KELEPİR FİYATINA İNSANLIK

Nobran, ucuz, pespayelik günlerindeyiz; gururu yerde insanlığın. Gelen geçen üzerimizde tepiniyor, onurumuz ayaklar altında; paramıza göre itibar, cüzdanımıza göre saygı görüyoruz; ruhunu üç paraya satmış adamlardan…

Telafisi, affı dahası; cezası da yok… Öncekiler cezasız kaldıkça, daha da hırçınlaşarak geliyorlar. Yapışan midelerimiz, delik ceplerimiz; kaba kapitalizmin suçu değilmişçesine, hep daha fazlasını istiyor, almalarına da göz yumuluyor yönetenlerce…

Bilet Fiyatına Günlerden Geçiyoruz…

Ulaşımın zaruri olduğundan bihaber devlet, bırakın ayı günü; sabahtan akşama, akşamdan sabaha yağdırıyor benzine, mazota, yakıta zamları; olan garibana, vatandaşa oluyor…

Hepimiz insanız; zor dönemler yaşıyor, hayatın içinde türlü dertlerle uğraşıyor, öte yandan da beynimizin contalarını sıyırıyor; en temel şeyleri dahi unutuyoruz… Sanki aksi için, hayat izin veriyor?

Bir kadın, üstelik de seksenli yaşlarda; otobüse biniyor ve fakat kartını evde unutmuş.

Öncelikle uyardığını söylüyor şoför, sonrasında da yaka paça, bir insana yakışmayacak şekilde, çekiştirilerek dışarı atılıyor otobüsten; kartını unutan kadın…

Öylece evden çöp çıkarır gibi, bir eşyayı kaldırıma bırakır gibi; kadını kolundan tuttuğu gibi, dışarı atıyor; kendine insan ve adam diye şoför beyimiz…

Onca izleyen ama görmeyen gözün önünde, susmanın rızaya girdiğini umursamayan yolcular arasında; bir insan darp edilircesine, dışarı atılıyor…

Kadın veya yaşlı olmasının hiç önemi de yok ayrıca. Benim, satırları okuyan bir erkeğin; hepimizin başına gelebilecek bir olağan durum.

Bırakın kartımızı unutmayı, paramız dahi olmayabilir; hiçbir sebep, bu yapılan vahşeti haklı çıkaramaz, gerekçesi olamaz…  

Servis Var Ama Zengine

Bir markete alış verişe gidiyorsunuz. Evinizde marketten birazca uzak. Marketin servis aracı var, biniyorsunuz; lakin sizi indiriyorlar.

Olayın kurbanı yine kadın, gene yaşı biraz hallice. Ve tarih aynı gün. Gerekçe mi, servisten sadece 50 liranın üzerinde alış veriş yapanlar yararlanabiliyormuş…

Müşteri olabilirsiniz, alış veriş yapabilirsiniz ve fakat değerinizi 50 lira veya üzeri belirliyor…

Oysa aldığınız bir ekmek, 10-15 liralık ürünler gün sonunda haylice yeküne dönüşüyor; doymaz işkembelerini sizin küsuratlı ödemeleriniz dolduruyor.

Gel gör ki her kazandıkları kuruşla, daha da ucuza satıyorlar ruhlarını…

Sen, ben, o, bizim kuruşlarımız; küçük meblağlı alış verişimiz olmasa, açlıktan öleceklerinin inkarındalar; her dem haklı da çıkarlar…

Nereye Varacak Bu İşin Sonu?

Onurumuz kırılırken, an be an fakirliğimiz, fakirsek de değersizliğimiz yüzümüze vurula gelirken; en akla gelmez muamelelere, sözlere, hakaretlere uğruyoruz…

Gelin görün ki kimse ceza almıyor. Bırakın cezaları, çoğunluğunun sırtı sıvazlandıkça, şiddetin dozu da artmakta. Bizlerse sahipsizliğimizle, dışlanmışlığımızla kalakalıyoruz.

Ezilenseniz otobüste, serviste yeriniz yok. Paranız yoksa ulaşıma, karın doyurmaya; yaşamaya hakkınız da yok…

Canı isteyenler ruhunuzu, bedeninizi gönlünce tahrip edebiliyor; bir böcek gibi ezemezse, sizi çöpün, şehrin dışına sürebiliyor…

Hakları, güçleri cüzdanlarının şişkinliğinden; sermayeyi, patronları, parayı seven, kalantoru koruyan kayırmacı iktidarlardan geliyor.

Canları istiyor ağaların; derelerinizin üzerine baraj kuruyorlar, hayatlarınızı, köylerinizi, tarihlerinizi yerle yeksan edip; suların, servetlerinin  altına gömüyorlar.

Fırsat görünce; binlerce yıllık tarih yüklü mahalleleri yakıp, yıkıp, talan edip; cezaevi görünümlü “Toledo”lar inşa ediyorlar. Üstüne de trilyonlara sizlere geri pazarlıyorlar, ömrü hayatınız, borcunu ödemeye de yetmiyor…

Suçlu Hep Biz Çıkıyoruz

Karın doyurmaya gücümüz yetmediğinden, toprağımıza, yurdumuza, dağımıza taşımıza sahip çıkmak istediğimiz için; kâh bir postalın altında eziliyor ruhumuz, belki panzer geçiyor üstümüzden… Hiçbiri olamazsa; oturulduğumuz otobüsün koltuğu çok görülüyor…

Zengine, güçlüye gücümüzün yetmesini bırakın; hayatlarımız, onurumuz, ruhumuz peşkeş çekiliyor… Varlığımız, patronların varlığına hediye…   

Suç sende, bende be kardeşim! Köşeyi dönemediğimiz, yolunu yordamını öğrenemediğimiz için, kolay yoldan para kazanmanın…

Vurulsun kellelerimiz; amcamız, dayımız, bizi arkalayacak bir bakanımız, hele de kollayacak yasalarımız yok diye…

Suçunu bil, dilini kısa tut; elin uzanmasın ekmeğin tazesine, oturma paran yoksa otobüsün koltuğuna, şikayet de etme “Hani bana hak, yasalar kimin için var” diye, cebindeki paran kadar konuş…

Ye iç, yat kalk; kaderine razı ol! Henüz nefes almak vergiye bağlandı mı bak? Öyle her yerde, hak hukuk da deme; Silivri soğuk, mahpus damları dili uzunlarla dolu…

En iyisi mi, sessizce bir köşede yarı aç yarı tok bekle ölümü, tut dilini kısa; varlığın ağaların, beylerin güneşine gölge, kârlarına çomak sokmakta…

Bir Cevap Yazın