CUMARTESİ AKŞAMI BOŞ MUSUNUZ?

2018 yılı Kasım ayı başlarında, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Atölyesi için Antakya’dan davet almıştım. Diğer davetliler de LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Transseksüel,Biseksüel, İnterseksüel + Aileleri ve Yakınları Derneği) ailelerinden iki anneydi.

Atölyenin ilk günü için “Benim Çocuğum” film gösterimi ve film üzerinde, konuklarla açılım (bireylerin cinsiyet kimliklerini veya cinsel yönelimlerini aile veya da çevreye açıklaması) süreci, süreç sonrası nasıl yol alındığına dair bilgilendirme, soru-cevap bölümüydü.

Filmden karelerle beraber sohbetimiz de akıyordu. Salonda 60 yaşlarda bir anne ve kızı vardı. Filmle tanışma hikayelerini anlatıyorlardı. Ailenin oğlu gey olduğunu açıkladıktan sonraysa, annenin yalnızlık , çaresizlik duygusunu sezinleyerek film izlettirdiğini anlatıyordu  anne bize.

0

Annenin sözleri, biraz acı doluydu. İlk anlarda nasıl korktuğunu, ‘dünyada tek’ hissettiğini, kimselere dert anlatıp, akıl danışamadığını, çocuğuna karşı nasıl davranması gerektiği konusunda fikrinin olmayışından bahsediyordu. Ara ara da abla söze giriyordu.

Filmle tanışmalarının nasıl onarıcı olduğunu, yalnızlık duygularını yok ettiğini anlattılar. Kadın, “bir benim başıma gelmemiş, tek benim oğlum değilmiş, biraz içime su serpildi, rahatladım” demişti aileleri ve yaşadıklarını izledikçe. “Oradaki aileler, çocuklarıyla barışabiliyorlarsa, üstesinden gelebildilerse, ben neden yapamayayım” diye devam etmişti.

Elbet bazı durumlar, olaylar başımıza geldiğinde, yalnız ve de çaresiz hissedip; “sudan çıkmış balığa dönmek” kaçınılmazdır. Öyle anlarda insanlar en çok da “kendi gibi” insanların yokluğunu hisseder, ihtiyaç duyarlarmış. Anne de bundan dem vurdu. Kişisel olarak röportaj yaptığım aileler ve yakınlarının da en çok yokluğunu hissetiği “kendi gibi insanlar var mı?” Konuşabilmek, içini açabilmek, dertleşebilmek büyük oranda eksiklik duyulan hallermiş.

Neyse ki artık bu ihtiyaçlara cevap verecek aile ve yakınları  dernekleri, derneklerin danışma hatları var. Artık kimse yalnız değil! Aile gruplarıyla tanışmak biraz süreç alır/alıyormuş da, o anlardaysa; “Benim Çocuğum Belgeseli” yol göstericiniz oluyor.

20200626_004331.jpg

Kurgusuyla, tekniğiyle oldukça iyi bir film. 2 perdeden oluşuyor, ilkinde “herkes gibi, her ev ve aile gibi” insanlarla tanışıyorsunuz. Tıpkı bizler, senin, benim gibiler… Kendinizi, kendi evinizi buluyorsunuz.

2.bölümdeyse, o ev/ler/in farklı hallerine tanıklık ederken, çocuklarıyla da tanışıyorsunuz. Aile ve çocuk ilişkilerine, belki çatışma sonrası kurulan bağlara… Spoiler’dan kaçınmaya çalışıyorum, gerisini izlemek size  mi düşse acaba?

“Başka bir aile mümkün” mü’yü merak ediyorsanız hatta ve hatta çocuklarınızın yönelimleri, kimliklerin heteroseksüel (karşı cinsten hoşlanan kadın/erkek) bile olsa, mutlaka ki o ailelerden edineceğiniz deneyimler, farklı bakış açıları mutlaka vardır. “Koşulsuz Sevgi”nin tarifini bulacağınız muhakkak…

2020 Onur Haftası kapsamında BSB’nin (Belgesel Sinemacılar Birliği) Youtube kanalı üzerinden filmin gösterimiyle beraber, yönetmeni Can Candan, LİSTAG Aileleri’nden  de konukları ağırlayacağı bilgisini sizlerle paylaşmak isterim. BSB’nin sayfası ve detaylar için; WWW.BSB.ORG.TR

27 Haziran Cumartesi akşamı, saat 21.00’da başlayacak etkinlik herkese açık. Yönetmene, film ekibine, ailelere sorularınız olabilir, belki de tanımak isteyebilirsiniz.

Temas etmek; tanımaya, anlamaya, s/empatiye kapı aralar. Sinemaya, belgesele, başka dünyalara da ilgi duyuyorsanız, kaçmaz bir fırsat derim.

Programınız uymuyorsa, yine de filmi görmek, belki belleğinizi de yenilemek isterseniz, linkten filme ulaşmanız mümkün:  www.benimcocugumbelgeseli.com Şayet, LİSTAG’a ulaşmayı arzularsanız;” listag.org”  adresi üzerinden de temasa geçebilirsiniz.

Ne yanlışız ne de yalnız! Ailelerimizle, yakınlarımızla, kimlik ve yönelimlerimizle, gökkuşağının altında kocaman bir aileyiz. Fobiler öldürür! Aşk bedende değil, kalptedir! Başka ailelerde, başka bir dünyada mümkün…

20200626_004256.jpg

As bayrakları as! Bu yıl sokaklara çıkamasak da alanlara inemesek de olduğumuz her yer alan, olduğumuz her yer coşku.

18. İstanbul Onur Haftamız renkli olsun. Lezbiyenli, Dönmeli, Geyli, Biseksli, İnterseksli,Quuerli+ olsun. BİZ’li olsun. Ben Nerdeyim mi ayoll #Prideİstanbul2020’deyim. Peki, sen nerdesin aşkım?

20200626_004256.jpg

Reklamlar

Ajans Haberciliğine Yeni Soluk HİBYA

Online gazetecilik sektöründe ”haber ajansı” anlayışını değiştiren, bilinenleri altüst eden, sınırlarını geliştirerek 14 dilde ve her kitleye hitap eden haber kaynaklarını bir araya getiren Hibya Haber Ajansı, sektördeki yerini global ve sosyal bir yaklaşımla kazanıyor.Devamını Oku

YARIM EVLER…

Bugün, bazı evler eksik… Bazı evlerde hüzün var… Bazı evlerin çocukları hüzün kuşu… Hele de küçükken tatmışsa acıyı, hafızasında belli belirsiz bile olsa, bir görüntü yoksa naçarlığı tarifsiz…Devamını Oku

‘’Future You Build’’ İşinin Geleceğine Hazırlanan Üniversitelilerle Kurumları Bir Araya Getiriyor!

Daha yaşanabilir bir dünya için, değer yaratan işlerin geleceğini dizayn edecek nesillerin yetişmesine rehberlik etmek üzere yola çıkan GelecektekiSen platformu, 19 Haziran’da üniversitelilerle kurumları Future You Build online etkinliğinde bir araya getiriyor.

Devamını Oku

DİP DALGA

En kötü hangisi olacak, kestirebilen var mı? Pandemi, korona evet var da açlık, iflasa giden piyasalar yok mu? Hangisini önceleyeceğiz? Taş yemeye mi mecbur edileceğiz?

1 Haziran artık yeni “normal”imiz. Hoş, hiç evlere kapanamadıksa, bu tarihe kadar neyi bekledik? Ücretsiz izne yollananlar ve görece idare edebilenler evlere kapandık, biraz yavaşlattık hayatı da tamamen karantina uygulanmayınca ne işe yaradı?

Kiralarını, faturalarını ödeyemeyenler, temel ihtiyaçlarını karşılayamayanlar için, sosyal devlet olamadıksa, neyi başardık? Hafta sonları veya tatillerde kısa süreli sokağa çıkma yasakları neyi çözdü? Sokağa çıkamadık ama marketlere gidebildik…  Fırınlar açıktı, zaman zaman tatlıcısı, kargosu, kuryesi hep sokaktaydı. Bunlar da insan! Makineler hizmet vermiyordu. Onlar ailelerine, müşterilerine, mesai arkadaşlarına taşımadılar mı bulaşıyı?

Hal böyleyken, bir kısmımız köleliğe devam ederken, bizlerin kapanması neyi çözdü? Neyi durdurduk ki? Neyi engellemek için, neden engellendim ya da?

İşin özü; elden ele gezdi durdu hastalık… Onca şey olurken, kapanan küçük esnaf da cabası. Sahipsiz bırakılmak, insanın en karanlık açmazıdır. Kısmen benim de yaşadığım anlar oldu, çoğumuzun yaşamak zorunda kaldığını.

Devleti, devletliğini bu zamanda hissetmeyeceksek, ne zaman hissedeceğiz? Hantallaşan kadrolarıyla, gerçek ihtiyaç sahiplerini belirlemekte zorlanıyorsa, devletin gücü nerede, neyi ifade eder?

Sosyal Sigortalar Kurumu, elektrik , su, doğal gaz şirketleri üzerinden, kimler gerçekte zorda ,kimler ekonomik zorunlulukla yaşamaktadır? Belirlemek zor olmamalı sanıyorum?

Bana, “10 ₺ bağış kampanyası” mesajı dışında  ulaşan olmadı, ya size? Kısmi işsizlik sürecimde, arkadaş- dost-aile dayanışmasıyla hayatımı sürdürdüm. Çoğunluk da böyle, biliyorum.

Oturduğum semtte çay ocağı büyüklüğünde mekanlardan tostçu, ev yemeği türevi işletmelerle ayakta durmaya çalışan 2 kadın esnaf süreç içerisinde kapatmak zorunda kaldı. Birinin dükkanı boş, birinin yerine de hemen berber açıldı. Bireyler hadi tespit edilemedi yahut da ‘bizler  vergi diliminde , küçük kazancız, gözden çıkarılabilir kesimiz’, peki esnaf?

Gerekli desteği bulamayan, bulsa da halkın büyük çoğunluğu fakirlik düzeyinde yaşamaya mecbur olduğu için, alışveriş yapamaz durumdaysa, para harcayamıyorsa, esnaf nasıl dönecek? Kirası, stopajı, çalışanın maaşı, şahsi giderleri, kendi bakmakla yükümlü oldukları?  Çarkların dönmesini nasıl bekliyoruz?

Pandemi tedbirleri, toplu taşımlarda uygulanmıyorken, 3-5 masayla iş çeviren, onunda yarısı sosyal mesafe gereği iptal olan işletmeler nasıl ayakta kalacak?

Pazar günü, bir arkadaşımla buluştuk. Yemek ihtiyacı için oturduğumuz mekanın garsonları dert yandılar. Ki, İstanbul’un köklü kuruluşlarından ve hemen her yerde şubesi olan bir markadan bahsediyorum. 1 Haziran’dan beri, ilk kez o gün, doğru dürüst iş yapmışlar. Varın bunun sokak arasındaki, isimsiz esnaf lokantasını düşünün…

Siftahsız kepenk kapatan insanlar var. Giderleri yüksek olduğu için, fiyatlarını artırmak zorunda kalan, alım gücünün aşağı düşmesine yol açan piyasa mı salt suçlu?

Bende para yoksa, bakkala gidemem. Olmayan parayı harcayamayacağım için, bakkal da toptancısına ödeme yapamayacaktır. Zincirleme domino taşları devrilecek kuşkusuz…

Şarj kablom kopuktu, Pazartesi günü düzenli gittiğim, bir nevi ahbap da olduğumuz telefoncuma uğradım. Kendisi de küçük esnaf. Sokak arasında minicik bir yeri var. Eskiden yardımcı elemanı vardı, şimdi yalnız çeviriyor. Onunla da sohbetimiz aynı geçti. “İnsanların bir kısmı da tatile gitti galiba” dedi. Şu şartlarda tatile giden, gidebilen kaç kişidir bilinmez ama halkın yoğun şekilde parasızlık çektiği aşikâr…

Kimse zaruriyet hissetmiyorsa, yeni bir şey almamaya, değiştirmemeye özen gösteriyor. Evde yapabileceklerimizi, kendimizin yaptığının yeni rutinlerimizi dönüştüğünü de zaten belirtmek lüzumsuz.

Piyasaları rahatlatmak adına küçük ölçekli ve bireysel kredi açıklamaları yapıldı, olmayan parayla para kazanmak. Fakat ona bile ulaşamayan, onay alamayanlar çoğunlukta. Pandemi öncesinde çarklar zor dönüyordu. Çoğumuz bankaların kara listelerindeydik. “Piyasayı canlandırıcı kredi paketleri”ne ulaşmamız, iyice hayal oldu…

Devletin yap(a)madığını, bireysel çözümlerle kendimiz çözmeye çalışıyoruz da orada da sonuç yok. Borçlarımızı yeni kredilerle yapılandırma, öteleme, ötelerken de daha uzun vadede borçlanma gayretlerimizin de önü çıkmaz sokak…

Kaldı ki, borcu borçla çevirmeye çalışanlar için, çözüm “yeni kredi paketleri” de değil. Sıtmaya da razı olduk. Sıtma bizi kabul ederse elbette ki…

Evet, bir dip dalga ufukta görünüyor. Dalga salt korona bazlı olmayacak. Bu gerçek, yöneticilerce de bilinmekte, bilinmiyorsa asıl o zaman vay halimize… Çözümleri neler? B, C planları var mı? Plan için niyetleri var mı yahut? “Pandora’nın kutusu” açılırsa, sadece halk savurulmayacaktır…

Kendi dayanışma ağlarımızı daha da büyütür; belki bizler de yüksek ücretli konserler vererek, yaralarımızı aramızda sararırız…

Ben, konser başı 50.000 ₺’den aşağı çıkmam. Sesim de sanırım, o konserlerdeki çoğu “sanatçı”nın çıplak sesinden iyi değilse de yakındır.

Son söz; kayıkta olanların yolu nereye açılacak, sonumuz “imamın kayığı” mıdır? Küreksiz kaldığımız sandalda, kollarımızdan daha ne kadar kürek  olmaya dayanacak? Gelecek dip dalga, kaçımızı karaya taşıyacak, boğulursak da sadece biz marabalar mı boğuluruz, önümüzdeki günler nelere gebe?  Haydi, hayır ola diyelim…

Sanat, Yaratıcılık, Üretkenlik ve Masal Küresi: Arzum Orhan

Pandemi döneminde yaptığı çalışmalarla bir gün karşımıza çıkan basın bülteni ile tanıdım ilk kez Arzum Orhan’ı. Resimlerindeki duygunun anında geçmesinin yanında, hali hazırda devam eden projesi ile de ses getirmeye çok yakın. Röportajı maalesef yüz yüze yapamadık, hatta sesini bile duyamadım. Ama iletişim kurduğum andan itibaren samimi yapısı ile yazılı röportajı kabul etti ve her ne kadar ‘sohbet’ denmese de küçük bir röportaj gerçekleştirmiş olduk. Şunu belirtmeden de geçemeyeceğim ki röportajda tiyatro öğrencisi olduğunu öğrenmem, sanki ileride Arzum Orhan ismini daha çok duyacağız hissini de beraberinde getirdi, belki de benim hayata geçiremediğim hayalim olduğu içindir 🙂

En kısa zamanda, pandemi sürecini atlatır atlatmaz, yüz yüze gerçekleştireceğimiz röportajlardan önce Arzum Orhan ile gerçekleştirdiğim röportaj sizlerle…

Arzum Orhan kimdir:                       

1995 yılında Eskişehir’de doğan Arzum küçük yaşlarından beri müzik, dans, resim gibi sanatın birçok dalıyla ilgilenmektedir.

Hiçbir eğitim almadan 5, 6 yaşlarında evdeki orgu çalmaya başlamasıyla müziğe olan ilgisi kendini gösterir. Daha sonra birçok ensturman çalması ve Eskişehir Atatürk Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazanmasıyla müziğe olan ilgisini eğitimiyle pekiştirir.

9 yaşında Anadolu Üniversitesi ‘Çocuk Halk Oyunları Topluluğu’nun dans sınavlarını kazanmasıyla hayatı boyunca devam edeceği dans eğitiminin ilk adımlarını atmıştır.

10 yaşında gittiği dershanede tiyatro ekibine seçilir, ekipte en küçük yaşta olan kişi kendisidir. Kazım Sinan Demirer’in yönetmenliğini üstlendiği  “Pamuk Prens ve Yedi Cüceler” çocuk oyununda “Cadı” rolüne seçilmesiyle 10 yaşında ilk sahne deneyimini yaşar.

0

Lisede müzik eğitimi almasına karşın tiyatroya olan ilgisi devam etmektedir ve çeşitli gençlik tiyatrosu ekipleriyle tiyatro eğitimini devam ettirir.

Liseden mezun olduğunda yetenek sınavlarına ‘tiyatro’ alanında girerek Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık/ Dramaturgi bölümünü ikincilikle kazanır. Orada bir sene eğitim gördükten sonra 2015 yılında Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda Tiyatro Bölümü’nün sınavlarını kazanarak, eğitimine oyunculuk alanında devam eder.

Eğitim süreci boyunca birçok kısa film, tiyatro ve reklam projesinde yer alan Arzum, Mimar Sinan Üniversite’sinde eğitimini sürdürmeye devam etmektedir.

Arzum, bir sanatçı olarak nelerden besleniyorsun?

Bir sanatçı olarak kendimi tanımlamak kulağa biraz büyük bir şey gibi geliyor, ama uzun yıllar sanat alanında faaliyet gösteriyor olmam evet doğru, bu masal projesi de benim açımdan yayınladığım ilk somut üretim örneklerden biri oldu.

0-2

Masal projesine istinaden bir cevap olmayabilir ama sanat hayatımda ve bakış açımda müzikten, resimden, filmlerden, kitaplardan, insanlardan besleniyorum. Düzenli olarak bir şeyler yazıyorum. Kendi yazdığım şeyler üzerinden düşünürsem, sanırım yoğun olarak ‘his’lerden besleniyorum diyebilirim.

Masal Küresi nasıl bir proje? Kaynağı nedir ve neleri amaçlar?

Masal Küresi, benim uzun zamandır eyleme geçmek istediğim seslendirme alanına Pandemi vesilesiyle başladığım ve masal seslendirip YouTube ve İnstagram platformlarında paylaştığım çeşitli sanatçı dostlarımın da bu süreçte bir araya gelmesiyle ortak üretim yaptığımız ( Deniz Perhan, Hale Tosun, Arsal Asal, Berka Kınay, Hilmican Özdemir, Onur Kılıç, Gürkan Özer, Şant Esmer, Bahadır Şahin, Ezgi Temel ve Emre Siyahoğlu adlı sanatçı dostlarımın da gönüllü katkılarıyla… ) kâr elde etmediğimiz gönüllü projem.

Masallara çocuk yaşlarımdan beri ilgi duyuyorum ve masalların iyileştirici özelliği olduğuna inanıyorum. Masal deyince akla hemen çocuklar geliyor. Elbette çocuklara da hitap ediyorum ama hedef kitlem sadece çocuklar değil.

0-1

Kaynağı, açık konuşayım J.K Rowling. Pandemi sürecinde Harry Potter serisini okumaya başladım ve inanılmaz etkilendim. Sonra Rowling’in masalları olduğunu öğrendim, masallarını okur okumaz “Bunları seslendirmeliyim!” dedim. İlk kaydettiğim üç masal J.K Rowling’indi. Ama onları yayınlamadım, bana telif sıkıntısı yaşatmayacağını düşündüğüm Saffet Günersel’in çevirdiği Andersen ve Grimm masallarını okuyarak projeme başladım. Asıl hedefim Anadolu Masalları ve Halk Hikayelerine ses vermek, çünkü kendi topraklarımda çok güçlü bir tabaka var, ondan beslenmek istiyorum.

Covid-19 süreci herkesin hayatında belli değişiklikler yarattı. Belli ki sizin yaratıcılığınızı daha da körüklemiş. Siz bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben ‘normal’ hayatımda da hep bir şeyler yapmaya çalışan, hareketli, meraklı biriyim. Ama eğitimim devam ettiği için ve hayat şartlarından, çalışma koşullarımdan dolayı kendime yarattığım boşluklarda seslendirme alanına yer kalmamıştı. Hep harekete geçmeyi düşünüp ertelediğim bir projeydi aslında. (Bunun gibi başka eyleme geçmemiş bir sürü projem var diyebilirim.)

Bu dönem öncelikle herkes gibi beni de kötü etkiledi. Oyunculuk okuyorum ve modellik yapıyorum, günlük hayatımda sürekli iş görüşmelerine gidiyorum, aklım sürekli yeni işlerle meşgul, bir yandan para kazanmaya çalışıyorum. Hafta içi her gün okula gidiyor olmak ve oradaki sorumluluklarım da eklenince, kişisel zamanımı organize etmek bazen zor olabiliyor. Bu dönemde hayatımın durduğunu ve aslında sorumluluklarıma ara verdiğimi fark ettim.

kapak

‘Korku’ evresini biraz atlattıktan sonra, öncelikle bu dünyadan biraz uzaklaşmak için Harry Potter serisini okumaya başladım, sonra yıllardır başlamak isteyip hep ertelediğim spora ve yoga’ya başladım. Ardından çevremin de desteğiyle (Perhan Records) , hiçbir ekipmanım ve mikrofonum olmamasına rağmen battaniyelerin altında telefonla kayıt alarak, bu projenin ilk adımlarını attım diyebilirim.

Bu dönemi kendi açımdan psikolojik olarak da sanatsal olarak da oldukça verimli buluyorum. Bazen hayatımızın döngüsünü değiştirmek birçok şeyi fark etmemize sebep oluyor. “Krizi fırsata çevirdin.” diyor bölüm başkanımız Prof. Dr. Sevgili Merih Tangün. Sanırım öyle oldu.

 Sizi bir sergide görebilecek miyiz? Gelecek dönemdeki projeler nelerdir?

Birkaç tane sergi fikri ortaya atıldı, kolektif olarak seramik, heykel ve müziğin de içinde bulunduğu üç boyutlu sanat eserleriyle masalları birleştirmeyi düşünüyoruz. Ama bu sadece bir fikir.

Bunun dışında masal seslendirici özelliğimi ‘masal anlatıcılığı’na evirmeyi hedefliyorum. Canlı olarak masal anlatmak elbette ki masal seslendirmekten bambaşka ve çok daha zor bir şey. Ama tiyatrocu olduğum için “anlatılıcık” alanında da bir şeyler yapabilirim gibi hissediyorum. Hedefim biraz o yönde de kendimi geliştirmek.

0

Uzun bir süredir üzerine düşündüğüm “feminist masallar” projem var. Araştırdığım kadarıyla böyle bir şey Türkiye’de yapılmamış. Kendi yazdığım, kendi seslendirdiğim ve hatta müziklerini kendim bestelediğim tamamen özgün ve öznel eserler üretmek istiyorum. Ben hiçbir şeyi görev olsun diye ya da yapmış olmak için yapmıyorum. Sadece içimden geldiği şekilde yapıyorum, destek veren sanatçı arkadaşlarda aradığım en büyük kıstas da bu. İçimizden geldiği sürece, içimizden geldiği kadar.

O yüzden gelecek günler neler gösterir bilmiyorum…

 

SAHA’DAN COVID-19’DAN ETKİLENEN SANATÇI VE İNİSİYATİFLERE AÇIK ÇAĞRI

SAHA – Çağdaş Sanatı Destekleme Girişimi, görsel sanatlar alanında üretim süreci Covid-19 pandemisinden olumsuz etkilenen ya da pandemi nedeniyle ortaya çıkan sorunları ele almak isteyen sanatçı ve inisiyatiflere destek olmak amacıyla yeni bir fon oluşturduğunu duyurdu. SAHA Sürdürülebilirlik Fonu’na, pandemi yüzünden kaynaklarını kaybeden, iptal edilen veya yarım kalan sergi, program ve projelerini tamamlamak için ek desteğe ihtiyacı olanların yanı sıra pandemi döneminde görsel sanat sektöründe ortaya çıkan sorun ve ihtiyaçlara yönelik yeni bir sanat projesi hayata geçirmek isteyenler başvurabilir.

SAHA Derneği tarafından fon kapsamında pandemi yüzünden kesintiye uğramış ya da bu dönemin ihtiyaçlarına özgü yeni geliştirilecek 15 farklı sanat projesine teşvik amaçlı olarak 8.000 TL ile 20.000 TL arasında destek aktarılması planlanıyor.

SAHA Sürdürülebilirlik Fonu ile ilgili soru ve başvurular 2 Temmuz Perşembe, saat 17.00’ye kadar application@saha.org.tr adresine iletilebilir.

Kimler başvurabilir:

  • Türkiye’de yaşayan ve görsel sanatlar alanında faaliyet gösteren sanatçılar, kolektifler ve kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları başvurabilir.
  • Ticari kuruluşlardan, bu yıl başka kapsamda SAHA’dan destek alanlardan, SAHA çalışanları veya üyelerinin dâhil olduğu oluşumlardan başvuru kabul edilmez.

Başvuru şartları:

  • Yeni bir sanat projesi için başvuruluyorsa projenin sergi, kamusal program, araştırma, arşiv, ağ oluşturma ve dayanışma platformu gibi modellerle pandemi ve sonrasında bağımsız sanat üretiminin sürdürülebilirliğine odaklanması
  • Yarım kalan bir sanat projesine ek destek için başvuruluyorsa, projenin 2019-2020 yılında başlamış ve pandemi yüzünden kaynak veya olanak kaybına uğramış olması
  • Projenin herhangi bir ticari faaliyet ya da organizasyon içermemesi
  • Projenin 2021 yılının ilk yarısında tamamlanabilir olması
  • Projenin tamamlanması için mevcut kaynaklarla beraber SAHA’dan alınacak fonun yeterli olması

Başvuru belgeleri:

  • Başvuran sanatçı/inisiyatifin özgeçmişi ve iletişim bilgisi
  • Başvurulan projenin kapsamıyla ilgili metin ve görsel
  • Mevcut proje ise kesintiye uğrama biçim ve nedeni
  • Yeni proje ise misyon ve hedefleri
  • Projenin uygulama planı, ekibi ve takvimi
  • Proje bütçesi, mevcut kaynaklar ve destek istenen bütçe kalemleri

Başvuru Süreci ve Sonucu:

  • Başvuru belgeleri application@saha.org.tr email adresine “SAHA Sürdürülebilirlik Fonu 2020” konu başlığıyla 5 MB’ı geçmeyecek tek bir PDF dosyası olarak iletilir.
  • Son başvuru tarihi: 2 Temmuz Perşembe, saat 17.00
  • Sonuçların açıklanması: 27 Temmuz 2020

Başvuru belgeleri ve bilgi için tıklayınız.

SAHA Derneği

SAHA, Türkiye’den sanatçı, küratör ve sanat yazarlarının uluslararası üretim ve etkileşim ortamlarını geliştirme hedefiyle sanat kurumları ve sanatçıları derinden etkileyen kriz günlerinde de projelerine devam ediyor. Farklı ülkelerdeki müze ve sanat kurumlarıyla kurduğu işbirlikleri ve yarattığı fonlarla Türkiye’den davet edilen sanatçı ve sanat profesyonellerinin uluslararası sergilere ve gelişim programlarına katılımını ve yeni eser ya da yayın üretmesini sağlıyor. Türkiye’de ise SAHA Sanat İnisiyatifleri Sürdürülebilirlik Fonu kapsamında 5 farklı kentte ve dijital mecrada 8 bağımsız sanat inisiyatifine fon sağlarken İstanbul, Çanakkale, Mardin ve Sinop bienallerini destekliyor. İstanbul’da kurduğu SAHA Studio ve SAHA Yazı Dizisi ile davetli sanatçı, küratör ve yazarlarla geliştirmek istedikleri projeler için birebir çalışıyor.

www.saha.org.tr

instagram.com/sahadernegi/

facebook.com/SAHA-Dernegi

twitter.com/SAHA_Istanbul

KOÇ TOPLULUĞU DİJİTAL KARİYER BULUŞMALARI İÇİN KAYITLAR BAŞLADI

Bu yıl ilk kez düzenlenecek Koç Topluluğu Dijital Kariyer Buluşmaları, öğrencilere enerji, otomotiv, turizm, gıda, perakende ve sağlık alanlarının da dâhil olduğu 10’dan fazla sektörde faaliyet gösteren 25’ten fazla şirketin yöneticileri ile görüşme fırsatı sağlayacak.

Devamını Oku

EMPATİYE RAMAK KALA…

Empati; karşındakinin his ve düşüncelerini algılamaya çalışma güdümüdür. İnsan ilişkilerinin yakınlaşması, ‘insanileşme’ halidir de denebilir empati için. Birbirimizi anlama kültürünün de parçasıdır haliyle. İletişim başlatma, diyaloğa açık olmaktır da empati  kurmak.

3-4 gün kadar önce, Twitter’da bir kadın hesabının “Kocam isterse çalışabilir” diye attığı tweet ile başladı her şey. “Tersine Dünya”, diyebileceğimiz bir mesaj içeriyordu.

Bir akım başlatma hedefi güdülmediğine eminim. Belki, o tweet sahibi de böyle bir zincirleme reaksiyona dönüşebileceğini düşünmemiştir. Toplumların, toplulukların neyi sahipleneceği veya üzerlerinde nelerin tetikleyici olacağını kestirmek, ”dolma noktası”nın ne olacağını bilebilmek mümkün değildir. O damarın taşmasına öncülük etti, bu tweet.

İlk anlarda hastagsiz başlayan genelde erkeğe göndermeli veya da toplumsal rollerin değiştirilmesiyle kadınların kendilerini ifade etme hali, çığ gibi büyüyerek bir nevi “ 8 Mart” havasına büründü…

Erkeğe gönderme gibi görünse de kadının karşısına ‘görünmez çelik duvar’ gibi dikilen sistem, erk, erk’ek, toplumsal normlar, baskılanma, nefret, şiddet, ezilme hali, ötekileştirilme diye adlarılabilecek, kadınlarla artık yeter” nefes alamıyorum” dedirten tüm durumlara karşıydı.

Yazılı olan ya da olmayan, toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş gerek atasözleri, deyimler, pelesenge dönüşmüş tüm kalıplar, tersine  yansıtmayla oldukça yaratıcı, zekice ve de bolca kadınca tavırla başkaldırıya dönüştü…

Aydınından, sanatçısına, yazar çizerine, öğrencisine, ev kadınına, başı örtülüsünden mini eteklisine, fenomeninden az hesaplı kullanıcısına, politiğinden apolitiğine, beyaz yakalısından mavi yakalısına, heteroseksüelinden transseksüeline, alevisinden sünnisine “kadın/lık” paydasıyla birleşen, kadın sorunsalının muatapları olan geniş bir kesimce sahiplenildi.

O an, bütün aynılıkları ve ayrılıklarıyla sadece ve sadece “kadındık.” Hâl böyle olunca elbette destekleyen veya “Off yeter” diyen erkek yelpazesi de genişti… Ortalama 9-10 yaşından sonra tüm kız çocuğu ve kadınların “kadın olma” deneyimi üzerine yaşadıkları, yaşatılanlar, toplumsal baskılara tepkileri ‘bazı erkek abilerimizi’ de rahatsız etmişti. Kaçınılmazdı haliyle bu refleksleri…

“Erkekler çiçektir! “Erkek dediğin, kadının elinin kiridir.” “Erkek kendini, gelecekteki hanımı için saklamalıdır!””Erkek erkeğin kurdudur.” “Erkek dediğin, biraz işveli cilveli olacak; karısını eve bağlamayı bilecek…”

“Erkek cinayetleri” çok abartılıyor, bu toplumun başka sorunları da var. Sadece erkekler öldürülmüyor ki”  “4 erkek, her kadının hakkıdır.”

“Erkek Yazar.” “Erkek romancı.” “Erkek sürüsü.” “Yuvayı erkek kuş yapar.” “Baylar ve Kadınlar.”” Erkeği kadın değil, ar ve namusu korur.” “Oğlunu dövmeyen, dizini döver.” “Ev yapaksan tuğladan, erkek alacaksan Muğla’dan.”

“Erkek hakim, erkek polis, erkek subay, erkek doktor, erkek öğretmen, erkek hoca, erkek memur, erkek çalışan, erkek müşteri, erkek yolcu, erkek yanı.”

“Erkek dediğin vücut hatlarını belli eden şeyleri giymeyecek, sakalını, bıyığını uzatmayacak. Eğer bunları yapıyorsa, vay efendim ben taciz ediliyorum demeyecek. Bunları yapan erkek aranıyordur, yolludur.”

“Üniversiteye gitsinler tabii. Ama nasılsa evlenince diplomayı alıp duvara asacak, evlerinin beyi olacaklar.” “Boşanmaların  artmasının nedeni; erkeklerin iş hayatına girmesinden kaynaklı, asıl görevi  olan kocalığı unutuyor çalışan erkekler.”

“Erkek dediğin evinden damatlığıyla çıkar, kefeniyle döner.” “Erkek erkekliğini bilmeli, kapıyı güler yüzle açıp, masaya 1 tabak sıcak yemek koymalı çünkü kadının kalbine giden yol  midesinden geçer.”

“Namus farklı mesela. Kadının elinin kiri, doğasında var. Kadın yaparsa bir şey olmaz ama erkek? Erkek, erkekliğini bilecek. Kendini bilmeyen erkek, eksik bir erkektir. İleride baba olsa, çocuğunun yüzüne nasıl bakar?”

“Erkek dediğin bakir olmalı!” “Yolda sakız çiğneyen erkek “yolludur.” “Evlenmelik erkek ayrı, eğlenmelik erkek ayrı.””Erkek kısmı sokakta sigara içmez, sakız çiğnemez”

“Bir erkek gece gece şortla dışarıda geziyorsa aranmıştır, tecavüz eden kadının suçu yok. Hem ne işi varmış, gecenin o vakti kısacık şortla dışarı da?”

“Erkeğin hayır dediğine bakmayacaksın. Erkek naz yapar…” “Bakir olmayan erkekle evlenilmez, onlar eğlenecek erkeklerdir. Eğer bakir değilse ona yapılan tecavüz meşrudur. Oğlan mıdır, erkek midir belli değil zaten bunlar!

“Ya şu dergiye, bir de erkek yazar koyalım da; feministler saldırmasın.” “Panele bir erkek koymamız lazım, yoksa kötü görünecek.”

“Maskülizm kadın düşmanlığıdır. Maskülistlerin hepsi de çirkin ve evde kalmış erkeklerdir.”

“81 ilimizin sadece ikisinde Erkek Valimiz var. Büyüklerimiz önümüzdeki kararnamelerde, bir iki erkek vali atasalardı iyi olurdu…”

“Cinsiyet eşitliğine inanıyorum. 8 Mart Dünya Erkekler Günü’ne, ben de katılmak istedim;”Kadınları almıyoruz” dediler…”

“Kadının dibisin dibi! Heykelini yapmaya kalsak, memelerine çimento yetmez…” “Poposu yere yakın erkekten korkacaksın!”

“Vazektomi hak mıdır, günah mı?” Çalıştayımızda konuklarımızla, keyifli bir sohbet yaptık.

IMG_20200607_065708 (1)

Yukarıdaki seçkilerle beraber, isimleri değiştirilen yemeklerimiz ve tatlılarımız da vardı. “ Civan dudağı, babalı oğullu çorbası, erkek budu köfte, güzelherif otu, ezo damat çorbası, sütlü nuri, enişten tost…”

Tüm bunlar yazılmışken, etek boyları, kıyafetlere göndermeler cevapsız kalacak değildi elbette… “ Şort boyu belli ediyor, yollu bu! “Bu pantolon kıçını başını belli ediyor GİYEMEZSİN!!!”

Hepsi ve daha fazlasını “ErkekDediğin” ve “ErkekYeriniBilsin” etiketleri altında görebilir, kendi cümlelerinizi de ekleyebilirsiniz. Hepimizin sesi, coşkusu, kadının sesi duyulmuş olsun… İlk yazılmaları, Sevgili Funda Dörtkaş üşenmeden listelemişti kişisel bloğunda, emeğine sağlık. Zaman zaman ben de oradan yararlandım, buradaki bazı iletiler için.Teşekkürlerimle.

Oldukça yaratıcı, zeka ve de mizah örnekleriyle karşılacağınız uyarısında bulunmuş olayım. Keşke hepsine yer verebilseydim. Yazan, paylaşan tüm kadınları da ayrıca kucaklıyorum. Renk,çoşku, isyan, kadınlık kattılar.

Bir de, toplumsal cinsiyet eşitliğine destek sunan  TMMOB,TTB gibi meslek odaları, yerellerle beraber, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi  de vardı. Gözüme çarpanlardan bazıları kısa cümlelerle. “22.00’dan sonra erkekleri duraklar yerine evlerinin önünde bırakılacağız.(İBB)” “Erkekler için, pembe otobüs  uygulamasına geçiyoruz.(Şişli Belediyesi)” “Erkek sığınma evlerimizin yapımı devam etmekte olup, sene sonu faaliyete geçecektir.(Beylikdüzü Belediyesi)”

Kendi gönderimden de bir tane paylaşayım mâdem öyle. Yazarlığın avantajını, niye kullanmayacaktım ki? “ Davetkâr davetkâr ortalarda dolaşıyorsunuz. Sonra da kızlar bizi köşeye sıkıştırdı…” IMG_20200607_021800

Ülkenin herkesiminden kadının, birbirine dokunmasına, tanımasına, belki başka adlarla bilinenin keşfedilmesine  de yol açtı. Misal, “halam geldi”ye gönderme olarak; “amcam geldi” diye yazdığımda; bir kadın arkadaşım, ne demek istediğimi sordu. Anadolu’da ve özellikle Orta Karadeniz civarında:”âdet dönemi”, “aybaşı olma” hali için kullanılan, şifreleme yöntemidir…

“Halam geldi”ye denk düşen, İngilizler’in de bir kalıbı vardır. Şu an tam anımsayamıyorum, çok bilindik değil. Dönemsel olarak, kadınlar, kadınlık halleri her kültürde “utançla” özdeşmiş…

Şimdilerde, en azından büyük kentler de “halam geldi” demiyorsak da pedler, kadın hijyen ürünleri için; “Lütfen siyah poşet alınız” uyarısı yok mu, bazı bilindik marketlerde..?

Kadınlar, empati hareketi başlattılar. Örf, anene, toplumsal dayatmalar, yaşatılan utançlar, cinsiyet ayrımcılığı… üzerinden.

Yukarıda da değinmiştim. Empatiye  bile uzak olan, kadının sesinden rahatsız olan erkekler, erkek zihniyeti var. Pek tabii ki, sözlüklerin en “Ekşi”si de, ne kadar “kadın dostu” olduğunu göstermekten de geri kalmamıştı…

Kadınlarla başlayan hareket, ertesi gününde ülkenin her türlü ötelenen, azınlık konumundaki kesimleri için de kuruldu.”KürtlereEmpati”, “AlevilereEmpati” en çok ileti gönderilenlerindendi. Bakmaktan, neler yazılmış, empati kurulabilmiş mi görmekten zarar gelmez derim.

İçimizi ne kadar açarız, açık ya da bastırılmış nefreti ne kadar yenebiliriz, yaşadıkça göreceğiz. Sınırlarımız neresi, kimlere kadar uzanıyor empatimiz bakıp öğreneceğiz. Acaba bir kulağımızdan girip, ötekinden çıkacak mı?

İçimizdeki Ermeni’yi, Rum’u da anlamaya çalışacak mıyız? Kucağımız ne kadar büyük? Lgbtiq+’lara da sıra gelecek mi? Misal,  bizler tüm ötekileştirilen ötekilerin de “zencisi” mi olacağız???

İyimserim, hiç dokunmamaktansa, kısıtlı veya yüzeysel temasın bile, birilerinde değişime, dönüşüme olmadı meraka yol açıp, bilgiye doğru yolculuğuna inanalardanım.

O sebeple, 5 Haziran’da başlayan bu kıvılcımın, bizleri kısmi de olsa yakınlaştıracağını umuyorum. ‘Umutlu olmaktan zarar gelmez’ciyimdir…

Sahi, siz heteroseksüel olduğunuzu ailenizde ilk kime söylediniz? Ailenize açıldığınızda, heteroseksüel olduğunuz için tepki aldınız mı? Heteroseksüelliğinizden dolayı toplumda ayrımcalığa uğradınız mı?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adel Kalemcilik İyilik Değeriyle Doğa İçin İz Bırakıyor

Adel Kalemcilik, gelecek nesillere ve çevreye olan sorumluluğunun bilinciyle hayata geçirdiği çevreci projeleriyle sürdürülebilir bir gelecek için iz bırakıyor.Devamını Oku

1 2 3 4 19