SİZ GİDİNCE N’OLACAK?

Ülke olarak, bayram ve sonraki süreci insan eliyle tahrip edilen, doğanın dengesinin bozulması sonucu oluşan “doğal felaketler” silsilesi şeklinde yaşıyoruz. Doğa öc almıyor; kendini yeniliyor, deştiğimiz bağrını onarıyor, aksini düşünmek doğa yasalarını inkâr, dahası insanoğlunun suçuna kılıf aramak olur…

Kastamonu’ya bağlı, 2016 nüfus kayıtlarına göre 9.332 kişinin yaşadığı, nüfus %45’inin köy ve dağ köylerinde yaşayan; şimdilerde ise en hafif tabirle “haritadan silinmiş”, yürek yaralayası bir ilçe… Sel felaketinin merkez üssü, acının kalbi Bozkurt’tu.

Bozkurt’ta son durum nasıl, yaralar sarılabilmekte mi, sahada neler oluyor? “İnsani Yardım Ekibi” ile, pazar akşamı bölgeden dönmüş olan; Sokak Lambası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Serap Irmak’a bölgeye dair izlenimlerini sordum.

Sorularımdan önce; başta kendim, içinde olduğum yayın portalı ve siz okurlarında teşekkürlerini, insanlık adına da verdikleri desteğe şükranlarımı da sunarak, sohbetimizi başlattım.

  • Serap’ cığım, üzerinden günler de geçen, bizim gördüklerimiz, basına yansıyanlar veya gösterilenler haricinde, Bozkurt’ta durum nasıl?

Umarım günün birinde Bozkurt diye bir yer olur… Ayakta kalan, hasar almamış bina görmedim açıkçası. Bütün binalar 2. kata kadar hasarlı ve balçığın içindeydi. Sel sularının taşıdığı balçık içinde; ağaç parçalarından taşlara, ev ve giyim eşyalarından tutun da aklınıza gelebilecek her şeye rastlamak mümkündü… Su önüne ne kattı ise, suya kapılan ne var ise, evlerin içinde, apartmanların bodrumlarını da geçtim kimilerinde 3. katlarına kadar yaşam alanlarının da içine dolmuştu…

Bizim de olduğumuz günlerde, Bozkurt’ta olan şey  sadace balçık temizlemekti. Biz temizliyoruz, vidanjörler çekiyor, biz temizliyoruz, vidanjörler çekiyor…  İş gücüne yoğun ihtiyaç var.

Biz de deneyimli ekip arkadaşlarımla beraber, elimizden gelen tüm hizmeti sunmaya çalıştık.

Bozkurt, gördüğümüz veya fotoğraflarda gördüğümüz gibi değildi… O fotoğrafların bir de görünmeyen yüzü ve arkasındaki gerçekler var, içinde iken anlaşılan… Bölgeye ayak basınca, attığınız her adımda balçığın içine çekilince; gerçeklerle yüzleşiyorsunuz…

Orada kuru kalan tek bir meydan, alan var ve orada da ülkesinin çeşitli noktalarından gelen, belediyelerinden STK’larına, askerinden polisine, kendi aralarında örgütlenerek gelmiş gençlerinden kadınlarına herkes vardı. Bazıları da yalnız gelmiş ama; orada örgütlenip, bir işin ucundan tutan insanlar.

Küçük belediyeler çokça gözüme çarptı. Emniyet Genel Müdürlüğü hemen yanımızda yemek dağıtıyordu. Giresun Belediyesi vardı. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yine yemek yapıp dağıtanlardandı. Şu an aklımda kalan veya biz oradayken gördüklerimden bazıları. Kuşkusuz ki, çok yerden gelenler oldu, öncesinde veya bizden sonra gelecek olanlarında olacağı gibi…

Belki doğru bir teselli değil ama; böyle durumlarda, kenetlenebiliyor olmamız, dünya insanı olabilmemiz çok güzeldi. Bizim de gittiğimiz, diğer afet durumlarından öte,bu kez sahada tam bir dayanışma örneğine rastladım.

Diğerlerinden farklı olarak, insanlar veya orada olanlar, kendi görünürlüklerini öne çıkarmak yerine; dayanışma ve ortak çalışma güdüsü etrafında bütünleşmişlerdi…

Orada kim olduğunuz, etiketiniz, ırkınız, tüm ayrılıklarınız unutuluyor, dışarıda kalıyor; aynılıklarınız, insana el uzatmak için gelmiş olduğunuz öne çıkıyor. Bunu görmek de insana umut veriyor, belki de insanlığa inancını tazeliyor

Mesela, “Sosyal Market” kurulmuştu. Ayrıca “Personel Tırı” vardı. Sahada olanların kıyafetleri, balçık dolayısı ile sürekli ıslanıyor veya giyilemez duruma geliyordu; bize kıyafet sağlıyor veya ihtiyaçlarımız konusunda destek sunuyorlardı.

Ekibimizde, senin de tanıdığın Olcay Abimiz var, çalışırken çok terler. Sırtını kuru tutmak ve başını da güneşten korumak için; yeşil bir kumaş bağlamıştı. Sanırım, bir belediye görevlisi, şapkamızın olmadığını görüp; arkamızdan 1 km’den fazla koşup, yetiştirerek şapka verdi…

Sadece insana, insanlığa hizmet için değil, bölgedeki sokak hayvanlarından tutunda, yaban yaşamı içindeki hayvanların beslenmesi için de gelenler vardı.

  • Kurulduğunuzdan beri, sanırım bu katıldığınız 3. Afet bölgesi, arama kurtarma çalışması da oldu. Buradan yola çıkarak hem dernek olarak siz hem de genel anlamda arama kurtarma anlamında mesafe kat ediyor muyuz?

Düzce Sel Felaketi, Elâzığ Depremi ile beraber, doğru 3. kez bu tarz çalışmaya katıldık. Dernek olarak hem ekimiz genişledi hem de daha deneyimli de bir ekibe dönüştük. 

AFAD gönüllüsü olarak, başvurumuzu yapmıştık zati. Yolladıkları eğitim videolarını izleyip, sonrasında da testlere tabii tutuluyorsunuz, sahaya hazırlıklı gitmiş oluyorsunuz.

Ayrıca, dernek psikoloğumuz Fatma Hocamız ile yaptığımız; “Stresle Başa Çıkabilme”, eğitimleri de dahil, bizler de bölgeye tam hazırlıklı gittik.

Evet, daha hızlı organize olan, daha iyiye doğruda giden arama kurtarma çalışmaları yapılmaya başlanıyor. Biraz galiba bu tarz çalışmalar, sahada da yaşayarak öğreniliyor, eksikler ihtiyaçlar oralarda belli oluyor. Üzücü ama; afet bölgesiyiz! İyiye doğru gelişme gösteriyoruz günden güne… Neyse ki!

“GELECEĞE DAİR PLANLAR YAPMASAK MI?”

  • Serap Irmak için, sahada yaşadığı en zor an/lar nelerdi?

Bir teyze vardı, evinin merdivenlerinde rastladık, günlerdir o merdivenlerden ayrılmamış; eşini bekliyordu… Oysa, biz gittiğimizde, arama kurtarma çalışmaları, kayıpları arama çalışmaları da bitmişti…

Balçık temizlediğimiz bir evin içine ulaştık. Evin içi de balçık tabii ki… Ulaşabildiğimiz mutfak dolaplarını içinde; kış için hazırlanmış yiyecekler, buzdolabı buzluğunun içinden poşetlerde domatesler çıkıyor… Her şey balçık…Hepsi gitti… O evin sahipleri de dâhil… Akıldan tek geçen;” geleceğe dair, çok da planlar yapmasak mı?”

Çalışma yaparken, arkadaşlarım balçığı dışarı atıyorlar. Balçık; su veya çamur olmadığı için, bir süre sonra geri de basıyor. Balçığın içinden; kütükle yol açar isem, en azından akar, ekibim de emekleri ziyan olmaz diye düşünmüştüm. İçine girmem ile beraber, belime kadar saplanıp kaldım. Fark eden Esin, çıkarmaya çalıştı ama; gücü yetmedi… Sonrasında da Abdullah arkadaşımız; hızlıca koşarak, beni tutup, dışarı çekti…

Gören olmasa, uzun süre belki de mahsur da kalabilirdim. O balçıkta yitip gidenler, ölümler aklıma geldi… O balçıkta, balçığın dolduğu evler, yok olan her şey aklıma geldi… Oysa, ben sadece ayaklarımı oynatamıyordum…

GÜNÜN BİRİNDE, TEKRAR BOZKURT’TAN BAHSEDİBİLİR MİYİZ?

  • Bozkurt halkı orada mı? Neler yaşıyorlar? Çadır kentler mi var?

Evet, halk oradaydı. Gündüz çalışmaları izliyorlar, akşam olunca da eş-dost, akrabalarının evine gidiyorlardı. Konaklama sorunu, kendileri çözmüşlerdi görebildiğim. Yoğun bir şok hakimdi. Yaşadıklarını, olanı biteni anlamaya çalışıyorlardı. Çok iletişim kuramayan, şaşkın, acılıydı ilçe halkı.

Çalışmaları izleyen bir teyze ile, biraz sohbet ettim. Söylediği şey: “Siz, sizler gidince n’olacak?” Genel hava böyleydi halkta, biraz da karamsarlık ağır basıyordu sanki… Arkamızda enkaz bıraktık, durum halen böyle oralarda… Önümüz kışa yakın da bölge insanı için…

  • İzlenimlerinden yola çıkarak; Bozkurt’un öncelikli ihtiyaçları neler? Bir de günün birinde, Bozkurt’u afet bölgesi olarak anmaktan kurtulabilir miyiz? Yaraların sarılması ne kadar sürer?

Bozkurt için, her şey öncelikli! Oturacak mesken, alışveriş yapacak dükkân, en temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak herhangi bir yer yok… Paranız olsa bile; bakkal, market/marketler zinciri, eczane… hiçbir şey yok… En yakın yerler ABANA ya da KASTAMONU merkeze inmek zorundasınız. 30-40 kilometre uzaklık, en küçük ihtiyaçlar için gitmeniz gereken noktalar…

Yeniden ve daha planlı, sağlam yapılar yapılmalı. Bildiğim kadarı ile, ilçedeki en eski binalar 10-15 yıllık…  Esnafın hele hiçbir şeyi yok. Dükkanları da dahil. Esnafın sıfırdan çalışabilir duruma getirilmesi de önceliklilerden olmalı.

Gördüklerimden yola çıkarak; 1 sene bile, az görünüyor… Çoğu zaman söyleniyor ya;” Bozkurt haritadan silinmiş…” Sahada görünen de öyleydi.

  • Siz, Sokak Lambası Derneği olarak, ne tarz hizmetler sundunuz orada?

Öncelikli, tenceremizi kaynattık, kahvaltılık setleri dağıttık. Bölge halkından tutun da alanda çalışan herkese, yemeğimizi ulaştırdık. Tenceremizi orada da kaynatabilmek önemli idi.

Başından beri belirttiğim gibi; sahada fiziki anlamda da hizmet sunduk. Temizlik çalışmalarına destek verdik. Hanelerle beraber, hastanenin bir bölümün de kullanılabilir hale gelmesi için, yapılan çalışmalarda bizlerde vardık.

  • 1 Eylül ile beraber, 3. Yılınızı bitiyorsunuz. Work’n Women ailesi ve okurları adına; tebriklerimizi sunarak, şimdiden kutlamış da olayım. Sokak Lambası Derneği’ni kısaca anlatır mısınız? Belki de bu yazı ile, sizi tanıyacak olanlar da olabilir. İnsanlar, size ne tarz katkılar sunabilirler? Dernek olarak nasıl ayakta kalıyorsunuz, diye de soruyu genişleteyim mi?

Son sorudan başlayayım; herhangi bir yerden destek almıyoruz. Tamamen destekçilerimizin bağışları ile ayaktayız! Kimisi madden kimisi de emek olarak destek sunuyorlar, el ele bu günlere getirdik. Hepsine teşekkürlerimizi de sunmuş olayım. Başkanından gün sorumlularına, gönüllülerinden Sokak Lambasının her ferdi adına. Sağ olun!

Bizler; tüm dezavantajlıları kapsayan, başında Melek ve Nevin’in olduğu “Çocuk Kulübü”, gün geçtikçe büyüyen “İnsani Yardım Ekibi”, başında senin olduğun “Kadın Dair Projeler”, içinde de olduğun; o gününün dağıtımından organizasyonuna her şeyinden de sorumlu” Çorbanın Işıkları” (gerçi artık çorba yerine yemek var) olmak üzere, hayatın her alanında olmaya çalışan, her türlü canlının ihtiyaçlarını önceleyen de bir derneğiz.

Kurulduğumuz ilk günden beri; en büyük önceliğimiz hayatın dışına itilmiş, dışında kalan evsiz dostlarımızın yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamak. Onların en temel ihtiyaçlarına destek sunabilmek.

Bazen derdine ortak, kâh bayramlarda unutuluşlarının izlerini silebilmek için, bayraklık veya hediyelerle “değerli olduklarını” anımsatmaya çalışan; iyi ve kötü gün dostları, öte yandan da şu an sahip olamadıkları aileleriyiz de…

İçinde bulunduğumuz “Pandemik Süreç” öncesinde sokaklarda; şimdilerde de derneğimizden yağmur kış, tatil bayram demeden, haftanın her günü ve de her koşulda ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktayız. Evlere kapandığımız süreçte de gerek birkaç günlük kumanya veyahut da özel izinlerle, yine de ihtiyaçlarını gidermeyi kalben görev de bildik…

Okullar açık iken; çeşitli köy okullarına kırtasiye ihtiyacından kütüphane kurulum aşamasına, çeşitli hastanelerin “Çocuk Onkoloji” servislerindeki çocukların da hediyelerimiz ve moral desteğimizle yanlarındaydık…

Elimizin, gücümüzün yetebildiği her yerdeyiz, olmaya da çalışıyoruz. İnsanı, canlıyı öncelikleyen herkesle yol almak isteriz. Her türlü desteklerini de mutlulukla karşılarız.

Bir de başta dernek çevresinde olmakla beraber, dezavantajlı ailelere gıda desteği, özellikle çocuklara her türlü destekle sunarak yanlarında olmaya çalışıyoruz.

Daha çok kişiye ulaşabilmek için, aramıza sizleri de  bekleriz.

Baştan beri her türlü varlığını hissettiren, desteklerini esirgemeyen Work’n Women ailesine; biz de teşekkür eder, tüm emektarlarını da sevgi ile selamlarız. Tüm ekibim adına, sizler de iyiki varsınız! Beraber büyüyor ve yol alıyoruz.

  •  Dezavantajlılar, evsizler üzerine konuşuyoruz; sahada kimler ağırlıklı? Dernekler, belediyeler, bakanlık vs.?

Sahanın hâkimi STK’lar! Dernekler bu anlamda daha önde ve görünürler. Gerek hızlı hareket edebilmeleri, öte yandan bürokrasi gibi ağırlaştırıcı engellerinin olmayışı, gerek ise de gönüllülük ağırlıklı da olduklarından, dernekler daha faaller.

Pandemi boyunca; belediyeler, kaymakamlıklar, valilikler de ortak projelerle, özellikle de sokağa çıkamadığımız günlerde, konaklama başta olmak üzere, daha aktif çalıştılar, göz doldurdular… Beraberinde; Kadın Sığınma Evleri, evsizlerin en azından kış boyunca barınma ihtiyacını giderme adına destek sunuyorlar.

  • Son sözleri size bırakıyorum. Ne söylemek ister, Serap Irmak?

Söze gerek duymadan; artık bakışlarla anlaşabildiğimiz, ailem de olan, kocaman bir ekibimiz var. Bu anlamda çok şanslıyım, hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Varlıkları güç ve onur veriyor, cesaretle yol almamı sağlıyor, geleceğe dair umudumu yükseltiyor aynı zamanda.

“İnsana rast gelin” mottosu ile yola çıktık, gerçekten de “insana” rast geldik, rast geldim. Bu anlamda da çok şanslı hissediyorum. Bu güç ve azimle; daha yolun başındayız, dokunacak çok yürek, tutulacak sayısız elin varlığının da farkındayım. Hadi, sizler de gelin!

Sevgili Serap’ın izlenimlerinden edindiğim, gerek gördüklerimden sonra; Bozkurt için, zor ve ağır bir süreç görünüyor… Yaralarının sarıldığı, “afet bölgesi” tanımından kurtulduğu günleri, mutluluklarını da tez zamanda yazabilme ümidini taşımak istiyorum…

Elbette ki, o günler uzak veya imkânsız değil! Yeterince bilinç oluşur, hukuku çalıştırmak başta olmak üzere, denetimlerin tam ve de eksiksiz yapılması ile de olanaksız değil…

Geçtiğimiz günlerde, bölgede can kaybının olduğu binaların müşahitlerinden birisi, göz altına alınmıştı. İfadesindeki bir cümle, işin özünün yanında hem de bunca büyük acının da anahtarı idi…” Ne yaptımsa, izinli yaptım, izin dışında hareket etmedim…Suç olduğunu bilmiyordum…”

Elbet sorumluluğunu üzerinden yıkma çabası var; ötesinde de dere kenarına, ıslah edilecek bölgeye imar izni, yapım izni verenler suçsuz mu? Ne sebep ile olursa olsun, göz yumanlar nerede? Suç sadece, 3-5 müteahitin mi?  

Bir Cevap Yazın