belki, ne aradığını tam olarak bilemesen de neyi istemediğini/istemediklerini deneyimleyeceksin.

Tek öğüdüm bu olurdu, söz söyleme şansım olsaydı, 20-25  sene önceki bana. Belki bir de, “korkma başaracaksın”, “biraz  daha bağ kurmayı dene hayatla”, “kolay pes etme, yaşamak her şeye rağmen güzel”  diye de not iliştirirdim, şayet ulaşacağını bilseydim; gençliğimin çağıldayan  en deli sularına.

YANYANA GEÇTİK OYSA

O, beni tanımadı. Dönüşeceği kadının, ben olduğundan habersiz; anlık göz göze gelmeyle, biraz mahcup, cüretkâr, saçını attırarak geçti, ‘en kadın halleriyle…’

Kadınların birbirinde bulduğu, “dost bakışlar” ın huzuruyla; gözlerimin içine derin derin baktı. Bir o kadar da ‘bilindik sularda yüzmenin rahatlığıyla’, içten bir tebessümüyle hızlıca geçti yanımdan. Bir zaman tünelinden geçer gibi, ‘yetişeceği acele yerler varmış’ gibi…

Acelesi vardı, haklıydı. Yaşamak gibi, önündeki uzun yılların tadını almak gibi… Kim olduğunu bulmak, olduğu kişiyle barışmak, kendini sevmeyi öğrenmeyi öğrenmek gibi… Dolu dolu, yoğun, yorucu, her şeye rağmen güzel bir ömür.

Yitirdiklerinin yanında, yeni bulacağı dostlar, omuzdaşlar, emin başlayıp, ‘sırmalarının döküldüğünü’ gördükçe vazgeçtiği aşklar. Tümseklerle dolu engebeli yıllar, kendi kanının tadını aldıkça, hırsa dönüşen çıkmaz sokakların aslında birer kapı olduğunu, başarıya ve kendine açılan yollar olduğunu öğreneceği sarhoş edici hayat…

Dün, yolda rastladım kendime, söyleştik sessizce geçip giderken; uzun uzun arkasından baktığım ”ben”e. Özlemekten öte, yürüdüğüm yolları anımsadım, çıkmayı başardığım bataklığı, ödediğim bedelleri, bedele karşılık sunduğum bedenimi…

Evet, hayat kimseye “gül bahçesi vaad etmiyor”du… Benimki/bizimki (trans kadın/erkek ağırlıklı tüm LGBTİQ+ bireyler)  dikenlerinin batmasıyla geçti, kimimiz de gülün kokusunu alamadan, yaşadığını anlayamadan…

Biraz gururla baktım, uğurladığıma, giden gençlik halim olan kadına. Geldiğim yeri, hedeflerim içinde dahi düşünmediğim yerin mutluluğunu yaşadım. Başarabilmiş olmanın, haklı gururunu hissettim, ta derinliklerimde.

Törpülemek harici sivri yanlarımı, ödün vermemenin, kendin olarak kalmanın, kendini bir kaç kez yeniden doğurabilmenin mutluluğuyla sarhoş oldum. Görünmez kollarımla; belki de ilk kez sarıldım, sevgiyle sarıldım kendime… En güzel yanıma, en çirkin bulduğum vücudumdaki tüm noktalarıma, kırılganlıklarıma, yavaş yavaş beliren yaş almanın izlerine…

Gocunmadan, gücenmeden, öfkelenmeden, olduğum/bana dönüşen her şeyime/yerime sarıldım. Kalbime dokundum galiba (giden kadın dokunsa da) yaralarımı , kabuk bağlayanları, belki hiç bağlama ihtimali olmayanları gördüm…

Ben’i gördüm! İlk defa, “aynaya bakmayı”, aynasız yaşadım. Bir o kadar öyle “ben”di ki, öte yandan o kadar yabancıydı ki bana. Yabancıydı; unutulanlar, unutulmak istenenler, unuttuğumu sandıklarımı da barındırıyordu, acıyı, acıtanları, aldığım yolları, yılları da beraberinde getirdiği için…

Sevdim kendimi! Gittiğim yolun sonunda, dönüştüğüm beni de. Tazeliğimi yitirmeyişimi (bedensellikten de âzâde,o ilk günki genç kadının heyecanını, arsızca yaşama açlığını), gözlerimdeki ışığın halen muzipçe ve çakmak çakmak yanışını gördüm. Arkasından bakarken, çıkardığım telefon kamerasında yüzümü incelerken.

Biraz daha sıklaşan adımlarımı daha da güvenli atıyordum sanki. Karışık olmayı umarken, ruhum dinginliğin tadına doymuş gibiydi… Mutluydum!  Belki, belkiden de öte, yarın/lar/a hazır hissettim… Mutluydum, düpedüz mutlu.

BİR DEV(R)İ UĞURLAMAK…

Evet, bir çağın daha kapandığını, perdenin indiğini de tasdiklenmiş oldu. Bir devirle, bir devi de uğurladık. Son yıllarda, çok göz önünde olmasa, seyircisiyle buluşamasa da vardı ve hayattaydı. Artık yok!

“Zaman makinası” terse işleyen nådir ülkelerdeniz. Ayan beyan tastikli. 70’li yılların sonuna doğru, TRT’nin siyah beyaz olduğu, televizyonların henüz her eve giremediği yıllarda, yine de ülkesinde herkesçe öğrenilen bir isimdi; Huysuz Virjin.

Popülerliği yakaladığı yılları düşününce; oldukça protest bir yanı da vardı. Hele de şimdilerde mümkünlüğünün olmayışı düşünülünce…

Zaman zaman, frapan kıyafetleriyle kâh seksapel kadın, bazen de daha ‘erkeksi’ sahne şovları sergilese de drag (sahnede kadın olarak performans sergilemek) bayağı cesurca bir hareketti.

Kültürümüzde Çok Yeni Sayılmazdı

Kadınların ya da Müslüman Türkiyeli kadının sahneye çıkma yasağı olduğu yıllar, Afife Jale’nin henüz bayrağı göğüslemeden önceki senelerde; sahnede kadın rolleri erkeklerce oynanırdı. Zennelik, çok da dışımızda olan bir durum değildi.

Ermeni kadını tiplemesiyle başlayıp zamanla evrilen, kantolarla, sepsapellitesiyle göz dolduran, lafazan, nüktedan, ince zeka örneğiyle; bolca taşlama barındıran tam bir sahne kadınıydı Huysuz.

Bir Beden, İki Hayat

Sahnede olmadığı zamanlarda, oldukça mütevazi ve mazbut bir hayat sürdürüyormuş, Sevgili Seyfi Dursunoğlu. Ölümü sonrası, tesadüfen dinlediğim bir radyo program konuğu; yeğeni olan kadının anlattıklarına göre” dayısı gündelik hayatında oldukça ciddi, mesafeli, kesin sınırları olan” bir kişiliğe de sahipmiş.

İçinde yaşam bulan, bastırmak zorunda kaldıklarını Virjin’le mi yaşadı? Belki de öyleydi… Tanışma şansım olmadı, çok ortak tanıdığım da yoktu. Sadece öngörümü dillendirdim.

Yaşadığımız toplumu, son yıllarda performansı üzerindeki baskılar da düşünülürse; ikili bir yaşam sürmeyi seçtiği çok anlaşılabilir bir durum gibi de.

Fobikliğin ağır bastığı, nefretin kol gezdiği ülkemizde, özel yaşantısıyla, sahne hayatının taban tabana zıtlığı, role girip rolden çıkarak kendine koruma kalkanı oluşturmasını anlamamız mümkün…

Uzun yıllar drag olarak sahne alıp, başarıyla devam ettirerek, kendine alan açmış olması zaten farkındalık yaratmak, bir mücadele yöntemiydi, benim için. O sebeple, sokakta olup olmaması, Pride’da görünmesi-görünmemesinde çok anlam aramıyorum, yüklemiyorum da.

Durduğunuz Yer Önemli

Durduğunuz yer, seçimleriniz, size kapı araladığı gibi kitlenmenize de yol açabilmekte. Bir yanda baş köşede ağırlanan, trans kadın sanatçı, öte taraftan önü kesilen drag Huysuz…

RTÜK’ün aba altından sopa göstermesi, ”çocuklarımızın izlemesi uygun değil” gerekçesiyle, ekran yasakları, yaşının  ilerlemesinin de kısmen etkisiyle, son yılarda seyircisi mahrum kaldı huysuz ve tatlı kadından.

Oysa, söz aralarında “tühh kakaa” yaptığımız ABD’de drag queenlerin barbi bebekleri bile yapılmakta… Dünyanın en ünlü draglarından olan Ru Paul’un bırak bebeklerinin yapılmasını, şovlarında Obama’yı yerden yere vurmakta sakınca görmemektedir…

Herkes düşünce ve ifade özgürlüğüne sahiptir! Kişi, hele de sanatçıysa, sanatını özgürce icra edebilmeli, talep görüyorsa da sahnede, televizyonlarda yer bulabilmelidir. Kan, vahşet, şiddet dolu mafya dizileri ‘çocuklarımızı olumsuz yönde etkilemiyorsa’, gündüz kadın programlarındaki Palu Ailesi “toplumun örf ve ahlakını” bozmuyorsa, bir drag sanatçısı, sahnede kadınını oynayan bir erkek nasıl bozmaktadır? Akıl alır gibi değil?

Hoş, toplum olarak da yönetenlerimizden pek de farklı değiliz o da ayrı bir acı… Sokakta linç ettiklerimizi, çuvalla para ödeyip sahnelerde izlemekte, ekranlarda yer bulanlarıysa en önden izlemekteyiz…

Belki de, Huysuz Virjin bu toplumsal ikiyüzlülüğü en iyi bilenlerden olarak; iki ayrı kimlikle yaşıyor olmasındı? Sahnede taptıkları kadını, gündelik hayatta, içimizdeyken hor gördüğümüz, aşağıladığımız, öldürdüğümüz için mi; ‘kadını sahnede soyunup’ ruhsuz , tek düze, ‘biz gibi’ sevdiğimiz için mi , aramıza öyle karışmaktaydı?

Şen kahkahalarıyla, kantolarıyla, Katina’sıyla, aldı başını gitti huysuz ve tatlı drag. Salt kendi gitmedi, nefes alabildiği günleri, aydınlık diyebileceğimiz yılları da beraberinde götürdü… Açtığı devri, ‘acaba bir şeyler değişebilir mi’ mümkünlüğünü de ustasıyla beraberinde tabutuna gömdük…

Öncüsü olduğu çağdaşlığa, aydınlığa özlemiyle yumdu gözlerini. Sahne hayatındaki anılarını yanında götürürken, kazandıklarını ise, yaşamındayken ve içinde yaşadığı eve kadar ÇYDD’ye (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) bağışlayarak göçtü bu karanlıktan…

Kendi kapattı perdesini, sizden önce, sizler daha da karalamayın diye. Son programında; peruğunu çıkararak veda etti. Maske detaydır, içindeki de altındaki de benim. Ben huysuzum, huysuz da ben… Maske sizin işiniz, ‘ben her şeyimle benim’, ‘ben olmaktan utanmıyorum’ dercesine veda etti…

“Olmama” izin vermediniz; ‘arka kapıdan dolandım’ dermiş gibi, hepimize nanik yaparak, iki yüzlülüğümüzü yüzümüze vurarak, avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlatırken, belki de o ince zekasıyla hepimizle geçtiyse dalgasını?

Biz tek tip, tek formatta değiliz. Renklerimiz, dillerimiz, inançlarımız, kimliklerimiz, yönelimlerimiz, cinsiyetlerimiz…

Başka başkaca

Bırakın hissettiğimiz gibi, olduğumuz gibi yaşayalım. Tüm farklılıklarımıza, ayrılıklarımızla, aynılıklarımızla insanca yaşayalım.

İnsan olmakla kazandığımız temel haklarla, adil, özgür, eşit bir yaşam herkesin, doğuştan getirdiği ve de olmazsa olmaz hakkı… Vatandaşlık görevlerimiz beklenirken var sayılıyorsak, haklarımızı kullanırken de saygıyı beklemek elzemdir.

Neşenle, hicvinle, nüktedanlığınla, onurunla, haklarınla gittiğin yerde gönlünce yaşa. İyi ki ucundan bucağından da olsa, güzelliklerini görme şansını yakaladım. Renk kattın renklerinle, varlığınla. Güle güle huysuz ve tatlı drag! Özlenecek, aranacaksın…

 

KORONAVİRÜSE BAYRAM ETTİRMEYELİM

Solunum Derneği TÜSAD, Covid-19’un etkileri sürerken Kurban Bayramı’nda başta mesafe olmak üzere uyulması gereken tedbirleri bir kez daha hatırlattı.

Devamını Oku

1 2 3 21