SİZ HİÇ DAKİKA DAKİKA FAKİRLEŞTİNİZ Mİ?

Sanki bir hızlandırıcının içerisindeyiz. Zaman boyut arası yolculuk mu, belki de ya da kim bilir ki? Ne olduğunu anlamanın mümkünsüzlüğü gibi olanı bitende anlam aramak, mantığa oturtmak da zor.

Öylesine hızlı ki her şey, değişimi saniyelerle, dakikalar içinde görür ve yaşar olduk. Dahası, bıraktığın bıraktığın yerde değil, anlık olarak yükselmiş, ileri gitmiş ve siz öylece aptalca bakarken; “Nasıl olur ya” şaşkınlığın ile, bir yandan da yitirdiklerinizin acısı ile de yüzleşmeye çalışıyorsunuz…

Artık uyumamak mı lüzumlu, hoş uyanıkken elden ne geliyor orası da muammayken, sürekli boğazınız düğümlenmekte; “bu kadarı olmamalı”, “bu nereye varacak” kaygısı ile cebelleşmekteyiz…

FAKİRLİĞİN FOTOĞRAFINI ÇEKTİM

Perşembe yazımı sabaha doğru bitirmiş,  07.00 civarında yollayıp, uyumuştum. Öğle saatlerinde gözlerimi açtım. Kahvaltı vs. derken; bir iki saat de gündemden uzak kalmayı tercih ettim.

Saat 16.10 gibi Twitter’a giriş yaptım. Önüme düşen: “Dolar 11 TL” tweti düştü. “Ne”, “nasıl” diye anlamaya çalışırken de şaşkınlık ve üzüntüyle Whatspp arkadaş grubuma durumu yazdım.

Şaşkınlık ve acı ile: ”el birliğiyle taşıyanların soyu kurusun;11₺ de oldu L 2 günde 75 kuruş” mesajını atıp, yine olayın nedenini anlamın peşine düşmüştüm.

Çünkü; yaklaşık 24 saat önce falan yahut aklımda son kalan rakam 10.25-10.30 civarındaydı dolar. Öyle hızlı değişiyor, rakamları anımsamak mümkünsüz…

O arada, Merkez Bankası’nın faizi 100 puan indirdiğini öğrendim. Tepki olarak yükseldiği belli oldu. Haberin detaylarını okuyordum, birden az önce mesaj attığım arkadaş grubumdan: “11:11 olmuş hayırlısı olsun” cevabı geldi…

Görsele dikkat ederseniz; iki mesaj arası sadece ve sadece 13 dakika!… Dakika başına hani neredeyse “1 kuruş” biz fakirleşmişiz… Hayır, dolar artmadı!

Dakikalar içerisinde, geleceğimizden biraz daha da uzaklaştık. Ekmeğimizden bir parça daha alındı; birilerimiz işinden, aşından belki de hayatla bağlarından koparıldı…

EKONOMİNİN KİTABI

Tek adam rejimine geçileli beri, her şey tek kişinin kararı, iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlı. Hayatlarımız, 85 (sanırım) milyonun kaderi, ihtirasa, inada ve belki de bize duyduğu nefrete, hınç duygusuna bağlı… Nefret ve hınç; tüm bunların başka açıklaması olamaz sanırım…

Faiz sebep, enflasyon sonuç” savıyla; iktisadın, ekonominin yazılalı beri tüm gerçeklerini inkarla, “çaldığım düdük” dayatmasıyla, aynı ay içerisinde faizleri 2. kere düşürttü. Sonuçlarını bile isteye, sırf canı istiyor diye…

İlk faiz indiriminde, döviz piyasasında rakamlar neydi? Hatırlamıyorum, hatırlayan da beri gelsin. 2 gün öncesindeki rakamlardan bile emin değilim ki… Ne ara 10 lira ve üzerine çıkmıştık sahi?

İnancı gereği “faizlerin haram olduğu” mantığı ile, reel dünya gerçekliğinden koparak; çarşı pazar zati el yakıyor, market çalışanları elde etiket, fiyat güncellemesine yetişemiyor, benzine motorine değil aylık “güncelleme” hafta başı ve sonu zamlar yağıyorken, yine istediği oldu…

“Ekonominin kitabını yazdım” dediği, bu olsa gerek. Yeryüzüne inen bütün iktisatçılar, ekonomistler yanlış biliyorlarmış, bir doğrucu bizimki…

Şu saatlerde; yine sabah ezanına doğru yaklaşan zamanda (19 Kasım Cuma/ 05.40), 11.50’lerden dönen dolar 11.18₺. Son iki günde ceplerimizden çıkan kayıp: 1 lira civarı…

Evet, faiz haram olabilir fakat dış borç ödemelerinde ödeyeceğimiz faizler?

Hayatını sürdürmek, işini çevirmek için  bankalardan kredi çekenlerin, borçlananların ödeyeceği faizler?

İnen faizle oluşan, yükselen enflasyon sonucu ; hammaddeye gelecek zamlar, iğneden ipliğe  bizim cebimize binecek yük?

Faiz indirimiyle; bizleri borçlandırma hedefindesiniz belli ki. Peki, biz o borçları nasıl ödeyeceğiz? Haczedecek ne kaldı , donlarımızdan başkaca?

O KİTABI OKUDUK

Garibanın belinin daha da büküldüğü, borç ve sefalet kamçısının sırtımızda şakırdadığı gerçekliği içeriyor kitabınız.

Tefecisinden, karaborsacısına yeni kan emicileri; simsarları, sırtımıza binecek, geleceğin beyzadelerini müjdeliyor kitabınız.

Açlığı, sefaleti, çaresizliği, canına kıymayı, parçalanan aileleri, derin yoksulluğu anlatıyor. Yatağa aç giren anneleri babaları, yarım bırakılacak okulları; kaportacıları, inşaat ameleliğini, merdiven altı imalathaneleri, konfeksiyonda ortacılığı müjdeliyor çocuklarımıza…

Ucuz iş gücü cenneti olduğumuzu müjdeliyor!

Derin işsizliği, amele pazarlarından eli boş dönecek biçare adamların utancını resmediyor…

Daha çok kadının, etinden et satacağı derin çaresizliği tarif ediyor…

Keşke, yazmak yerine biraz da okusaydınız. Kendi bildiğinizi değil; yazılanı, çizileni, feryadımızı okusaydınız. Artık etimizin sıyrıldığını, yürüyen ölülerin haykırışlarını dinleseydiniz; yıldık! Gidin artık da biraz  nefes alalım…

Bir Cevap Yazın