SİYASETEN TERK EDİŞMİŞLİK

Gazete okumak, haber izlemek, dinlemek eskisi kadar ilgimi çekmiyor. Önemli bir olay yaşandığında “şurada şöyle şöyle bir facia yaşanmış duydun mu?” diyen bir ses karşısında irkiliyorum. Duymamışım. Dahası üzülemiyorum. Kayıtsızlığım, tepkisizliğim beni bile ürkütüyor.

40 yaşına gelmek üzereyim. Çok şey yaşadım, çok şey gördüm. Yaşam denilen bu yolculukta vardığım sonuç insan olarak nitelendirilen varlığın, sadece ve sadece kötülük ürettiği oldu. Siyaset tüm bu toplam kötülüğün sadece örgütlenmiş hali gibi göründü gözüme. Hâlâ daha da bu görüşümü değiştiren bir gelişme yaşanmadı. Nereden tutsak elimizde kalan bir sistem… Umutlarımızın yok olmasını sadece mevcut iktidara bağlayamayız. Sorun daha derinlerde içimizde.

Hümanizmin borusu artık ötmüyor

Vatandaşlık hukukunun temelini hümanizm oluşturur. Bu felsefeye göre bir insanın saygı görmesi için herhangi bir statü ya da unvana ihtiyacı yoktur. Salt insan olması değerli sayılması için yeterlidir. Rönesans ile şekillenen insan merkezli dünya düzeni, siyaseti de etkileyerek monarşileri yıkmış, ulus-devlet modelini getirmiş ve eşit vatandaşlık mefhumunu doğurmuştur. Buna karşın sermaye guruplarının zamanla oligarşiye dönüşmesi eşitlik ilkesinin sarsılması ile sonuçlanmıştır.

Tüm bu süreçler hümanizmi tüketmiş midir? Bir açıdan evet. Enteresan olan ise; burjuvanın gelişmesini sağlayan bu felsefi iklimin yine burjuva tarafından yok edilme teşebbüsü. Patronlar bindiği dalı kesiyor bu açık… Peki neye güveniyor bu egemenler? Ya da sistemin insana olan ihtiyacı mı tükendi? Sorular muhtelif… Belli ki; insan merkezli siyaset eskisi kadar rağbet görmüyor. Global anlamda insan haklarında ciddi gerileme var. Sol siyaset bile kimlik üzerinden imtiyaz arayışının peşine düşmüş. Orta sınıfın çığlığını duyan yok. Bu kaosun ardında egemenlerin iradesi olduğu kesin. İnsanı yaşatmaya niyetleri yok. Devletle ise zaten çoktan bağlarını kesmişler.

Darwinizmi yanlış anlamak

Charles Darwin Türlerin Kökeni’ni yayımladığında amacı sadece dünyayı anlamaya ve bilinçleri aydınlatmaya katkı sunmaktı. Günümüzde modern tıp, Darwin modellemesinin üzerinden şekillenmiştir. Darwin’in ilkelerinin ekonomiye uygulanması ise hümanizmin temeline dinamit koymakla eşdeğerdi. Darwin’in serbest piyasa ekonomisi doğsun diye araştırma yapmadığına eminim. Ancak egemenler bu bilginin üzerine machavelist bir biçimde üzerine atladılar. Bu arada hatırlatmakta fayda var. Neydi Darwin’in ilkesi?:”Güçlü olan zayıfı ezer.” Bu ilke iktisat alanına uyarlanınca toplumların üzerinde atom bombası etkisi yarattı. Sınıfsal olarak güçlü olan zayıfı ezebilirdi. Yani; zengin olan fakiri korumak durumunda değildi. Zayıf olan yaşamasındı. “Ne yapalım onlar da bizim gibi üstün olmak için çalışsalardı” deyip işin içinden çıkıverdi egemenler. Canları böyle istiyordu. Vicdanlarını bu ifade ile temizlediler. Buna da serbest piyasa dediler.

Züğürtler için teselli gibi anlatılan bir masal var. Serbest piyasa ekonomisinde fiyatların rekabetten ötürü ucuzlayarak mallara ya da hizmetlere erişimin artacağı söylemi… Zaman bize bu varsayımın külliyen çöp olduğunu gösterdi. Sağlıkta ve eğitimde özelleşmeye bakarak çok rahatlıkla yanlışlanabilir bir tez. Zaten artık böyle safsatalara da ihtiyaç yok. Demokles’in kılıcı duvar varken serbest piyasacılar böyle söylemlere sığınıyordu. Şimdilerde kapitalizme ısındırma çabasına gerek bile duyulmuyor. Siyaset orta sınıfı terk etti. Bu durum egemenlerin insandan vazgeçtiğini düşündürüyor. Kabul edelim yalnız bırakıldık. Orta sınıf için esas soru ise büyük üstat Sheakespear’in de dediği gibi; olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!

Bir Cevap Yazın