Toplu İntiharlar, Tek Taş, Toplumsal Çürüme…

Diplerine kadar yaşayan bir toplumuz…

Her şeyde uçlarda dolaşıyoruz dünya istatistiklerine örnek olur cinsten. “Orta Sayfa Haberleri” tabiriyle adlandırılan haberlerimize bakmak yeterli… Şimdilerde bazı haberleri orta sayfadan da vermek suç ya da cesaret işi o d ayrı gerçek…

Siyanür hayatımızda yeni bir sayfa açtı. Utancın sayfasını üstelik… Değerli maden aramakla, cinayetlerle özdeşleşen siyanür günümüzün en çok bilineni oldu.

Yönetilemeyiş kaynaklı yoğun işsizliğin, bozulan ekonominin sonucu insanların son raddede çözüm olarak gördükleri çözümsüzlük: Toplu intiharlar. Ya da dünyaya, belki kimseye güvenememe, yük etmeme, altındaki derin anlamlar uzmanların konusu. Ailesini de yanında taşıma, kısmen de intihardan öte bir gerçeklik… Hayatımızın realitesi oldu son bir ayın içerisinde.  

Ekonomideki derin kırılma, çaresizlik, darboğaz, gittikçe büyüyen işsizler ordusu, kalifiye işsizlik, KHK’lanan işsizler, tavan yapan iş bulamayanlar ordusu gerçeğiyle beraber bir de başka hayatlar var görgüsüzce gözümüze sokulan… Vicdanların bile kaldıramadığı lüks kınalar, mevlidler, fiyatı dudak uçuklatan çantalar…

Listelerin sonu gelmez! İnsanlar hayatta kalmakta bu derece zorlanırken bir yenisi daha eklendi. En iç parçalayanı belki de! Minicik bir bebeğe yapılan mevlidle beraber ailesinin taktığı tek taş yüzük. Bebek evet, çocuk bile değil, bebek…

Kişiler servetlerini dilediği gibi harcayabilirler. Bize laf düşmez. Vicdanları rahatsa, o da onları bağlar. Birileri bu zenginliğin kaynağını sorarsa görgüsüzlüğünüzü yüze vurursa, hatta ve hatta ebeveynliğinizi sorgularsa “mağduriyet” yaratmayacaksınız.

Ben hepsini geçtim, çocuğa yaşatılana takıldım… Birkaç aylık bebeğe tek taş takarsanız o bebeğe iyilik etmiş olmazsınız. Doğum gününde ne alacaksınız? Ünlü arada markalarından, som altından bisiklet ya da özel yapım bebek arabası?

Peki! Bu çocuğa eşitliği, gerçekleştirmek için hedefler koymayı, insanların geleceğini oluşturmak için çalışması gerektiği, değer üretmek gerekliliği gibi konularda nasıl bir anne-babalık örneği sunacaksınız? Hoş, çocuklarına akademide statü, bilmem hangi şirkette, kurumlarda mevki alanlar da yok değil…

Bir an için düşündünüz mü insan olarak her şeyi yaşamamız da mümkün. Tutun ki, hani olmaz ya ya, ya da istemeyiz, ekonomik darboğaz sizi vurdu diyelim… O çocuk niye devlet okuluna gitmek istesin? Niye toplu taşımayı kullanmayı kendine reva görsün?

O alıştığı, doğuştan sunulan şaşaayı sürdürmek için başka seçenekler ararsa? Sakın çocuğa en büyük kötülüğü siz yapıyor olmayasınız?

Sevdiğim ve sözüne güvendiğim bir arkadaşımın yakın arkadaşının oğluyla ilgili anlattığı bir olay şaşırtmış ve üzmüştü de beni açıkçası:

Bahsi geçen çocuk 16 yaşlarında. Ailenin ekonomi durumunun iyiliği dolayısıyla kolejlerde okuyor. İstediği ikiletilmeyen, tek çocuk olmanın da avantajı sebebiyle söylediği, istediği biraz “hükümdar buyruğu” kıvamında açıkçası.

Arkadaşım çocukla sohbetinde geleceğe dair hedeflerini sorunca ünlü bir fastfood’da kasiyer olmak istediğini söylemiş. Çünkü önüne her imkan sunulmuş, arzulaması gereken bir hedefi yok. En kötü babası şirket açar, “Babam sağ olsun”cu olur.

Böyle büyüyen çocuklar acaba dengesizliği körükler mi? Adaletsizliği yeniden üretmez mi? Bunları dert ediniz mi bir avuç zümre? Cevabı hepimizce malum…

Bir de bu “soylu bebeler”le aynı havayı soluyacak dezavantajlı çocuklar ve de ailelerinin yaşayacakları ruh hali… Yoksulluk şamarının şiddeti? Çocuklarda açacağı yaralar_

“Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin!” Öyle de yapıyorsunuz da biraz ölçülü mü olsanız? Görgüsüzlüğünüzü artık gözümüze daha fazla sokmasanız mı? Ne demişler: “Biri yer, biri bakar. Kıyamet ondan kopar!”

Nefret edilmeyi, sevilmemeyi paratoner gibi üzerinize daha fazla çekmeseniz mi? Hayır, sonra küsüp ağlıyor, yine “mağdur” olup vicdanları yaralıyorsunuz halkın çocuklarının. Yufka yürekleri siz sırça köşklerden göremeseniz de… Utanmayı da bilirler, kendilerini geçtim başkalarının yerine de…