Güncel

HERKESİN HÜKÜMRANLIK ALANI: KADIN BEDENİ

Kadınsanız bedeniniz “kamuya açık”, herkesin, her zihniyetten erk’eğin söz hakkına sahip olduğu, bilinçaltlarında bastırdıkları, yetersizliklerinin su yüzüne çıktığı, bunu da kadın/ı/lığı aşağılayarak, değersizleştirerek, ‘daha da […]

SAVUNMANIN YANINDAYIZ

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve çoklu baro yapılanmasına yol açacak olan yasa tasarısına karşıyız. Bu tasarıya karşı olan başta barolarımız olmak üzere ülkemizin tüm […]

KARNAVAL VAR DEDİLERDİ!

“Bak, bu rengi de kesin alalım. Saçların sarı da çok yakışır. Bi’gece önceden boyarız, nasılsa sprey boya. Kaç renk oldu elimizde? Mor, kırmızı, yeşil, mavi […]

DİP DALGA

En kötü hangisi olacak, kestirebilen var mı? Pandemi, korona evet var da açlık, iflasa giden piyasalar yok mu? Hangisini önceleyeceğiz? Taş yemeye mi mecbur edileceğiz? […]

Kültür-Sanat

Sanat, Yaratıcılık, Üretkenlik ve Masal Küresi: Arzum Orhan

Pandemi döneminde yaptığı çalışmalarla bir gün karşımıza çıkan basın bülteni ile tanıdım ilk kez Arzum Orhan’ı. Resimlerindeki duygunun anında geçmesinin yanında, hali hazırda devam eden […]

SAHA’DAN COVID-19’DAN ETKİLENEN SANATÇI VE İNİSİYATİFLERE AÇIK ÇAĞRI

SAHA – Çağdaş Sanatı Destekleme Girişimi, görsel sanatlar alanında üretim süreci Covid-19 pandemisinden olumsuz etkilenen ya da pandemi nedeniyle ortaya çıkan sorunları ele almak isteyen sanatçı ve inisiyatiflere […]

Yıldız Holding’e Ait Eserin Müzayede Geliri Sağlık Çalışanlarına Aktarılacak

Yıldız Holding, Covid-19 salgınına karşı özveriyle mücadele eden sağlık çalışanları yararına düzenlenen online müzayedeye destek verdi. Yıldız Holding koleksiyonunda yer alan sanatçı Ekrem Yalçındağ’a ait […]

Facebook İstasyon Kültür Sanat Buluşmaları Istanbul Fringe Festival ile Devam Ediyor

Facebook İstasyon Kültür Sanat Buluşmaları’nı 2 Haziran Salı günü 21:00-22:00 saatleri arasında Facebook İstasyon ve Facebook Türkiye sayfalarından izleyebilirsiniz.

Kariyer Haberleri

Elidor Udemy iş birliği ile Genç Kadınlara Binlerce Udemy Eğitim Kodu

Elidor, genç kadınların geleceklerine değer katacak kişisel gelişim eğitimleri için Udemy çevrimiçi öğrenme platformu ile iş birliğini, gösterilen ilgi nedeniyle 15 Temmuz’a kadar uzatıyor.

İHRACAT YENİ NORMALE REKORLA BAŞLADI

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), haziran ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Türkiye’nin ihracatı 2020 yılı haziran ayında yüzde 15,8 artışla 13 milyar 469 milyon dolar oldu.

Ajans Haberciliğine Yeni Soluk HİBYA

Online gazetecilik sektöründe ”haber ajansı” anlayışını değiştiren, bilinenleri altüst eden, sınırlarını geliştirerek 14 dilde ve her kitleye hitap eden haber kaynaklarını bir araya getiren Hibya […]

‘’Future You Build’’ İşinin Geleceğine Hazırlanan Üniversitelilerle Kurumları Bir Araya Getiriyor!

Daha yaşanabilir bir dünya için, değer yaratan işlerin geleceğini dizayn edecek nesillerin yetişmesine rehberlik etmek üzere yola çıkan GelecektekiSen platformu, 19 Haziran’da üniversitelilerle kurumları Future […]

Hayata dokunan röportajlar…

Dijital Pazarlamada Kullanıcının Tekilleştirilmesi Çok Önemli!

Entegre Dijital Pazarlama Platformu Setrow’un Yönetici Ortağı Turgut Taneli, dijital pazarlamanın geldiği yönü anlattı.

Gezi’nin Muhteşem Muzip Kadını: Mücella Yapıcı

Bundan yedi yıl önce Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmemesi için başladı Gezi Parkı direnişi…

SANAT DOĞASI GEREĞİ SIRA DIŞIDIR!

‘Kadınların iş hayatının içinde olmasının hastasıyım. Hatta keşke çalışma arkadaşlarımın tümü hep kadın olsa dediğim çok oldu. Kadın da aynı sanat gibidir.’

BARIŞ İMZACISI CAN CANDAN

Can Candan ismini duymayanınız var mıdır bilemiyorum.

BAŞ ÖĞRETMEN KORONA MI?

Yaz beklerken, kış yaşıyoruz! Dünyanın bilmem neresi için hayallerimiz vardı. Yeni arabalar, evler, maceralar, tatiller, aşklar, heyecanlar, elbette ki bütçelerimiz veya hayallerimiz de doğrultusunda…Devamını Oku

Reklamlar

BCB NETWORK’un BCBTALKS SÖYLEŞİLERİ BAŞLADI

Boğaziçi Consultants for Business (BCB) Network için Robert Kolej Mezunlar Derneği ile düzenlediği değişen dünyanın yarattığı kaygıları, heyecanları ve olanakların konuşulduğu BCBTALKS söyleşileri Robert Koleji Mezunları Derneği’nde gerçekleştirildi.

Devamını Oku

Elidor Udemy iş birliği ile Genç Kadınlara Binlerce Udemy Eğitim Kodu

Elidor, genç kadınların geleceklerine değer katacak kişisel gelişim eğitimleri için Udemy çevrimiçi öğrenme platformu ile iş birliğini, gösterilen ilgi nedeniyle 15 Temmuz’a kadar uzatıyor.

Devamını Oku

HERKESİN HÜKÜMRANLIK ALANI: KADIN BEDENİ

Kadınsanız bedeniniz “kamuya açık”, herkesin, her zihniyetten erk’eğin söz hakkına sahip olduğu, bilinçaltlarında bastırdıkları, yetersizliklerinin su yüzüne çıktığı, bunu da kadın/ı/lığı aşağılayarak, değersizleştirerek, ‘daha da erkekleştikleri’, nesnesinizdir. Sizden başka, herkes söz sahibidir…

Konu kadın bedeni olunca erkeklerin yaşı, kültürü, dini, ırkı, dünya algısı pek de fark etmiyor. Kısmen kullanılan dil, belki birkaç ton’ yumuşak’ olmakla beraber,’üstencilik’, bastırma arzusu, kadına dair sözleri hep oluyor… Hem de her şeyi onların bildiği, çok iyi bildikleri savlarıyla…

Ama Kadın Ya…

Kadının adı yok sayılmakla, hakaretle, belden aşağı vurmayla anılıyor çoğu zaman. Hedef tahtasına alınan kadının adı, yaşı, ünü değişiyor, mahallesi değişiyor. Uğradığı şiddet, kullanılan dilse hep aynı…

Kimimize edep ahlak öğretiliyor, kimimizin kısa bulunuyor eteği, aklı… Bir politikacı da olsanız aydın, yazar, sanatçı, göz ardındaki bir kadın da olsanız, ‘kadınlığınız kamuya açık’, hep yetersiz ve hep de size karşı ‘eleştiriler’ bel altı. Kadınlığımız, bacak aramızla vuruluyor, en akla hayale gelmeyecek fantezi dünyalarına malzeme oluyoruz…

Kim Olduğumuz Değil, Kadınlığımız Saldırıda

Adınız Canan oluyor, Nevşin bâzen, Başak, bâzense Esra. Tahtaya oturtulan kadınların adı onca çok, onca sık ki “isimler” önemsiz, isimler birer adlandırma. Aynı olan; kullanılan dilini bayağılığı, çirkinliği, yaralayıcılığı…

Biz kadınlara gömlek biçmek, hizaya getirmek, yurdum erkeğinin asli görevi… Hoş, salt bize özgü de olmadığı zamanlar olmuyor mu, konu eril dil, kadına şiddet olunca? Öncelikle görevimiz,”kendi bahçemizi süpürmek…”

Etik, politik duruş, insan olmak ve elbette ki kadın olmak, kadınlığı üzerinden saldırıya uğrayanın kimliğine bakmamak, ”ama suçuymuş”, “şu mahalleden” dememeyi gerektiriyor.

Biliyoruz ki; kadına dair suçlarda, kadın cinayetlerinde, eril dilde, sadece isimlerimiz, yüzlerimiz değişiyor. Kadın olmak, başlı başına “bela” zati…

Hepimiz Esra’yız!

Beni, dünya görüşümü, değerlerimi, babamı, kocamı, dıdısının da dıdısını sevmeyebilirsin, zorunlu da değilsin. Saygı da duymayabilirsin hatta! Tüm bunlar, bedenime, kadınlığıma onuruma söz söyleme hakkı doğurmaz.

Yeni doğan çocuğumun babasını sorgulamak, senin haddin değildir. Kocam üzerinden, babam üzerinden beni aşağılayamazsın…

Politik savaş, duruş akılla verilir, etik çerçevesini aşamazsın. Suç ve ceza bireyseldir! Toptancılıkla, yeni doğan bir bebeğe, bebek üzerinden de anneye saldırma hakkınız yoktur…

Benzeşmek, Bizi Aşağı Çeker…

Onlarla aynı olmadan da haklılık, duruş, tavır sergilemeyi unutmamak, insanlık onurunu unutmamak zorundayız… Başak Demirtaş’a da yapıldığında aynı çirkinliktir! Yapılan aşağılık bir tutumdur! Failin ceza alması, almaması, yetersiz bulunması bunlar başkaca konulardır.

Karşı çıkış hukuka, işleyiş ve işletiş biçimine olmalıdır. Ülkenin ve hukukun yönetim biçimine olmalıdır. Kadın/lık, çocuk, aileye hakaret etmek bir karşı koyuş değildir. Bayağılaşmanın, aynılaşmanın, çürümenin adıdır, yapılan saldırılar, edilen hakaretler.

“Kantarın topuzu”nun kaçırılmış olması, yaratılan çirkin zemin, bu noktaya gelinmesine çanak tutulması, konu “bizler” olunca; “oranın” takındığı tutum, onları bağlar…

Ben(kadınlar), bedenimiz üzerinden vurulmaya, değerlerimizin sorgulanmasına, yaptıklarımız yapmadıklarımız üzerinden, erk’eklikçe sınava alınmaya, hizanlandırılmaya hayır diyorum.

Kadınlık, sizlerin taahküm alanı olamaz. Beyinleriniz yetmeyince, küfredeceğiniz, hayasızca saldıracağınız ‘düşman sahası’ değiliz.

Artık Yeter! Hayatımdan bedenime, giydiğimden taktığıma, politik duruşumdan apolitikliğime, kimin karısı kızı olduğumdan yalnız veya dul oluşuma, gecenin o saatinden elinin körüne kadar, her şeyime karışma, elini, dilini, gözlerini üzerimden çek…

Edebini, efendiliğini, ahlakını sen takın, “erkek” efendi… Haddini bilmeyi, sen öğreneceksin! Bana dâir söz söylerken; onuruma, gururuma, insanlığıma, hele ki kadınlığıma dil uzatmayacaksın… Uzuvlarınla değil, beyninle düşünecek ve ona göre de yaşayacaksın…

Sağdan-soldan, inançlı-inançsız, ünlü-ünsüz, hangi mahleden olduğundan bana ne? Ya da benim, kim, kimlerden oluşum, neyi savunduğumdan sana ne? İnsan olduğum, kadın olduğum için, eşit yaşam hakkım olduğu için, sen de bunu kabul edecek, saygı duymasan da bu gerçekle yaşamayı öğreneceksin…

SAVUNMANIN YANINDAYIZ

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve çoklu baro yapılanmasına yol açacak olan yasa tasarısına karşıyız. Bu tasarıya karşı olan başta barolarımız olmak üzere ülkemizin tüm demokratik kuruluşlarının yanındayız.

Devamını Oku

İHRACAT YENİ NORMALE REKORLA BAŞLADI

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), haziran ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Türkiye’nin ihracatı 2020 yılı haziran ayında yüzde 15,8 artışla 13 milyar 469 milyon dolar oldu.Devamını Oku

GALİBA YALNIZ DEĞİLİZ

Bu sıralar çok oluyor, kafamda başka yazı konuları varken, bambaşka bir şey yazıyor oluşum. Kimi zaman duygularım yönlendiriyor, bazense konu kendi işaretini kendi yolluyor sanki.

Savunmayı yani ülke genelindeki baroların haklı isyanını, hak mücadelesini yazmak vardı fakat birçok bakış açısına da tabii yazı okuduk/okuyacağızdır. Sadece yürekten tebriklerimi sunuyorum, çok da kıymetli buldum.

Sanırım portalımda veya editörümün gözünde de, “rüştünü ispatlamış” olmalıyım ki yazılarımda, işlemek istediklerimde oldukça özgürüm. Bunu bilmek, bunu hissetmenin avantajı daha da üretken yapıyor. Artık sadece yazıların teslim tarihi belirli. Teşekkürlerimle! Seviliyorsunuz, hem de çokça.

Dün, gün içerİsinde Twitter hesabımda dolaşıyordum. Karşılıklı takipleştiğimiz, Güney Amerikalı bir hesaptan çok hoş bir paylaşıma denk geldim. Yazı fikri de, o an şekillendi.

Bahsettiğim hesap, Erkin Koray’ın, TRT’nin siyah beyaz yayın yaptığı dönemindeki konukluğundan “Yalnızlar Rıhtımı” parçasının klibini paylaşmıştı.

İlk anda acaba hesabı yanlış mı gördüm diye yeniden baktım. Hayır, doğru görmüştüm. Bu şaşkınlık mı niye? Yazının özü de ara ara kafamda dolaşan, ’İnsanlığın Ortak Dili’ müzik ve elbette sanat olmalının, yeniden perçinlenmesiydi.

Mutluluğumun Nedeni Neydi?

Mutluluğumun nedeni, bir Türkiyeli sanatçının olması ya da parçasının Türkçe olmasından daha da öteydi. Öncelikle, klibin eski kayıt olmasının etkisi de yadsınamaz. Bunların beraberinde, sözlerini, anlamını bilip bilmemelerinden de bağımsız; o an o ritme kendini bırakmış bir grup insanın ‘yalnız’ olmaması, bir melodi etrafında birleşmiş olmaları iyi hissettirdi. Mutlu etti.

O sırada melodiye kendimi bırakırken, ilk dinlediğim yabancı şarkıları, şarkıcıları düşündüm. Sözlerini ilk anda anlamamakla birlikte, müziğin iyileştirici, birleştirici gücü ve elbette ki uyandırdığı merak duygusunu anımsadım…

Sözlerini bilmiyor, anlamıyor yine de seviyorsanız, ilk tepkiniz anlamaya, neden bahsettiğine dair “bilme” arzunuzu körüklüyor. Dille, kültürle, toplumuyla tanışıklığınıza yol açabiliyor. Hele de hiç bilmediğiniz bir dilse; sizde, yeni dünyaların kapıların aralayabiliyor. Daha da olmadı, o beğendiğiniz sesin başka parçalarını dinleme, keşfetme isteğiniz uyanabiliyor.

Her şekilde, bir “tanışma”ya götürüyor… Bu çok büyüleyici mesela. Yeni bir insan keşfetmek, eserlerini tanımak, bazı insanlar içinse daha fazlasına sürüklüyor oluşu… Belki de, ilk kez dinleyenler daha önce bilmedikleri bir ülkeyi keşfettiler, yerini öğrendiler bilinir mi?

Hangi ırk, dil, renk, cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimden olursanız olun, ürettiğiniz iyi bir eser, film, söz sizden, sizin olmaktan çıkıp: ”İnsanlığın Ortak Hafızası”na kaydoluyor, mirasına dönüşebiliyor. Tüm kötülüklerin de olduğu gibi!

Yalnızlar Rıhtımı’nda Yalnız Değiliz!

Hangimiz dinlediğimiz bir şarkıyla, izlediğimiz bir filmle, okunan bir kitapla nice yolculuklara sürüklenip, keşfe çıkmadık, büyüye kapılıp yeni tanışıklıklara yol almadık ki? Bizlerden çıkan ustalarla, bize doğru yolculuklara çıkılmadı mı? İyi ki de öyle!

O an, o paylaşımın ben de yarattığı bir diğer etkiyse; ”yalnız olmama”nın verdiği huzur, rahatlama, rahatlamanın getirisiyle de pozitif bakabilme, belki birilerine o anın mutluluğunu yayma…

Yüzde oluşan yarı tebessüm veya şapşal bir gülümseme bile iyi geliyor. Mesela, bende olduğu gibi, kafanızda başka fikirlere yol açıyor, size bunları yazdırıyor, heyecanınızı, ‘o sihirli an’ı paylaşma güdüsüne sürüklüyor.

“Yalnızlar Rıhtımı”nda, yalnız değiliz. Sevgide, acıda, insanlıkta, kederde, neşede de yalnız olmadığımız gibi. Biz bilmiyor olsak da bir başka kıtada, coğrafyalarda o duyguyu belki başkaca dillerde veyahut da aynı dilde de mırıldananlar var. Belki, benim kurduğum bu cümleler, başka bir insanca yazıldı da…O ezginin etkisiyle duygulanıp, bir sevdiğine, dostuna dile getirmiş olamaz mı?

Birileri;

“Ben bir ceviz ağacıyım

Central Park’ta

Ne sen bunun farkındasın

Ya da herkes farkında” diyor olabilirler de…

“Dünyanın küçük bir köy”e, dönüştüğü bu çağda; ”mutluluğun resmi” altında, dudaklarda mutlu ezgiler, umutlu sözcükler yazabilmek, insani yanlarımızın artığı, bölüşerek çoğaldığımız, bir arada yaşayabileceğimiz yarınlara…

KARNAVAL VAR DEDİLERDİ!

“Bak, bu rengi de kesin alalım. Saçların sarı da çok yakışır. Bi’gece önceden boyarız, nasılsa sprey boya. Kaç renk oldu elimizde? Mor, kırmızı, yeşil, mavi saç da sarı zaten. Ayy, çok güzel olacaksın. Makyajını da ben yapacağım, canlı canlı renkler süreceğim sana. Gökkuşağı gibi olacaksın.”

O hafta ilk kez günler öncesinden hazırlık yapmıştık. Onur Haftası’ydı. Özel hazırlık istermiş ,öyle dedi. Her bi’şeyi de bilir benim kızım. Peki dedim. Annelik, båzen akışına bırakmayı da bilmek demek. Heves ettiyse, kızının seni süslemesine izin vermek de galiba.

Cumartesi akşama doğru geldi. Pek bi’ neşeli, heyecanlı. O heyecanı beni de sardı. İlk kez, ben de manevi de olsa kızımla Pride’a gideceğim.

Akşamdan başladı saçımı boyama. “Yarın ne giyicen?” Yok o olmaz, bu olmaz… Sanırsın assolistim de yarın, ben sahne alacağım… İlk kez süsleniyorum, kızım kocaman olmuş da, ‘anasını görücüye çıkarır gibi hazırlıyor.’

En cacçaflı, pullu bir body buldu. Nasıl ışıldıyor, evde ve o ışıktayken bile. Yüz metreden, “ben buradayım” diyor. Neyse, üstte kara verildi. El mahkum. Sırada alta ne giyileceğine geldi. Birkaç şey gösterdim, yok. Onları da fazla tutucu buldu mu? Karnavallık şey miymiş?

20200628_055126.jpg

Şortlarımdan birini beğendi, ilginçtir. Giydirdi, üstünde göreyim dedi. “Tam, bu olur daaa.” Ee, da’sı ne? “Biraz daha mı kısaltsak?” Koştu, makası aldı, kesti. Şort oldu mu sana, ultra midi… İlk anda biraz kısa gibi görünse  de ben de beğendim sonradan, yalan yok.

2 saati falan böyle yedik. Biraz çene, biraz makara, gece yarısını geçti. ”Hadi, yatalım mamiş” dedi. “Sabah erken kalkacağız, daha hazırlanacağız.”

Öğlen olmadan kalktık. Tez canlıdır da biraz. Kahvemi bile içirtmeden, duşa yolladı. Kıyafet giydirildi. Makyaja başladı. Renkler, “ben tamamım, oldum”, verin mikrofonumu, ‘ablan assolist bebeğim’ tonlarında. Hayal gücünüze bırakıyorum… Şu kadarını söyleyeyim; ’konsamatris olarak çalıştığım zaman da bile’, o tonlarda makyaj yapmadım…

Sıra maniküre geldi. Bak, ojelerimi çok sevmiştim. Her biri ayrı renkteydi. Ellerimden gökkuşaığ yeniden doğuyordu. Ellerim de güzeldir. Reklam almadım, güzel ama ellerim.  Oldukça hoş olmuştu.

Girişi çok uzatmadım, yok yok. Karnavala gidecekmişiz, özel hazırlığı ve günün geri kalanında, o halde yaşadıklarımı betimleyebilmeniz için, sadece çok fazla ayrıntı verdim. Gözünüzde belki daha kolay canlanır diye.

15.00’da Taksim’deydik. Onur Haftası olduğu için, kılığım çok da yadırganmadı gibi. Korktuğum kadar değilmiş. Yıl 2015 demiş miydim?

Gezi’de yitirdiğimiz canlardan, Mehmet Ayvalıtaş için basın açıklaması vardı. İlk planımız ona katılmaktı. 16’ya doğru Galatasaray Lisesi’nin önündeydik. O zamanla  lisenin önü daha “düşman işgalinden kurtarılmamış…” Hâlen anmalar, basın açıklamaları, “Cumartesi İnsanları”nın oturumlarına ev sahipliği yapıyordu…

20200628_055100.jpg

Ne etkinliklere, eylemlere, anlamalara katıldık orada. Dağ gibi anılar… Yazarken bile, gözümün önünde canlandı… Neyse, maziye dalmanın sırası değil. Gerçi, geçmişi yazıyorum da, “geçmiş” mi, emin olamıyorum… İzleri taze olan, akla geldikçe yürek kanatan ne kadar “geçmiş”se, “geçiyor”sa…

50-60 kişi kadar kişi olduk. Tam saatinde, basın açıklaması okundu. Sloganlar vs derken, 20 dakika sonra bitti. Arkadaşların çoğu zaten Pride’a gidecekler, bir kısmıyla da Mis Sokak’ta, bazılarıylaysa Taksim Meydan’da buluşacağız.

Sanırım 15-20 kişi kadardık. Küçük gruplar halinde, arada biraz aralıklı şekilde, çene çalarak, birbirini nadir görenler ise hasret gidererek yürüyoruz.

Bana laf atılıyor, bizimkiler. “Aa, Ece bu ne şıklık? Aman, sen ne güzelmişin” goygoy, taşlama arası, tatlı atışmalarla şakalaşıyoruz. Haklılar da; ’ilk kez kadın kadın’, ‘kokoş halimi’ görüyorlar. İltifatlar da yoğundu ama dostlarımdan, arkadaşlarımdan.

Tahmini Galatasaray Lisesi’nden, 100 metre uzaklaşmamışızdır. Ağır adımlarla ilerliyoruz, vaki de var, sohbet de olunca, normal yani.

Birden bir curcuna, bir gürültü. Yoğun kargaşa. Resmisi, sivili, çeviği. Nasıl bir koşuşturma, bizim yöne doğru “dört nala…” Vakit erken, kimse bi’şey anlamadı. Hepimiz birbirimize bakıyoruz.

Daha saat 16.30 falan. Kortej yürüyüşe bile geçmemiştir, nedir bu? “Başka sebepledir yavaşlayayım, geçsinler” dedi grubumuzdan birisi. “Kenarda duralım da bize bulaşmasınlar” diye başka bir ses daha geldi. Durduk! Geçecekler diye bekliyoruz.

Galiba, Yunan Konsolosluğu civarındaydık, kenara durmaya karar verdiğimizde. Onlarsa, Ağa Camii’nin oralarda falanlar. Kenarda bekleyenlere hakaretleri, gırla gidiyor. Ansızın, bir kısmının tam tepesinde gaz bulutu… Şoktayız! N’oluyor abi? Ne bu hiddet? İstiklål Caddesi’nde, öyle kalabalık grup falanda yok ki?

Meğerse, son dakika kararıyla “Onur Yürüşü” iptal edilmiş… Meydanda toplanmaya başlayan kitleye saldırılmış, gazla, plastik mermiyle kitle dağıtılmış. Dağılıp, sokak aralarına girenlerin peşindelermiş.

Olayı uzun uzun anlattım da bunların hepsi 1 dakika içinde olan şeyler.  Önlerine çıkana gaz sıkıp, plastik mermi atıyorlar. Küfürler, tehditler, göz dağı verme çabaları devam ederken; sağ bacağımdan bir şeyin hafif çarparak, yere düştüğünü gördük…

Devamında ”dağılın dağılın” uyarıları. O arada, kim olduğunu net seçemiyorum, biz tayfadan birisi koluma girmiş, arka sokağa doğru çekiştiriliyorum. Herkes benim için endişeli. Kılık, kıyafetle “burdan geçiyordum ”gibi , rol kesme şansım da yok. Canım arkadaşlarım!

Arka sokaklardan, o aradan, bu köşeden gir, çık hopp kendimizi kutsal Mis Sokağa attık. Ortalık toz duman. O kadar kalabalık, ne ara toplandı? Ne zaman gazlanıp, kovalandı?

Hiç abartısız, insanlar üst üste. Metro, metrobüslerde bile o balık istifini görmedim hiç… Sokağın altı ve üstü kapatılmış. İstiklâl tarafından, yoğun aralıklarla gaz devam ediyor.

Barlar tepeleme insan dolu. Hiçbir mekanda, bırak adım atmayı, girmeyi bile düşünemiyorsunuz. İleri geri derken, biraz da minyon olmanın avantajıyla, bir barını girişine kapağı attık.

Ben kızımı, kız, beni kontrol ediyor. Yara, bere var mı diye. İkimiz de sağlamdık. Zaman zaman, gazlanan, gözleri yanan insanlar haliyle, el yüz yıkamak için; mekanların içine giriyorlar. Bir “doldur boşalt” hali oluşuyor. İçerideki, dışarıda, dışardaki de içeri girivermiş.

Öyle anlardan birinde, ana-kız gene sokak tarafına doğru, kapının önüne düştük. Birbirimizi de “kolluyor”, yitirmemeye çalışıyoruz.

Ansızın, “anneeee” diye, kızımın çığlığı yırttı ortalığı… Gazdan göz gözü görmüyor, öte yandan. Hafif gaz bulutu dağıldı ki benim kız ağlıyor, el kafasının arkasında…

Son kapı tarafına denk düştüğümüzde, gazla birlikte, plastik mermi de sıkılıyordu. Sıkılmak ne kelime; yağmur gibi yağdı demek daha doğru…

Plastik mermi, çocuğumun kafatasını deriden sıyırarak geçmiş. Ayağını değil, kafasının arkasını… Atılma şekillerini, yoğunluğunu anlamak, artık size kalmış…

Apar topar, arkaya çektik. Başının arkasını, kontrol ediyorum. Kanama var, var da saçlara bulaşan kandan, neresi olduğunu anlayamıyoruz. Ben dokunurken korkuyorum, o dokundukça bağırıyor. Tam bir sinir harbi. Benim elim, ayağı boşaldı, kendimi kaybettim…

Orada sağlıkçı birisi, kanamayı engellemek için, basınç yapıyordu, kendimi hatırladığımda. Sonra, kadın bir dostum oradaymış, beni sakinleştirmeye, diğer yandan da sokağın başındaki ambulansı sokağa getirtmeye çalışıyor…

“Nuh diyorlar, peygamber demiyorlar!” Sokmadılar sokağa ambulansı… Olan biten her şey 2-3 dakik da yaşanıyor. Kızın ağlayışı, onu öyle görmek…

Mekanda boylu yapılı bir genç adam dedi ki: ”Onlar izin vermeyecekler ambulansa. Ben kucağımda, oraya kadar taşırım.” Öyle de yaptık! O, kadın arkadaşım benim kolumda, kız yardım eden adamın kucağında…

20200628_055218 (1)

Gaz bulutu arasında, 50 metre kadar yukarıdaki ambulansa attık kendimizi. Hemen hareket ettik, istikamet Haseki Hastanesi. Civar hastaneler doluymuş!!! Artık kaç kişi yaralandı, ne kadar sürdü de insanlar hastanelere sığmaz oldu, fikrim yok.

Yarım saatten fazla zamanda, hastaneye geldik. Hastanenin acili ful, insan dolu. Oraya bile, bizden önce Taksim’den getirilenler olmuş.

Herkes şaşkın, telaşlı. Oranın yoğunluğu da neredeyse ”mahşeri kalabalık…” Tablo şöyle; bir tarafta “sıradan halk”, diğerleri “rengarek her cinsiyet ve yönelimden…”

Hele ben, hele ben? Girişte, niye kendimi uzun uzun anlattığımı, şimdi anladınız mı? Yarı pop klibi oyuncusu, öte yarım ‘erotik film yıldızı’ bir dönme, öylece kaldım mı hastane koridorlarında?

Kızın ağlaması, susmayan telefonlar, ben yarı üryan… İyi de biz zaten evden, “karnaval”a gideceğiz diye çıkmıştık. Hastane olacağını bileydim, üstüme daha uygun bi’şeyler giyerdim…

Çocuğun canı çekmiş, anasını şık görmek istemiş, hakkı değil miydi? Bunca ceberrutlaşacaklarını çocuk nereden tahmin ederdi ki?

Saat 22.00 dolaylarına kadar hastanedeydik. Bir süre sonra zâti kimse kılığımı umursamaz oldu, belki de gözleri alıştı. Sözün özü, “balo kraliçesi” olacak ben, tüm frapanlığımla refakatçi oldum, ana oldum.

2-3 günde bir pansumana gittik. Şikayetçi olduk! Raporumuz bile varken, ne sonuç çıkmıştır ? Siz karar verin…Yanayım yanayım da yavrumun hevesi kursağında kaldığına mı yanayım, yediği gaz kapsülüne mi yanayım? Kızım mı, iyi iyi. Arada kafası gelip, gidiyor. Gerçi, eskiden de çok ’normal’ değildi. Şimdi en azından mazereti var… Dellendiğinde bahanesi hazır.

Siz yasakladınız, biz çıkmaktan vazgeçtik mi? 2016, 2017… Geçen sene de sokaktaydık. Ne sizin faşizminiz son buldu, ne de bizim sokak ısrarımız…

Yok saymanız, yok olmamız demek değil! Yan komşunuzuz, eski sıra arkadaşınız, otobüsteyiz belki yanınızdaki. Onur, bahşedilen değil, sahip olunandır!  O sokaklarda, hayatta, haklar da bizim…

Siz vermesiniz de biz alacağız! Haklıyız kazanacağız! Sadece İstiklâl Caddesi, bir tek Taksim değiliz. Üzgünüz ama yaşamımızı da ONUR’umuzu da varlığımızı da alamayacaksınız, yok sayamayacaksınız…

Ayyyy ayyy ayyy ayyy geldik, geleceğiz. Bin kovdunuz, on bin geldik. Bir ölsek, bin doğuyoruz. Korkmayın be, sadece gökkuşağına boyayacağız. Ha, bu arada bana bir karnaval borcunuz var… O karnavalı da yaşayacağım elbet, yaşatacağız heves edenlere…

 

CUMARTESİ AKŞAMI BOŞ MUSUNUZ?

2018 yılı Kasım ayı başlarında, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Atölyesi için Antakya’dan davet almıştım. Diğer davetliler de LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Transseksüel,Biseksüel, İnterseksüel + Aileleri ve Yakınları Derneği) ailelerinden iki anneydi.

Atölyenin ilk günü için “Benim Çocuğum” film gösterimi ve film üzerinde, konuklarla açılım (bireylerin cinsiyet kimliklerini veya cinsel yönelimlerini aile veya da çevreye açıklaması) süreci, süreç sonrası nasıl yol alındığına dair bilgilendirme, soru-cevap bölümüydü.

Filmden karelerle beraber sohbetimiz de akıyordu. Salonda 60 yaşlarda bir anne ve kızı vardı. Filmle tanışma hikayelerini anlatıyorlardı. Ailenin oğlu gey olduğunu açıkladıktan sonraysa, annenin yalnızlık , çaresizlik duygusunu sezinleyerek film izlettirdiğini anlatıyordu  anne bize.

0

Annenin sözleri, biraz acı doluydu. İlk anlarda nasıl korktuğunu, ‘dünyada tek’ hissettiğini, kimselere dert anlatıp, akıl danışamadığını, çocuğuna karşı nasıl davranması gerektiği konusunda fikrinin olmayışından bahsediyordu. Ara ara da abla söze giriyordu.

Filmle tanışmalarının nasıl onarıcı olduğunu, yalnızlık duygularını yok ettiğini anlattılar. Kadın, “bir benim başıma gelmemiş, tek benim oğlum değilmiş, biraz içime su serpildi, rahatladım” demişti aileleri ve yaşadıklarını izledikçe. “Oradaki aileler, çocuklarıyla barışabiliyorlarsa, üstesinden gelebildilerse, ben neden yapamayayım” diye devam etmişti.

Elbet bazı durumlar, olaylar başımıza geldiğinde, yalnız ve de çaresiz hissedip; “sudan çıkmış balığa dönmek” kaçınılmazdır. Öyle anlarda insanlar en çok da “kendi gibi” insanların yokluğunu hisseder, ihtiyaç duyarlarmış. Anne de bundan dem vurdu. Kişisel olarak röportaj yaptığım aileler ve yakınlarının da en çok yokluğunu hissetiği “kendi gibi insanlar var mı?” Konuşabilmek, içini açabilmek, dertleşebilmek büyük oranda eksiklik duyulan hallermiş.

Neyse ki artık bu ihtiyaçlara cevap verecek aile ve yakınları  dernekleri, derneklerin danışma hatları var. Artık kimse yalnız değil! Aile gruplarıyla tanışmak biraz süreç alır/alıyormuş da, o anlardaysa; “Benim Çocuğum Belgeseli” yol göstericiniz oluyor.

20200626_004331.jpg

Kurgusuyla, tekniğiyle oldukça iyi bir film. 2 perdeden oluşuyor, ilkinde “herkes gibi, her ev ve aile gibi” insanlarla tanışıyorsunuz. Tıpkı bizler, senin, benim gibiler… Kendinizi, kendi evinizi buluyorsunuz.

2.bölümdeyse, o ev/ler/in farklı hallerine tanıklık ederken, çocuklarıyla da tanışıyorsunuz. Aile ve çocuk ilişkilerine, belki çatışma sonrası kurulan bağlara… Spoiler’dan kaçınmaya çalışıyorum, gerisini izlemek size  mi düşse acaba?

“Başka bir aile mümkün” mü’yü merak ediyorsanız hatta ve hatta çocuklarınızın yönelimleri, kimliklerin heteroseksüel (karşı cinsten hoşlanan kadın/erkek) bile olsa, mutlaka ki o ailelerden edineceğiniz deneyimler, farklı bakış açıları mutlaka vardır. “Koşulsuz Sevgi”nin tarifini bulacağınız muhakkak…

2020 Onur Haftası kapsamında BSB’nin (Belgesel Sinemacılar Birliği) Youtube kanalı üzerinden filmin gösterimiyle beraber, yönetmeni Can Candan, LİSTAG Aileleri’nden  de konukları ağırlayacağı bilgisini sizlerle paylaşmak isterim. BSB’nin sayfası ve detaylar için; WWW.BSB.ORG.TR

27 Haziran Cumartesi akşamı, saat 21.00’da başlayacak etkinlik herkese açık. Yönetmene, film ekibine, ailelere sorularınız olabilir, belki de tanımak isteyebilirsiniz.

Temas etmek; tanımaya, anlamaya, s/empatiye kapı aralar. Sinemaya, belgesele, başka dünyalara da ilgi duyuyorsanız, kaçmaz bir fırsat derim.

Programınız uymuyorsa, yine de filmi görmek, belki belleğinizi de yenilemek isterseniz, linkten filme ulaşmanız mümkün:  www.benimcocugumbelgeseli.com Şayet, LİSTAG’a ulaşmayı arzularsanız;” listag.org”  adresi üzerinden de temasa geçebilirsiniz.

Ne yanlışız ne de yalnız! Ailelerimizle, yakınlarımızla, kimlik ve yönelimlerimizle, gökkuşağının altında kocaman bir aileyiz. Fobiler öldürür! Aşk bedende değil, kalptedir! Başka ailelerde, başka bir dünyada mümkün…

20200626_004256.jpg

As bayrakları as! Bu yıl sokaklara çıkamasak da alanlara inemesek de olduğumuz her yer alan, olduğumuz her yer coşku.

18. İstanbul Onur Haftamız renkli olsun. Lezbiyenli, Dönmeli, Geyli, Biseksli, İnterseksli,Quuerli+ olsun. BİZ’li olsun. Ben Nerdeyim mi ayoll #Prideİstanbul2020’deyim. Peki, sen nerdesin aşkım?

20200626_004256.jpg

Ajans Haberciliğine Yeni Soluk HİBYA

Online gazetecilik sektöründe ”haber ajansı” anlayışını değiştiren, bilinenleri altüst eden, sınırlarını geliştirerek 14 dilde ve her kitleye hitap eden haber kaynaklarını bir araya getiren Hibya Haber Ajansı, sektördeki yerini global ve sosyal bir yaklaşımla kazanıyor.Devamını Oku

YARIM EVLER…

Bugün, bazı evler eksik… Bazı evlerde hüzün var… Bazı evlerin çocukları hüzün kuşu… Hele de küçükken tatmışsa acıyı, hafızasında belli belirsiz bile olsa, bir görüntü yoksa naçarlığı tarifsiz…Devamını Oku

‘’Future You Build’’ İşinin Geleceğine Hazırlanan Üniversitelilerle Kurumları Bir Araya Getiriyor!

Daha yaşanabilir bir dünya için, değer yaratan işlerin geleceğini dizayn edecek nesillerin yetişmesine rehberlik etmek üzere yola çıkan GelecektekiSen platformu, 19 Haziran’da üniversitelilerle kurumları Future You Build online etkinliğinde bir araya getiriyor.

Devamını Oku

1 2 3 19