TÜRKİYELİLERİN GELECEĞE VE TÜRKİYE’YE BAKIŞI

Şu an okumakta olduğunuz yazıyla beraber ve sizlerle birlikte yeni bir yazı dosyasına başlıyoruz.

Devamında iki konumuz daha olacak. 5 yıllık dilim üzerinden ekonomiye bakış, ülkenin daha yaşanır olması için sizlerin beklentileri ve son olarak da ülke muhalefetinin baskın olup olmayacağını oylatacak ve düşüncelerinizi alacağız.

21.yy ortalarına doğru yol almaktayız. Bizim ülkemizde ve gündemimizde de hep bir yoğunluk, dolulukla da beraber hızlı ve oldukça sert değişimler yaşanır hayatın tüm alanlarını kapsayacak şekilde. Bu değişimler özellikle son onlu ve yirmili yıllarda halk bazında pek müspet, hayat kolaylaştırıcı ya da evde kaynatmak zorunda olan tencere dostu da değil ne acıdır ki…

bunlarla yaşarken ülkem insanı 2020’ye yeni girdiğimiz şu süreçte umutlu mu, geleceğe dair beklentileri var mı diye merak ettik. Dış gözlem fikir sunardı ama istedik ki sizzler de kısmi ve kısıtlı seçeneklerle de olsa görüş bildirin, katılım gösterin ve de yazıya da yön verici olun.

Bu amaçla toplumun tüm temelini ilgilendiren, hatta belki de tek ortaklaşılanlardan birisi olan ekonomi üzerine ayırdık ilk bölümü. Sizlere “Türkiye ekonomisinin önümüzdeki 5 yıl içerisinde düzeleceğinden umutlu musunuz?” sorusunu yönelttik. “Evet, hayır, daha da batmazsa…, fikrim yok” seçeneklerini sunduk.

Uzun bir giriş oldu farkındayım, ilk yazı olmasına bağlayalım. Amaç ifade edilmeli, hedefe ilerlerken kullanılacak yollar da çizilmeliydi, yine de affola. Oylamalarınıza geçiyoruz öyleyse, buyurun!

Herkes ekonomiden anlamayabilir, ilgisini de çekmeyebilir, normaldir de. Hele de girişte kısacık bahsetmiştim: bizde, bizim gibi kırılgan ve iğneden samana dışa bağımlılığı yüksek ülkelerde öngörü geliştirme fikri zordur. Fikri olmadığını belirtenlerin oranı yüzde 4.

Yüksek bir oran değil aslında. Hepimiz ekonomi uzmanı olmuşuz çok hoşnut olmasak da. Bütçe denkleştirmek, oradan buradan kısmaya çalışmak uzmanlıkla beraber ekonomiyi takip etmeye de zorluyor. Yüzde 4 dedik 352 kişinin içinden. Künyesini de geçmiş oldum anketin bu vesileyle.

352 kişiyi ülke olarak baz alsaydık yüzde 40’I umutsuz. Düzelmeye dair hiçbir beklenti taşımıyorlar. Ekonomide düzelme beklemeyince haliyle hayatlarında da düzelme, iyileşme beklemedikleri düşündükleri çok açık. Dış gözlemlerimden ve elbette sizlerin de gözlemlerinizden de bildiğiniz gibi bu kesimin çoğu genç, yeni mezun, uzun süredir işsiz, çalışıyorlarsa da her an kapının önüne konma kaygısı yaşyanlar. Mezun olurlarsa iş bulamam, temel ihtiyaçlarını karşılayamama korkularıyla yeni güne başlıyorlar.

Asıl vahim olan yanıysa bu insanların çoüu iş potansiyeli açısından da en verimli çağlarında. Genç nüfus denilen, iş hayatı içinde elzem olan 16-35 yaş dilimindeler. Kimileriyse evil ve en az 1 çocuk sahibi. Daha önce kadının istihdamı üzerine yazmıştım. Bu işsizlerin ya da güvencesiz çalıştıranların çoğunluğu da kadın.

“Daha da batmazsa…” Bu fikre sahip olanlar umutsuz, yani “hayır” cevabını verenlerden daha fazla, yani oran yüzde 53. Kıssadan hisse yurdum insanının 10’undan 9’u psikolojik olarak bitik durumda. Bu tabloyla da kimseye çok bir şey söylemek de kalmıyor.

İnsana, geleceğe dair beklentilerini yütürme demek, umut aşılamak, kaygılarıyla olmaz olanları çare gören kişiye “hayır, lütfen diren, düzelecektir” diyebilmek veya demiş olmak da havanda su dövmeye benziyor.

Nice insanları yitirdik, nice genç insanları. Kimi beyin göçü dediğimiz başka ülkelerde çare arar oldu. Kimilerini adlandırmaktan hoşlanmadığım şeylere mecbur bıraktık. Canlarından vazgeçmeyi seçenler oldu, bazıları aileleriyle, çocuklarıyla üstelik.

Cidden “evet” diyen yüzde 3’ü çok merak ediyorum. Bu iyimserliklerini ekonomik anlamda uzmanların, ekonomistlerin göremediği donelere mi borçlular? Pozitif düşünüp olumlamaya daha da iyi bir gelecek mi hayal ediyorlar yoksa havuz medyasıyla öyle iç içeler ki at gözlüklerini görüş açılarını mı köreltiyor.

Belki de “saldım çayıra mevlam kayıra” mantığıyla hareket ediyorlardır. Evetçileri merak sebeplerimden birisi de bu insanlar mutludurlar da belki feyz alabilirim, olmadı bana da bulaşırdı mutlulukları. Dokunmakla bulaşan bir şey olamaz mı mutluluk?

Kendi hayatımda neler yapıyorum, neler yapılabilir çare olarak? Öncelikle hayatımı küçülttüm. Harcamalarımı minimum indirdim, çevrem de öyle. Missal kıyafete çok harcama yapmıyorum. 2.el ürünler seçilebilir, takas yoluna gidilebilir. Hepimiz çocukken abla abi kıyafetiyle büyüdük, eş dost arasında bu tarz bir dayanışma başlatılabilir. Yetenek varsa eskiyenden yeni bir şeyler üretilebilir. Çevre dostu da bir yöntem.

Gıda konusu mühim! Çoğumuz artık çoğu şeyi evde üretir olduk. Daha sık evde yer, yemek yapar, ekmeğini yoğurdunu kendi üretenler de mevcut. Evde yeri olanlar, bahçesi, balkonu olanlar küçük tarım ve bahçeciliğe de kaymaya başladı.

Günlük ve küçük miktarlarda alışveriş tercih edilebilir. Ciddi ölçüde çöpe dönüşen gıda, gıda ürünleri gibi gerçeğimiz de var ne yazık ki. Hele de ürünlerin tüketiciden çarşı pazar markete gelene kadar yüzde 25-30’u çöpe dönüşüyormuş. Bu da tüketiciden çıkarılıyor.

Kültürleşmeyi zaten unuttuk. Eş dostla çıkmayı, bar-café gezmeyi maziye gömmeye başladık. Tam bitmese de ayda bire falan indi. Esnaf dostlar darılmasın artık! Becerebilenler alkolü evlerinde üretir oldu. Yüksek vergilere de cevap aslında bu yöntem. Sigaradan tütüne geçişler çoğaldı, ben de dahil. Bu da yüzde 70 vergiye bir cevap elbet. Kooperatifleşme özellikle de yerel yönetimin öncülüğünde bir nebze halka nefes aldırabilri, ucuzlama da sağlar. Küçük üreticilere de üretim şevki sağlar, tarıma hız verebilir.

Anketimizin ilk bölümü böyle. Sizlerin cevapları, benim yorumlarım, kendi hayatım içinden verdiğim örnekler ve çizümlerimle –ki çoğunu yaptığınızdan eminim- yazıyı geliştirmeye çalıştım.

Belki biraz daha umutlu labilmeti, umut etmezsek uyanmanın da anlamının kalmayacağının da bilinciyle yine de yarınlarından beklenti içerisinde olmalıyızdır. Evetçiler haklı olabilirler mi? odağımızı başka yönlere mi çevirmeliyiz? Doğru cevabı bulanlar, bilenler ban, bizlere de yazsın. Mutluluğun yollarını paylaşalım bari.

Reklamlar