SERAMİKLERİYLE YENİ BİR IŞIK: EBRU GÜNEL

Yeni ve genç yetenekleri, özellikle de işlerini tutkuyla yapan kişileri keşfetmek çok önemli benim ve içinde bulunduğum platform için. Önce çok yetenekli Arzum Orhan ile başladı yolculuğumuz sonrasında kendisinin bize tanıttığı Ebru Günel’le bir araya geldik. Bir araya geldik dediysem, anca uzaktan uzağa pandemi şartları sağ olsun 🙂

Ebru harika işleri olan seramik sanatçısı. Unutulmaya yüz tutmuş seramik sanatımızın inceliklerini kendiyle özdeşleştiren eserlerinde gördüm ben ilk profilini ziyaret ettiğimde. Ebru gibi geleneksel sanatlarımızın kıymetini bilen ve kendini bu alanda ifade edebilen kişilerin varlığı umutsuz günlerimizde bir parça ışık oluyor, en azından benim açımdan. Kendisinin yakın zamanda çok daha ön planda olmasını can-ı gönülden dilerken sizleri kendisiyle baş başa bırakıyorum…

  • Bize biraz kendinden bahseder misin?

1991 İstanbul doğumluyum. Resmi kayıtlarda ismim Ebru, Farsça kökenli bir kelime ve akla ilk gelen de Ebru sanatı oluyor aslında. Bunun dışında da bulut ve kaş gibi anlamlara geliyor. Köken olarak Bulgaristan göçmeniyiz ve dedem göç sonrası yalnız bir çocuk olduğu için, bir Türk tarafından evlatlık alınıp benim de şu an taşımaya devam ettiğim Günel soyismini taşımaya başlıyor. 

Kendimizi tanıtmaya ilk başta ismimizi söyleyerek başladığımız için, ben de lise yıllarında ismim beni ne kadar iyi tanıtabiliyor diye düşünmeye başladım ve o dönem karıştırdığım Fransızca sözlükte Fabienne kelimesi ile karşılaştım. Anlam karşılığı da fasulye yetiştiren kişi idi. Daha sonraki sayfalarda da Holly kelimesini buldum, onun anlam karşılığı da çalı olarak yer alıyordu. Dolayısıyla kendimi gerçekten tanıtabildiğime inandığım isim ve soyismi, Fabienne Holly olarak buldum diyebilirim. 

Özetle kuru ve verimsiz şartlardaki bir çalı, oradan oraya savrulurken yakaladığı bir tohumu en uygun yere taşıyor ve orada uzadıkça uzayan bir fasulye filizlendirmeye başlıyor. İşte bu benim. 

  • Seramik merakı nereden başladı?

Aslında seramik merakı başlamadı. Başlayan ilk merak kendime ve köklerime karşı oldu. Okul yıllarım İstanbul’da başladı ardından bir süre köyde devam etti, sonrasında tekrar şehirde sürüp gitti. Dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren farklı kültürler ve gidilen yere alışma, yabancının yanında kendine destek olma gibi dürtüler beni sarmaya başladı. Yaşım ilerledikçe, bu durumun bana farklı yetenekler ve güçler kazandırmış olduğunu fark ettim. Köy yaşantısındaki samimi hisleri, şehir hayatının zorluklarına karşı kalkan yapabilmek gibi:) 

Sonrasında; aslında hepimizin köklerimizde ve özümüzde bizi iyi hissettiren, bize güç veren anlar ve anılar olduğunu fakat yaşamın içerisinde bunları unutup zayıf düştüğümüzü fark ettim. Günlük yaşantımıza bu hisleri tekrar dahil ederek nasıl hatırlarız kısmında da toprak yani seramik ile karşılaştım. 

  • Seramik yaparken kendini nasıl hissediyorsun? Ruhsal bir süreç var işin içinde diyebilir miyiz?

Ruhsal süreç epey bir işin içinde. Seramik; tüm olayın en son haline verilen isim aslında. Çamuru şekillendirme aşamasında heyecan hissediyorum çünkü orada bir fikri ya da hissi görünür hale getirmiş oluyorum. Ardından pişirme ve sırlama kısmında ise şaşkınlık hissediyorum çünkü çamurun seramiğe dönüşme ve renklerin beklenmedik şekilde açığa çıkma aşaması ile karşı karşıya oluyorum. Genele bakacak olursak; zihnimdeki bir düşünceyi ya da içimdeki bir duyguyu görünür olarak paylaşabilme fırsatı verdiği için seramiği ve doğanın bir parçası olduğu için de toprağı çok seviyorum.

  • Duyduğuma göre doğal yaşamı da seviyormuşsun, Antalya’da köy hayatı yaşıyormuşsun mesela. Anlatır mısın biraz?

Doğada olmayı çok seviyorum. Doğada iken enerjim hep daha yüksek oluyor ve daha güçlü hissediyorum. Şehir yaşamı üzerimde bir yorgunluk yaratıyor genelde. Şu an tam olarak şehrin göbeğindeyim aslında. Antalya’da köy yaşantısı yaşıyor izlenimi sanıyorum ki Olympos’ta yaşadığım dönemlerden kalma. Space for Mana’yı kurmadan önce isteğim, doğanın içinde bir atölye oluşturmaktı. Bu yüzden 2-3 ay kadar Olympos’ta yaşamıştım. Şartlar beni yine şehirde olmaya doğru çekti ve şu anda da şehir yaşantısının içindeyim. Fakat fırsat bulur bulmaz olacağım yer belli:)

  • Şehir hayatında seni boğan bunaltan ne oldu? Havası suyu mu, insanı mı, yapaylığı mı?

Şehirde, durmak pek mümkün olmuyor. Genellikle bir şeylere ya da bir yerlere yetişmemiz gerekiyor. Bizi etkisi altına alan ya da ele geçiren bir sürü etken var. Onları anlamak ve artan hıza devamlı ayak uydurmaya çalışmak, kendi iç ilham kaynağımıza erişmemizi de zorlaştırıyor.

Doğada – köyde yaşadığım zaman zarfında bir defter tutmuştum; şehirde ve köy yaşamında sevdiğim – sevmediğim şeyleri deneyimleyerek listelediğim bir defterdi. Her iki yaşam alanında da sevmediğim ya da zorlandığım başlıklar mevcut fakat bu zorluklara hangi yaşam için göğüs germek isterim sorusunu sorduğumda; doğanın içinde yaşamak bana daha anlamlı geliyor

  • Sanat senin için ne ifade ediyor? Anlam yüklemeyi sever misin yaptığın işlere?

Sanat benim için; görünmeyen yanlarımıza dokunabilen, ilham veren ve heyecan uyandıran niteliklere sahip. Yaptığım işlere anlam yüklemekten çok, anlamlı bulduğum şeyleri paylaşabilmek için üretim yapıyorum.

  • Türkiye’de el sanatlarını nasıl değerlendiriyorsun? Hala umut var mı sence?

El sanatları dediğimiz şey; ellerimizle yaptığımız ve sanat değeri taşıyan üretimler aslında. Ülke olarak da çok fazla çeşitliliğe sahibiz bu konuda. Burada zayıf bulduğum nokta belki sadece şu olabilir; el sanatları yapan kişilerin çok fazla yerelde kalma durumunda olmaları. Bu da ne kadar onlardan kaynaklanıyor burası biraz karışık. 

Aslında artık her şeyin doğalını, gerçeğini, iletişim kurabilenini arıyoruz hepimiz. Dolayısıyla geleneksel sanatlar – el sanatları bu konuda biçilmiş kaftan zaten. 

Köklerimizden bize aktarılanı; kalbimiz ve beynimizle harmanlayıp ellerimizle ortaya koyabildiğimizde, yolun hep aydınlık olacağını düşünüyorum ben.

  • Kendi yolunu nasıl çiziyorsun? Net bir amacın var mı? Mesela seramikte adını dünyaya duyurma, bir sergi serisi yapma gibi?

Çizgilerini net olarak çizebileceğim bir yol olduğunu pek sanmıyorum. Sonunda varmak istediğim hedeflerle çıkıyorum yola hep ama yol şekillenen ve şekillere göre yapılan tercihlerle de değiştikçe değişen bir deneyim. 

Benim öncelikli hedefim; ulaşabildiğim kadar insana ulaşarak onlara kendi hikayelerini hatırlatmak. Herkesin hikayesini tabi ki bilmiyorum ama şunun farkındayım; hikayeler farklı olsa da oluşturduğu hisler oldukça evrensel. Bir kişi gün içinde; evinde, ofiste ya da beklenmedik bir anda başka birine öfke ile dolup zihninde savaş boyalarını sürmeye başlarken, aniden buşido bardağı görsün ve girmeye hazırlandığı savaşta kendini kaybetmeden yer alması gerektiğini hatırlasın istiyorum mesela. 

Daha büyük hedeflerim de var fakat yolun kıvrımlarını görmeye başlamadan onlardan bahsetmek istemem.

  • Senin eserlerini nerede nasıl görebiliriz? Satın alma imkanı var mı beğenenlerin?

Şu an için en yakından takip edebileceğiniz yer; instagramda @spaceformana hesabı. Bu platform dışında da Antalya’da olanlar ya da yolu düşenler dükkanı ziyarete gelebilirler. 

Her üretim de satın alınabilir durumda hem online üzerinden hem de dükkandan.

  • Kimlerden ilham alıyorsun ya da nelerden? Senin ilhamının kaynağı ne?

En çok yaşanmışlıklardan ilham alıyorum sanırım. Bunun dışında mitolojiden, masal çözümlemelerinden, gündelik yaşamdan ve hayata karşı tutku duyan insanlardan. 

Çok teşekkür ediyorum Ebru… Seramik sanatının sakinleştirici ve ruha iyi gelen yanı olduğunu bir yerlerden hep okumuştuk. Ebru ile ilk konuşmaya başladığım andan itibaren aldığım enerji de bunu gösteriyor. sanki yaptığı sanatla o kadar bir olmuş ki tüm enerjisi de bununla evrilmiş gibi. Çok yakın zamanda çalışmalarını direkt görmeyi çok arzu ediyorum. İyi ki bize konuk oldun 🙂

Bir Cevap Yazın