TARİHE İMZA ATAN HÜKÜMET

Çoktandır gündemi belirlemekten uzak, akıntıya kürek çeken iktidar: yine köklerimizi derinden sarsacak dâhiyane sürprizleriyle günümüzün ve de geleceğimizin de ortasına düştü… Düşmek az kalır; üstümüzden silindir gibi geçtiler…

Dikleşmenin, doğanın yüzlerce yıllık yasalarına (faiz sebep, enflasyon sonuç) çomak sokarak; ülkeyi ateşe atma pahasına hayatlarımızı, aşımızı, işimizin, umutlarımızı da yeni yetme hovardalar misali, kumar masasına yatırdılar… Babadan kalan servet bile, harcanırken bu derece müşkülpesentlik gösterilemezdi…  

Dededen kalan köleler, tarlayla babadan oğula geçen ırgatlarmışçasına; el değiştirdik, dakikalar içinde ondan öbürüne meze yapıldık… Argoda halimizi net ifade edilecek deyimler mevcut lakin ne edep müsait ne de adabı muaşerete sığmaz…

NE KONUŞUR, HİSSEDERSEN; ONU SÖYLER, YAZARSIN…

Bakmayın az nefes alma adına espriye vurduğumuza; hepimizin ağzında ölümün tadı, kursağımızdan çalınan lokmalarının sonucudur; tümcelerimizin nefesi kokuyor…

Suratlarımız sirke satmayı geçeli asırlar olmuş, bunun adını tariflemeye çaba göstermekten de vazgeçmişiz… Canlı cenazeler sokakları, otobüsleri, fabrikaları doldurmakta… Herkes herkesin müebbet hapisliği, belki de katili… Susarak anlaşılan, bir ölüm oyunundayız. Çukurdan çıkanı henüz duymadık… Duymak kaç zaman alır, derin muamma?

Sözü nasıl yumuşatırsan yumuşat; fakirlik batağına, devalüasyon canavarına bile iste isteye atılışımızı yumuşatmak namümkün…

Son bir hafta, on gün ömrümüzden ömür alarak geçmekte. Gözümüzü yumarken kaygı, uyanmak kâbusumuz; kuru ekmeğe ulaşabilir miyim, cebimden kaç liram eksildi? Eve değil; memlekete obur fareler çöktü…

SAVAŞ NEDİR, KİME KARŞIDIR?

“Bu politika ile biz ne yaptığımızı, ne için yaptığımızı, nasıl yaptığımızı hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu, sonunda ne  elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz”, devamında da “ekonomik kurtuluş savaşı” içinde olduğumuzu beyan etti: AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, pazartesi günkü kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamasında.

Evet; bir savaş içerisinde olmalıyız, her güne bir doğal afetin altında enkaza dönüşüyoruzdur ki, ancak böyle izahı mümkün; aklaziyan ekonomik çölleşmenin, kendini roket sanan dövizdeki yükselişinin. Üretilen hiçbir yarış arabası bile saniyeler içinde, bunca tam gaz yapamıyordur kanımca… Arabalar çok alanım değil; hakkını yediğim varsa özürlerimle.

Bir dönemler nasıl ki her birimiz “komplo teorisyeni” kesildiysek; artık içimizde rüştünü ispata ramak kalmış ekonomistler mevcut, iki üç güne doktora yapma ihtimalîmiz de uzak değil…

Ömrü hayatımızda, parayı belki bu derece ağzımıza almadık, son günlerdeki kadar da. Afrika’nın en ücra kabilelerindeki para birimlerini, TL cinsinden değerini ezber ettik.

Evden bakkala- markete gidene, reyondan kasaya ulaşana kadar aldığımız ürünlerin fiyatları geçmişte kalıyor fakat kazançlarımız kaplumbağa yürüyüşünde.

Sene başı 350 dolar civarındaki asgari ücret, son kıyaslama ile 220 dolar düzeyindeydi, 2 gün kadar önce. Dün gece 00’dan itibaren gelecek benzin, motorin zamlarına saatler kala; araç depolarını fullemekle yetinmeyip, damacanalarla, bidonlarla benzinci önlerinde, ucuzluk kovalıyorduk… Birileri; tüp, gaz yağı kuyrukları mı demişti?

Gübresinden zirai ilacına, çikolatadan hammaddecisine herkes satış durdurdu; fiyatlama yapamadığı, tedarik zinciri bozulduğu, sattığı ürünün yerini dolduramayacağı gerekçesiyle. Piyasa vadeli satışları tedavülden kaldırıp, dost gönüllemek adına; olurunun da döviz cinsinden olacağını beyan etti.

“Kara Salı” olarak bellediğimiz; kimsenin unutamayacağı güne 11,40 seviyesinden başlayan dolar, saatler içerisinde 12’yi, öğleden sonra 13,46’yı görerek tarihi zirvesini yaptı. Hal böyle olunca; çoğu banka işleme kapattı, döviz büroları alış satışı durdurdu…

Piyasa oyuncularından olan Merkez Bankası, “oyunda yokum” şeklinde algılanacak bir açıklamayla; köşesine çekildi akşam saatlerinde. Herkesi kaderine terk ettiler.

Bir savaş varsa, kime karşı veriliyor, cepheye niye biçare halk sürüldü? Katıldıkları “toplantılarından” tutunda, senede bir iki kez kaptıkları vergi affına, borç silinmesine kollanan 5’li-10’lu kodamanlar, zenginler güzellik uykularına mı yatmakta?  Daha da zenginleşmekteyken, “ekonomik kurtuluş savaşında”; yerlerni almayı mı unuttular acep?

NE SANDIK VAR NE DE MUHALEFET…

Yangına benzin taşıyan iktidara rağmen, 6 uyurlar (Millet İttifakı); “nefes dahi almayın” aman, “AKP’ye yarar”, tekerlemesinin büyüsüne kapıldılar. Altı yanmayacak ocak, boş tencere kendilerininki olmayınca belki de…

Sendikalarla, meslek odalarıyla grevi, mitingleri örgütlemek şöyle duragelsin; can havliyle sokağa çıkan halkı da yalnız bıraktılar. Gaz, cop, dayak da kursağından çalınanın üstüne; halkın içtiği soğuk su oldu…

Dün gidiyorlardı, yok bugün gidecekler, bak yarın kesin gidecekler teranesiyle; “bebelere balon” tadında, “sandıkta göndereceğiz” masallarıyla halk uyutulmakta… Sandık görülür mü muammayken, 7 Haziran Seçimleri gerçeği de unutulmuşçasına…

Günler nelere gebe, şafak ne zaman söker, duru suya tiritle kaç gün geçer belirsiz… Söz çok, dinlemeye meyilli kimse var mı, kara günlerde politikacılar bize omuz mu -emin değilim- belirsiz bir tünele girdik. Herkes herkese şimdilik can simidi; hayatta kalmak için, etlerini kemirmeden önce… Etimiz kaldı mı ki?  

Bir Cevap Yazın