Zoru Seçmek: Ömer Ceylan

Bir gay babası Ömer Ceylan…

Zoru Seçmek serimizde bu hafta da başka bir konuğumuz var. Kendisi bir gay babası: Ömer Ceylan. Serimiz boyunca genelde kadınlar ağırlıktaydı. Kadın ve anne olmak daha tolere edici olmayı da gerektiriyor sanki ya da büyük çoğunluk için diyelim. Yoksa doğurmanın veya kan bağının da yetmediği, ebeveynlik için kıstas olmadığı çok örnekler var çevremizde ya da medyada gördüğümüz kuşkusuz ki…

Erkekliğin şişirildiği ‘erkek olmanın’ pohpohlandığı bizim gibi toplumlarda babalık üretim sürecinde katkı sunan, çocuk iyi bir şey yapmışsa da ‘Babasıyım’ diye böbürlenme hallerinden ibaret daha çok. Belki de hal böyle olunca üstüne de bilgisizlik eklenince babalar da ‘Lgbti+ babasıyım’ diyemiyorlardır kim bilir ki…

‘Erkeklik’ yükünden kurtulabilen veya öğretilmiş erkeklik kalıplarından sıyrılabilmiş babalar da mevcut. Sayıları az da olsa varlar iyi ki… Anne kadar her yükü yüklenen, doğumundan bakımına her aşamada eşinin yanında olan babalar umudumuz ve yüz aklarımız. Bir de babalığın salt erkek olmak olmadığının, baba olmanın, çocuğu ne olursa olsun yanında ve arkasında olmak olduğunun bilincinde olan babalar da var. Var olsunlar, çok olsunlar!

Erkeklik bu derece abartılınca bir de açık kimlikli ve aktivist bir baba olunca, serinin formatının biraz dışına da çıkıp, erkeklik üzerinden gay babası olmayı daha özelleştirmeyi tercih ettim. Belki ‘baba müsvettleri’ de kendilerine, kendilerince her anlamda ya da alanda ders çıkarabilirler umuduyla.

Şule ve Ömer Ceylan çifti eğitim almış ve kariyer sahibi, sıcak, samimi ve çok da tatlı bir çift. Her ne kadar bu röportajı Ömer beyle yalnız yapsak da… Eşiyle tanışıp sohbet etme şansına da sahip olma mutluluğunu yakalamıştım. Şule hanıma da selam ve sevgi yollamış olayım bu sayede.

Ömer Ceylan çocukluk ve gençlik yıllarında da ve elbette bütün hayatı boyunca kendi deyimiyle ‘biraz aykırı ve anarşist’ olmuş, bireyselden genele hak mücadelesinde de yer almış birisi. Verdiği mücadele ile sınandığı an da olmuş sanki: Oğlunun cinsel yönelimini açıklaması, ‘gay’im’ demesi. Mücadelesini içselleştirmesinin sonucu daha serinkanlı davranmış. Başlarda Lgbti+’lar ve cinsel yönelim, cinsiyet kimliği gibi konularda bilinçsizliği ya da bilgisizliği sonucunda biraz bocalamış olsa da… Bilgilenmenin öneminden bahsettik sık sık. Özellikle de cinselliğe dair bilinçsizlikten, eksik bilgilerin sonuçlarından yakındı. Sözü artık Ömer Amca’ya bırakma vaktidir.

 Siz neden zoru seçtiniz?

Açıkçası çocukluğumdan beri asi bir insandım. Ailelerin çocukların hayatına fazla karışmasının doğru olmadığını savunuyordum. Bu benim özgürlüğümle beraber bir özgürlük başkaldırısıymış, sonradan fark ettim. Verdiğim mücadeleyi içselleştirmeyi de başarmışım galiba ki oğlum cinsel yönelimini açıklayınca serinkanlı davrandım. Annesi de öncesinde bir takım ipuçlarından dolayı bazı farklılıkların ayrımındaymış zaten. Daha sonraları katıldığımız CETAD toplantılarında aldığımız eğitimden öğrenmeyle kabullenişin farklı şeyler olduğunu anladık. Kabulleniş bambaşka bir şeymiş; bilgilendikçe, anlamaya çalıştıkça ortaya çıkıyormuş! Oğlumuz bize açıkladığında 25 yaşındaydı. Askerliğini yapmış, işi olan, hayatını yoluna koymuş bir yetişkindi. Kendiyle ilgili tanımlamasında yanılıyor olamazdı sonuçta.

Bir baba için oğlunun gay olması zor mu?

Yaşadığımız toplumda erkeklik abartıldığı için bilgisizlikten de kaynaklı ‘elalem ne der’ kaygısından ötürü kısmen zor olabilir başkaları için. Burada sorun aslında kendini yetiştiremeyen, birey olması engellenen, önü kesilen kadınların da yanlış erkek yetiştirmesi. Kadınların benliklerini, bilinçlenmelerini elinden alırsanız maço erkeklik, erkek egemen kültür kendini yeniliyor… Yıllar önce katıldığımız bir televizyon programındaki erkek sunucu şunu demişti: “Babalar da haklılar. Adamlar kahveye gidince herkes bir sürü şey söyleyecek, adamlarla alay edecek…” Ben de cevaben “O kahveye gider, otur bakayım eşcinsellik hakkında ne biliyorsun der, ders veririm dedim.” Eskiden belki zordu ama bilinçlenip öğrendikçe dönüştürmek ya da bilgilendirerek değiştirmek daha kolay olabilir. Her şey bilgisizlikten kaynaklanıyor! Oğlum heteroseksüel olsaydı onun da yatak odasına karışabilecek miydik? Özel hayatına bu derece müdahale edebilecek miydik? O sebeple CETAD bilgilendirmeleri be aile deneyim paylaşımları, aile grupları çok önemli.

Sizi en çok ne zorladı? Oğlunuzun gay oluşu mu yoksa dış çevre mi?

‘Elalem terör örgütü’ adını verdiğim dış çevre elbette. O sebeple 10 sene kadar sadece yakın çevre ve eş dostla paylaştık, içimizde yaşadık… Yatak odası özel alandır. Bizim bir de kızımız var. Onun da özel hayatına karışmıyoruz ki… Önemli olan çocuklarımızın mutluluğuysa onları oldukları gibi sevebilmeyi, hayatlarına saygı duyup yaşayabilmelerinin de önünü açmalıyız.

Çocuğunuz size açıldıktan sonra bakış açınız ya da gözünüzdeki yeri değişti mi?

O olduğu gibi. Biz sadece kendi olmasına alıştık olduğu gibi sevmeyi öğrendik. Sonuçta bu onun hayatı. Dilediği gibi yaşamak en temel hakkı. Fiziksel anlamda da zaten aynı insan olduğu için değişen bir şey yok hayatımızda.

Oğlunuz açıldıktan sonra hayatınızda neler değişti? Hayata bakışınızda farklılıklar oluştu mu?

Öncelikle ötelenmenin boyutunu öğreniyorsunuz. Ötelenen diğer insanlarla empati duygunuz gelişiyor. Onlarla yakınlaşmaya, onları anlamaya başlıyor, kimseyi ötekileştirmemeyi öğreniyorsunuz, özen gösteriyorsunuz. Bütün ötelenenlerle aranızda farkında olmadan bir yakınlık oluşuyor. Neden ötelendiklerini öğrenme merakı oluşuyor. Misal toplum gay’leri ve Lgbti+’ları ‘gece gündüz sevişen, başka hayatları olmayan kişiler’ sanıyorlar. Trans kadınların ve natrans kadınların zorunlu seks işçiliğini sorgulamıyorlar. Sebeplerini de görmezden geliyorlar. Önyargılar bilinçsizlikten, tanımamaktan ve temassızlıktan kaynaklanıyor. Bir öteki babası olarak hayatı daha net görmeye, yaşadığınız toplumu tanımaya başlıyorsunuz.

Açık kimlikli bir gay babası olarak aktivist olarak da baktığınızda toplumda temel eksiklik nedir?

Bilgisizlik, cehaletten kaynaklı ötekileştirme ve cinsel bilgisizlik önde. Misal okullarda ve hatta üniversitelerde bile cinsellik öğretilmiyor. Tıp fakültelerinde öğretilen cinsellik dersleri kuru ve yavan, üstünkörü. Cinsiyet kimliği, cinsel yönelim gibi şeyler zaten hak getire… tıp fakültesinden emekli bir profesör arkadaşımlar sohbetimizde kendinin okulda cinsellik öğrettiğini, öğrettiğininse sadece xyz kromozomları gibi şeyler olduğunu öğrenmiştim. Bedenini tanımayan çocuklar yetişiyor, genel geçer bilgiler öğreniyorlar.

Oğlunuzun gay olduğunu öğrendikten sonra en çok yokluğunu hissettiğiniz şey nedir? Yalnızlık yaşadınız mı?

Yoğun bir yalnızlık yaşadık, evet. Kimse çocuğunun eşcinsel olduğunu söylemiyor, belki de söyleyemiyordu. Bu durum konuşacak kimsenin olmayışı çok zorlayıcıydı. Bildiğimiz ve duyduğumuz şeyler de genelde ünlülerin cinsel yönelimiyle ilgili dedikodular türevi şeylerdi. Bir Zeki Müren vardı, bir Bülent Ersoy ama onlar da size bir şey katmıyordu, konuşup paylaşmadığınız için. Başvurup öğreneceğiniz kaynak ve kitap azdı. Olanları da ya yetersiz ya yanlış veya sığdı çoğunlukla. Misal biseksüelin ne demek olduğunu ben CETAD toplantılarında öğrendim, 65-66 yaşlarındayken.

Oğlunuzdan neler öğrendiniz mesela ya da oğlunuzun size kattıkları var mı?

Başlarda oğlumun bana öğrettiği cinsel yönelime dair bilgilerle cinsiyetlere dair de biraz bilinç oluşmaya başladı. Oğlumla biz de kabuk kırılması yaşadık, çevreye ve topluma, toplumun bakış açısına dair fikirler oluşmaya başladı. Empatiyi daha da güçlendirdik oğlum da dahil ötekileştirilenlerle beraber, tüm herkese. Yavaş yavaş bilinçlendikçe oğlumla iletişimimiz de güçlenir oldu. Mesela dilde dönüşüm yaşadık. Bizim evde ‘adam, adam akıllı, adam gibi’ sözcükleri kullanılmıyor. Ötekileştirmede dil önemlidir. Kabuk kırılmasıyla da çeşitli kişi ve derneklerle iletişim kuruyorsunuz ya da iletişiminiz güçleniyor. Örneğin hiç görmeyene kör, görme sorunu yaşayana da görme engelli deniyormuş. Başka bir örnek daha: Duyma engelli sağır demek değilmiş. Sağır hiç duymayanmış! Sürekli bir öğrenime dönüştü hayatımız.

Sizin deneyimleriniz başkalarına yol gösterici oldu mu? Bu soruyla beraber içinde olduğunuz aile grubu neden var?

Yokluğunu yaşadığınız şeyi başkaları yaşamasın istiyorsunuz. Benim kendi deneyimlerimi paylaşmam ya da ilk andan itibaren içinde olduğum LİSTAG da bu sebeple var. Hep yakındığımız bilgisizliği, bilinçsizliği ve yalnızlık duygularını bir nebze olsun gidermek için emek sarf ediyoruz. Alanlara çıkıyor, çağrıldığımız davetlere katılıyoruz. Danışma hatlarımız sayesinde ya da çekilen ve içinde olduğum Benim Çocuğum belgesel filmiyle, yeni çıkan Gökkuşağından Hikayeler kitabında da temel amaç bu zaten! –Mail adresiyle aile grubuna yazarsanız kitabı ücretsiz yolluyorlar bilgilerinize! Yazar notu olsun.-

Tüm yaşadıklarınızı oğlunuzun açılımından bu yana olanı düşünürseniz şurada eksik kaldım/kaldık diyeceğiniz, değiştirmek istediğiniz bir şey olur muydu?

Oğlumuz bize açılmadan önce aktivistti. Biz aile olarak biraz içimizde yaşadık, onun o sürecinde sanki biraz yalnız bıraktık gibi. Oğlum açıktı, bizse halen aile içinde yaşıyorduk. O süreçte belki biraz daha cesur davransaydık… Benim açılmam, ‘gay babasıyım ben’ deme sürecim yaklaşık 2.5 yılı buldu, bilinçlenmeye başlayıp eğitimler aldığımız süreçle beraber. O dönemlerde konu komşu hep sorarlardı ‘Oğlunuz ne zaman evlenecek?’ diye. Yine öyle bir soru soran profesör arkadaşımıza eşim “Oğlumuz evlenemez. Bu ülkedeki yasaklar izin vermiyor. O bir gay” demişti. Açılım bazen hiç beklemediğiniz anlarda kendiliğinden oluşuyor.

Sonuna doğru yaklaşırken, son sorum: Fobiler mi yoksa cehalet mi öldürür? Öldürmeyi salt fiziksel olarak algılamayın lütfen…

Bir kere fobilerin temeli cehalet ve bilinçsizlikten kaynaklanıyor. Ülkemizin temel sorunu eğitimsizlik. Bilgisizliğin üstüne temassızlık da eklenince aynı kaygı ve hatalar devam ediyor. insanlar tanımadıklarından ve bilmediklerinden korkuyorlar, öteleyip, itiyorlar.

Röportaj sonunda herkese olduğu gibi Ömer Amca’ya da soruyorum eksik bulduğu yanlar oldu mu ya da özellikle ilave etmek istediği bir şey var mı diye.

“İnsan olabilmeyi, insan yetiştirebilmeyi öğrenmeliyiz” diyor. “İlişkilerde, ayrımsız bütün ilişkilerde dürüst ve açık olabilmeyi öğrenmeliyiz. Aile içinde her şey konuşulabilmeli, tabular ve yasaklar olmamalı, çocukların mutluluğu için sağlam temelleri olması için” diye noktalıyor sözlerini.

Ömer Ceylan çok keyifli, hoş sohbet bir insandı. Espriler, hoş anılar ve fıkralar havada uçuştu. Masamızdan kahkaha sesleri de eksik olmadı. Şuh kahkahalarım oturduğumuz kafeyi çınlattı arada. Ceylan ailesi ‘başka bir aile mümkün’lüğünün başka bir kanıtı daha. Gerçi bu söz de sevgili eşi Şule Hanım’ın sözüdür, aile literatürüne katan kişiymiş, ben de belirtmiş olayım.

Zoru Seçmek, çocukları, yakınları, LGBTİ+ ailelerinin ve yakınlarının yol alış serüvenlerine dair bir röportaj serisi. Neler yaşadıklarına, nasıl aştıklarına ya da içlerinde yaşadıkları acıların tortularını sürmeye de diyebiliriz. Zoru Seçmek aynı zamanda koşulsuz sevebilmiş, vazgeçmemiş kocaman yürekli insanlara da dair portreler serisi. Deneyimlerinden hayatımıza çok şeyler katabileceğimiz insanların yansımaları da…

Zoru seçen tüm aileler, yakınlarımız, dostlarımızla beraber, biz tüm Lgbti+’lar varız. Sizler kadar bizlerin de yaşam hakkı, elbette başka haklarımız da var. Bir gün tüm haklarımızı alacağız! Bunca insan yanlış olamaz ve rüya görüyor olamaz, bir gün…

LİSTAG

www.listag.org

bilgi@listag.org (kitap için ulaşabilirsiniz)

Danışma Hattı: 0546 484 82 85

www.benimcocugumbelgeseli.com

Reklamlar