SONSUZLUK

Geçen hafta yazmıştım. Her şey yolunda giderse Ekim ortasında Antalya’ya giderim diye. Maalesef hiçbir şey yolunda gitmedi. Pazartesi günü konuştuğum arkadaşım “Doktorlar ümidi kesti, durum kötüye gidiyor, satürasyon 40-50 civarında1 deyince hemen bir bilet alıp dostumun yanına uçtum. Kız kardeşine sarılıp teselli edip sözlerimle umudunu diri tutmasını söyledim ama sanki yalan söylüyormuş hissine de kapılmıyor değildim.

Çarşamba günü satürasyon 30-40 bandına gerileyince buradan dönüş olur mu diye sorgulamaya başladık. Üç kadın hep bunları konuşur olmuştuk. Zira yakın akraba olarak iki kardeş bir de ben vardım evin içinde. Oğlu Pazartesi sabahı askerlik görevini yapmaya gitmişti. Perşembe günü geldiğinde ilk defa saatinden erken arandık hastaneden ve durumun ciddiyetini koruduğu bildirildi. Biz kendi aramızda “Buradan döner mi acaba1yı tartışırken solunuma destekleyici farklı bir cihazın işe yarayıp yaramayacağını sormak için hastaneyi arayan arkadaşıma, doktoru maalesef her şeyin bittiğini, Melih Bey’in vefat ettiğini söyleyince evdeki durumu tahmin edersiniz.

Sonrası rutin prosedür. Herkesin başına gelen olağan yol izlenerek oğlunun izin alıp gelmesi beklendi. 24 Eylül Cuma sabahı kendisinin de isteyip dilediği Kurşunlu mezarlığına defin gerçekleştirildi. Bunları neden yazıyorum bilmiyorum ama Covid-19 ve peşi sıra gelen alfa, beta, delta varyantları sonucu hemen herkesin ailesinden pek çok kaybı olmuştur. Tam da bu yüzden sorgulanması gereken bir Sağlık Bakanlığı çalışma sistemi var. Bir gün bu yaşananların hastane ayağını da yazarım, henüz buna değilim. Eminim oğlu ve Melih beyin eşi arkadaşım da buna hazır değildirler.

Cenaze ortamı nasıldır bilirsiniz. Gelen giden, telefonla arayıp taziye dileklerini ileten güzel insanlar… Peki bunları duymaya hazır mı vefat edenin yakınları? Maalesef hiç hazır değiller ve asla olmayacaklar. Kimse sevdiğinin bir anda yok olup gitmesini, toprağın altında kalmasını kabullenemez. “Başın sağ olsun, sabır dilerim” ikilemesini duymak her seferinde yaraların tekrar kanaması demek.

Ablam gideli 13, babam gideli 10, annem gideli 5 yıl oldu ama ben onları hala Üsküdar’daki evlerinde oturuyor, keyif içinde yaşamaya devam ediyor ve bir yerden çıkıp evime gelip, “Zale haydi gel, çocukları da al birlikte bir yerlerde bir şeyler yapalım, yemek yiyelim” diyeceklerini hayal ediyorum. Oysa…

Ellerimizle defnetsek bile gidenler hep bizim sol omuz başımızda, kalbimizde, biz gidene kadar tüm güzellikleriyle yaşayacaklar eminim. Ancak bizler de gidersek varlıkları unutulacak ya da bizden sonrakiler tarafından belki anımsanacak belki de anımsanmayacak. Sebebi ne olursa olsun bir gün o defter kapanacak. Siz siz olun kimseyi incitmeyin, kalbini kırmayın. İnanın kimseye kalmıyor bu dünya ve maalesef ki iyiler erken giderken kötüler saltanatına devam ediyor. Bir vakit daha her şeyin başı sağlık. Sevmek, sevilmek, karşılıksız bile olsa.