TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK: FİNAL

Anketle sizlere sorarak sürdürdüğüm “Türkiye’de Kadın Olmak” dizimizin üçüncü ve son bölümüne geldim.

Kadın gözüyle yorumlarımın yanında sık sık yaşadığım, deneyimlerimi de aktardığım bir yazı serisi oldu.

Türkiyeli kadın olmanın herkesçe bilinen zorlukları var ve de biliniyor da. Sağır sultanın bile bildiği, özellikle de yönetmekle mükellef olan, buna talip olan kişilerce de. Sorunlar biliniyorken çözüm üretmemeleri sebebiyle Ayşe’nin Fatma’nın Ali’nin defalarca yazdığı, çizdiği, haber geçtiği konulara ben de değinmek zorunda kaldım. Pelesenk olan, çare üretilmeyen, ülkedeki kadınların güvencesizliği, kendilerini güvende hissetmek için başvurdukları yöntemler üzerineydi.

Ve şu da gerçek ki bu yazı dosyalarını, kadına karşı suçları neredeyse artık 3.sayfadan verilen haberlere daha uzun süre rastlayacağız. Peki neden mi yazdım? Unutturmamak, unutulmamak, zibilyonuncu kez de olsa “kadın sorunsalı”nı gündemden düşürmemek adına.

Kadının adının kurban olduğu, olacağı olaylarla anılmaması adına “kör göze parmak sokmak” önce kendime sonra da hemcinslerime, gelecek nesil kadınlara borcum…

3.bölümün konusu “Kadın olarak ülkede kendinizi güvende hissediyor musunuz?” sorusu üzerinden yürümeyi hedefledim. “Evet, hayır, kısmen ve sorunun amacı?” şeklinde 4 seçenek sundum.

Yüzde 8 oranında “sorunun amacı?” seçeneği oylanmış. Manipüle ettiğimi düşünenler vardır diye kasıtlı olarak da bu şıkkı ekledim. Ciddi ciddi bu ülkede kadının sorununun, kadının güvende hissetmeme sorunu olmadığını düşünenlerin olduğunu göstermek.

Gerçi soru kadınlara yöneltilse de erkeklerin de oyladığını düşünmek istiyorum. Ben de biliyorum ki sizler gibi yarısını erkekler oylamış olsa da kalanı kadınlar. Daha vahimi evet ya da hayır kısmen diyenlerden daha çok.

Hal böyle olunca bizler kime dert anlatmaya çalışıyoruz? Kendimizi önce yönet(emey)en erk’eklere mi yoksa kadın kimliği taşıyan fakat bilinç körlüğünü seçen kadınlara mı?

Tamam! Ben manipülatörüm. Sadece ortalığı karıştırmak, kaostan pay çıkarmak peşindeyim. Evet tek suçlu benim çünkü fitne peşinde koşuyorum. Özürlerimle!

“Kısmen” seçeneği için de söylenecek çok bir şey bulamamakla birlikte, birkaç söz etmek lazım. Yüzde 6 oranında oylanmış. Kısmen nerede güvenlisiniz? Ev, okul, sokak, iş, araç…

Yılan size dokunmadığı için mi? Nereye kadar “kısmen” güvende hissedeceksiniz? Maktül olduğunuzda, yakın aile fertleri kurban olduğunda? Yoksa “kısmen” korunaklı sırça köşkleriniz, superman eşleriniz, sevgilileriniz mi var ya da babalarınız? Faillerin yarıdan fazlası o muhteşem supermanlerimiz! Sahi kuzum, siz hiç yaşıyor musunuz? Evlerinizden çıkmak, hayata karışmak… Sanırım fotosentez de yapıyorsunuzdur…

En can alıcı ve en sevdiğim seçeneğe geldik. “Evet”. Oranı önemliyse de yüzde 3 efendim. 432 kadın oylamış. Kabaca 400 baz alırsak 12 kadın “güvendeyim evet” demiş bulunmakta.

Ortalama neredeyse her güne 2 kadın ölümü, kayıtlara geçeni geçmeyeniyle taciz ve tecavüzleri bu ülkenin gündemi değil ya da onları hiçbiri kadın değiller.

Öyle ya “koca, sevgili sözü dinleselermiş, aman eteği, elbiseyi giymeselermiş, hem gece ne işleri varmış sokakta, niye çalışıyorlar ki, boşanmak mı?” Bunları yapıyorlarsa başlarına geleni hak etmişler zaten.

Öyleyse size birkaç bir şey hatırlatayım “bayanlar”. Bu ülkede 97 yaşında bir kadın (Ayşe U./2012 Adana), evine giren hırsızın gaspı ve tecavüzüne uğradı. Başörtülü genç bir kadın (Fatma Nur Ç./2012 İstanbul-Bahçelievler), evine gelen bilgisayar tamircisi tarafından tecavüze uğrayıp boğuldu.

İkisi de evlerindeydi. İkisinin de suçu ne olabilir ki? Hırsızı evine kasıtlı davet etmemiştir değil mi? Sizin hiç mi evinizde bir ev aleti bozulmaz? Evinize hiç mi tamirci çağırmak zorunda kalmayacaksınız? Tüm tamirci ihtiyaçlarınızda evde bir erkeğin olma şartı veya garantisi? Market, pizzacı vs dışarıdan hiç sipariş vermek zorunda kalmaz mısınız? Gelen, karşınıza çıkan bütün erkekler bir melek olamazlar ama değil mi?

Bakın, boşanmak isteyen kadınları, mini etekli kadınları okul dönüşünde, serviste tek kalan kadınları ve de yüzlerce farklı kadın örneğini…

Söz uzadıkça sizin okuma sabrınız, benim de tahammül gücüm tükenecek. Yorumları kısa tutuyorum bu sebeple.

Oran yüzde 83, seçenek hayır. Böyle çıkacağını bilmenin acısı da katmerli. Kötünün iyisi, züğürt tesellisi diyelim, büyük bir kitle ayan beyan farkındalar. Sorun olduğunun, kangrene dönüştüğünün bilincinde kadınlar.

Kadınların da “iyi hal indirimi sağlayacak bir takım elbise”ye ihtiyacı olduğu bilincindeler. Kadın olmanın, doğmanın biz gibi ülkelerde özellikle ilk anda yenik başlamak olduğunun bilinci…

Hiçbir yasa karşısında -yazılı olmayanları da dahil- sırtlarının sıvazlanmayacağı farkındalığına çok küçük yaşlardan sahipler. Çocuk olmalarının bile birilerine engel olmadığının bilincindeler.

Etek giymek için bacaklarını kapatmanın, örtmenin düsturuyla büyüyor minicik çocuklar. Kadın olma lanetiyle daha o yaşlarda tanışıyorlar. Başka mahallelerdeyse anaokullarında çarşafa, tesettüre sokuluyor kız çocukları.

Çocuk olmadan vücudundan utanmayı, gizlemeyi öğretiyoruz kızlarımıza, ayıp olmanın ezikliğini de. Kısaca kadınsak suçluyuz! Yaptıklarımızdan, yapmadıklarımızdan, doğmakla… Hele de sırt sıvazlayan erk’ekdaşlık hüküm sürüyorsa…

İlk bölümde kadınlara hangisinde güvende hissettikleri diye araç tercihleri, araç zorunluluklarını sormuştuk. İkincisindeyse geceleri sokakta nasıl güvenlik önlemleri aldıklarını sormuştum.

Her anket altına yorumlar da geliyor pek tabii. Öncelerinde olduğu gibi burada da ilginç bulduğum yorumlardan alıntılar yapmak isterim. Baştan beri tüm yorumlardaki isimleri gizlerim, çekincelerimin farkında olduğunuzu düşünüyorum. Bu ayıp da hepimize yeter aslında.

“Ben bile hissetmiyorum ülkede güvenli ve eminim ki birçok erkek de aynı… İnsana, kadına, hayvana, doğaya, canlılara saygı ve sevgi kalmadı.” Bir erkek yorumuydu bu.

Bir kadın yorumu: “Şu evet diyenleri merak ediyorum. “Ülkede kadın, çocuk, sokak hayvanı ve ağaç olmayacaksın derdi bilir bir kimse” yine başka bir kadın yorumu.

Ben manipüle ettim diyelim de bu korkuyu, ölümü yaratıp üretecek kadar da iyi senarist değilim. Olsaydım sinema ve dizi işine girer, biraz para yapardım. Mesleki riskleri de daha az, senaryo adı üstünde!

Yazarlar, gazeteciler olarak kendimizi tekrara düşürmek zorunda kalsak da yazıp çizmekten vazgeçmeyeceğiz. Sizler ‘mış’ gibi yapsanız da bizler ta ki kadınlara da insanca yaşam hakları sunana kadar haykıracağız. Ülkede her gün kadınlar öldürülüyor, gasp, cinayet, taciz, tecavüz gerçeğiyle iç içe yaşamak zorundalar. Fail erkekler korundukça, “kadın cinayetleri politiktir” demeye devam edeceğiz. Trans cinayetleri politiktir! Yazar trans kadın kimliğini de unutmayacak elbette.

Türkçülükten uzak, herkesin, her kimliğin, yönelimin güvence altına alınacağı, yazılı olmakla kalmayıp uygulanacağı eşit, adil, hak temelli yasalar istiyoruz. Yaşamak is ti yo ruz! İnsanca ama aynı zamanda kadınca da…

Kadın olmanın her mahallede, eğitimli-eğitimsiz, zengin-fakir erkeklerce kurban edildiğini unutmayalım. Hepimizin dünya algıları, dinleri, dilleri, savundukları partileri farklı olabilir ama kadın olduğumuz, bu sebeple yaşanılanlara, yaşatılanlara göz yummamız gerekliliğini de aklımızdan çıkarmayalım. Birbirimize gözlerimizi kapamayalım. Mağdur kadınları amalı, fakatlı gerekçelerle bir de biz sırtlarından vurmayalım.