EYVAH! BİR KALE DAHA DÜŞTÜ

3 Eylül 301 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, 1600 yılından beri anayasası olan; akademi çevrelerin çoğunluğunca, gerçekte “demokrasi”nin uygulandığı tek ülke diye adlandırılan, Avrupa’nın  içinde ve de etrafı İtalya’yla çevrili bir ülke San Marino Cumhuriyeti. 34 bin nüfuslu, 62 kilometre kare yüz ölçümlü; Vatikan ve Monaco’dan sonra, Avrupa’nın en küçük ülkesi de aynı zamanda.

Bizim büyük şehirlerimizdeki birçok muhtarlık bölgesine eş değer düzeyde, hatta nüfus ve yüz ölçümü olarak; çoğundan küçük de San Marino.

Bir başkaca ilginç özelliği de Avrupa’da, Batı Avrupa topraklarında; 1945-1957  tarihleri arasında Komünistlerce yönetilen ilk ülke olma özelliğine de sahip.

Bir İlke Daha İmza Attı San Marino

Cumhuriyet diye adlandırılan yönetim şeklinin de ilklerinden, bu küçük ülke.

Bunun yanında, artık bambaşka bir gerçeklikle de dünya tarihine, insanlık tarihine geçtiler. LGBTİ+lar Birliği adayının kazanmasıyla; açık kimlikli devlet başkanı tarafından yönetilecekler.

58 yaşındaki Paolo Rondelli, kazandığı seçimin ardından kişisel sosyal medya hesabında mutluluğunun yanında, paylaştığı duyurusunda bunu “tarihi bir olay” olarak tanımladı ve LGBTİ+’lar topluluğundan daha önce başbakan, bakanların seçildiğini ve fakat devlet başkanı kazanımının ilk olduğunu ifade etti.

Devlet Başkanı Rondelli’nin sonrası zaferi sonrası, ilk devlet törenine İtalya’dan birçok siyasetçi de katıldı. Katılımcılardan İtalyan senatör ve de  LGBTİ+’lar aktivisti Monica Cirinna: “Bubeni mutluluk ve gururla dolduran tarihi bir gün” dedikten sonra , başkan Paolo’nun kadın ve de LGBTİ+ haklarını korumak için mücadele ettiğini de söyledi.

Merceğe Takılanlar

Çiçeği burnunda devlet başkanımızın sözünü ettiği, politik arenadaki isimlere de yakından bakalım mı?

Lüksemburg Başbakanı Xavier Bette, ülkemizce bilindik de bir yüz. Görevi başındayken, erkek arkadaşıyla evlenmiş, Türkiye ziyaretine de eşiyle gelip; eşi da resmi olarak ağırlanmıştı.

Avrupa Birliği üyesi olan Sırbistan’da,  Ana Brnabiç isimli açık kimlikli eş cinsel bir kadını; kendisine başbakan olarak seçti.

Bir de açık kimlikli trans kadın senatörler ve milletvekilleriyle de tanıştı, dünya siyaset arenası.

İlki, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı Biden dönemiyle hayatımıza girdi. Delaware’in Demokrat Parti senatörü de olan Sarah McBride.

Şimdilerde Almanya yönetiminin iktidar ortaklarından da olan Yeşiller Partisi sayesinde; Tessa Ganserer ve Nyke Slawik isimleriyle tanıştık. İki isim de, parlamentoya girmiş açık kimlikli trans kadın.

Yer Yerinden Oynadı Mı, Taş Yağdı Mı?

Henüz ne Lüksemburg ne de Sırbistan’da beklediğim büyük dönüşümlere rastlayamamanın acısı içindeyim.

İkna odaları kurulmamış; insanların zorla cinsiyet kimliği veya yönelimi değiştirilmemiş, daha da feci olanı; hetero evliliklere yasak dahi gelmemiş…

San Marino’dan umutluyum lakin, orada darağacı  kurularak; “ya LGBTİ+’lar tarafına geç ya da ölümü seç” demelerini bekliyorum…

Olmuyor böyle olmuyor! Kimseyi dönüştürmüyorsunuz bari, hetero diye zindanlara da mı atamıyorsunuz ki?

Eş cinsellik, transseksüellik, biseksüellik… propagandası yapmıyor; zorla insanlara “tedavi ol, heteroseksüellik normal değil” dayatmasına girmiyorsanız; yönetime geçmenizin ne anlamı kaldı ki?

Bakın Millet Öyle Mi?

Ülkeninbirinde din adamları görevlerini icra ederken söyledikleri sözlerden muaf tutulmalarını, haklarında cezai işlem uygulanmamasını talep etmişler.

“Dini yaymanın, dini buyruk ve yasakları dillendirmelerinin görevleri olduğunu; yükümlülüklerini yerine getirdiklerinden dolayı da sorumlu tutulmamaları gerektiğini beyan ettiler…” (Kaos/ Manevi İlkeli Liyakatli Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası)

2-3 ayda bir eş cinsellik başta olmak üzere LGBTİ+’lar için kin kusmak ve nefret söylemlerinden geri kalmıyorlarken; üstelik de zati cezai yaptırımları yokken, tam olarak rahatsızlıkları nedir bilinmez?

Acaba arzularına ulaşırlarsa, daha neler söyleyebilmeyi ümit etmekteler? Herkesin vergileriyle ayakta duran, toplumun bir kesimine karşı nefreti körükleyen, ülkedeki diğer din ve mezhepleri görmezden kurum bile dertli; görevlerini icra edememekten…

İstedikleri dokunulmazlığa kavuşmaları halinde, ağızlarından çıkacak sözleri; bizlerin (LGBTİ+’lar) hayatında doğuracağı tehlikeleri düşünmek dahi istemiyorum…

Üstelik de hâl böyleyken, yani görevlerini yapamamaktan şikayetçi oldukları tablo buyken…

Dünya Halleri

Farklı geçerliğiyle, dünyanın başkaca bölümlülerinde, bambaşka çağlar, dönemler hüküm sürüyor.

Kimisi ileride, bazısı sonradan keşfedecek, ayak uyduracak olsa da insan nüfusun %6-7’si, cinsiyet kimlikleri ve yönelimleriyle varlık bulmaya, ayakta durmaya; kendilerini de ispata çalışmaktalar.

İster gözlerimizi çevirelim, varlıklarıyla barışıp kucaklaşalım istersek; tek gerçeklik, hepimiz de bu dünyada yaşama, mutlu olma, insanlığa faydalı olma gayesi taşıyoruz…

Kimsenin kimseden eksiği veya fazlası da yok. Mutlu yarınların, aydınlık geleceğin anahtarı; birbirimizin yaşam hakkına da saygı duymaktan geçiyor…

İnsanlık için, gelecek için, evrenin yok oluşunun önüne geçebilmek için; tüm ayrılıklarımızla/aynılıklarımızla barışmak da zorundayız…

Görünen bir gerçeklik; dünya artık kabuk kırıyor, daha çok kadın+lar, gençler, çeşitli azınlıktan insanlar gerek ülkelerinde gerekse de dünya yönetiminin çeşitli kademelerinde daha çok söz hakkına sahipler.

Henüz kıyamet de kopmuş değil üstelik de… Demek ki düşünmek, yönetebilmek için; salt beyin gerekliymiş…

Bir Cevap Yazın