“ÖLÜME YATTIĞIMIZI HİSSETTİK…”

Son yaşadığımız Elazığ depremini sahaya ilk inenlerden biri olan dostum Serap Irmak ile konuşalım istedim.

Ülkemiz deprem kuşağı malumunuz. Son yaşadığımız Elazığ depremini sahaya ilk inenlerden biri olan dostum Serap Irmak ile konuşalım istedim. Serap’tan hem başkanı olduğu Sokak Lambası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, hem de bir kadın olarak deprem deneyimini anlatmasını rica ettim.

  • Hoş geldiniz! Serap Irmak kimdir?

Uzun yıllardır sokakları tanıyan, sokaklarda çorba dağıtmış, şu andaysa Sokak Lambası Derneği kurucusu ve de başkanıyım. İş ve aile yaşamından arta kalan zamanını, bazen hepsinin önüne de geçiren 2 çocuk annesi, evli bir kadın Serap Irmak.

  • İş, aile, özel hayat ve dernek… Hepsi bir arada zorlamıyor mu?

Kuşkusuz ki zor. Zamanla yarışıyorsun. Bazen kendi konforundan da ödün vererek, belki zamanını doğru kullanmayı öğrenerek yürüyor açıkçası. İstek ve sevgiyle beraber özveri de olunca nasıl yürümediğini anlamadığın zamanlar da oluyor elbet.

  • Elbet düzenli okurlarım biliyordur ama kurucusu ve başkanı olarak Sokak Lambası Derneği’ni biraz da sen anlatır mısın?

Sokak Lambası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği gönüllülük üzerine yürüyen, hepimizin birbirinin elini tuttuğu, dezavantajlıları önceleyen, bütün canlılar üzerine de odaklanmış olan bir derneğiz. Derin arkadaşlıklara, dostluklara kapı aralayan, kendimizin seçtiği aileye de dönüşen, sıkı bağlarla bağlı bir kenetlenme modeliyiz de diyebilirim. Kişi, din, dil, ırk, mezhep gibi bizleri ayrıştıran hiçbir ayrılığa izin vermeyen, bunları da görmezden gelen, herkese aynı mesafeden yaklaşan, bağımsız her kurum, kuruluş, örgüt veya fikre eşit mesafede uzak, gönüllülük ve bağışlar üzerinden ayakta kalan, 1 Eylül 2018 doğumlu, bebek olmasına rağmen dev adımlarla da faaliyet gösteren bir derneğiz.

  • Derneğinizin faaliyet alanları, ürettiğiniz projelerden de biraz bahsedelim mi?

Çocuk ve kadın önceliği olan bir yapılanmayız. Çocuklar hepimiz gibi bizim de geleceğimiz olduğu fikrine inandığımız için önceliğimiz. Hayata 1-0 geriden başlayan dezavantajlı çocukların öne geçmesi, hatta 1-0 önde olması için çeşitli projeler üretip eğitimler, oyun destekli gruplar, dil öğrenme becerilerini geliştirme gibi çalışmalar bunlardan bazılar.

Bunlarla berber İstanbul’daki onkoloji servislerinde yatan çocukların ziyaretlerini de unutmuyoruz. Bayram ve yılbaşlarında yanlarında olup, hediyeler götürmek birkaç saat de olsa hastahane psikolojisinde sıyrılmalar sağlayıp dış dünyaya açılan köprüleri olmaya çalışıyoruz. Sadece İstanbul ve yakınlarında da değil, yurdun her yanındaki çocuklara ulaşmayı önemsiyoruz. Bu çizgimiz doğrultusunda, derin araştırmalarını da yaparak ülke genelindeki köy okulu merkezli 9 okulumuza ulaştık. Kitap, kırtasiye, okul gereçleri, kıyafet desteği ve okul-yaş gruplarına göre kişisel hediye paketleri, oyuncaklar, yaşıtları tarafından yazılan mektup ve kartları yollamak yöntemi ile onları da unutmadığımızı hissettirmeye çalıştık.

  • Kadınlar da önceliğimiz demiştiniz?

Öncelikle derneğimizle bağlantılı avukatlarımız sayesinde hakları bazlı bilinçlendirme çalışmaları yaptık. İhtiyacı olanların hukuksal destek almalarını sağladık. Düzenli uzman psikolojik danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Uzmanımız öncülüğünde kişisel ve duygu durumları temelli atölyelerimiz oldu. Düzenli katılımlar gösterenler, kendilerinin keşfini yanında sertifika almaya da hak kazandılar. Bireysel terapi seansları sunmaya devam ediyoruz. Aile bütçesine destek, hobi, sosyalleşme amaçlı tespih, kolye, bileklik, anahtarlık yapımı gibi el sanatları atölyelerine öncelik verdik. Ürettiklerini satmalarına aracılık etmeye çalıştık. Gerek duyanlara başlangıçta malzeme desteği sunarak, üretim aşamasına geçmelerine destek olmaya çalıştık.

Catering hizmetlerine aracılık ediyoruz. Çeşitli organizasyonlardan gelen yiyecek taleplerini kadınlara ileterek para kazanabilmelerine de aracılık etmeye özen gösterdik. Nefes terapisi, kahkaha terapisi, şifa teknikleri gibi farklı ihtiyaçlarına ya da taleplerine de destek olmaya çalıştık. Ayağı yere basan, özgüveni yüksek kadınların başta aile ve çocukları olmak üzere, toplumdaki gelişim ve dönüşümün de öncüllerinden oldukları bilinciyle, kadınlarımızın her konu ve ihtiyaçlarında yanlarında olmaya özen gösterdik, devamını da getirme hedefindeyiz.

  • Sokakta, hayatı içinde yok musunuz Sokak Derneği olarak? Dernek içinde mi tüm faaliyetleriniz?

Hayır! Sokaktaki yüzümüzde açıldığımız ilk günden beri haftanın 7 günü devam eden çorba dağıtımı var. Başta bölgedeki evsizler olmak üzere hasta yakınlarına, refakatçilerine, hastane içindeki veya civarındaki gizli evsizlere bir merhaba ile beraber sıcak çorba ikramında bulunuyoruz. Bazen birçok insanın o gün temas ettiği sadece sizler olabiliyorsunuz. Ayrıca evsizlerimizin gün içerisinde dernek ofisine uğrayarak ekmek arası sandviçlerini alabiliyorlar, çoğu yeni şekildeki kıyafet, mevsimine göre battaniye ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. 238 kayıtlı evsizimiz var destek sunduğumuz. Gıda paketleriyle yanlarında olduğumuz 46 ailemiz mevcut.

  • Tüm canlılar da demiştiniz, biraz açar mıyız?

Çeşitli zamanlarda çevre temizleme, sokak canlılarının beslenmesi gibi faaliyetlerimiz de oluyor. Derneğimiz önüne bırakılan sahipsiz veya tedaviye muhtaç hayvanlara kısa süreli barınma, tedavileri sonrasında da sahiplendirilmelerine aracılık. Bir akvaryum içerisinde hamster bırakılmıştı mesela derneğimize. En ilginçlerinden birisiydi. Dernek içerisinde yaşayan ve ailemize dahil olan kedilerimiz var. Kapımızın önünde kedi evleri, kuş yemler… Dernek çok türden canlının iç içe geçtiği buluşma merkezine döndü.

  • Sokaktan, alanlardaki derneğinizden devam edelim mi?

Elbette! Kuruluş sürecimizden sonraki döneme de denk gelen sel baskınından devam edelim öyleyse. Düzce’ye ekibimizle ulaştık. Esma Hanım köyüne, Uğurlu köye gittik. Sel sonrası yol yoktu. 2 km yakın, çamurlu tarla ve yolları kullanarak köylere ulaştık. Biz oradayken son çıkarılan 4 yaşındaki çocuğumuzun bedenine ulaşılmıştı. O acı anlarını da beraber yaşadık. Sahada olmak biraz da böyle.

İstanbul’dan ya da dışarıdan giden insanlar oradakiler için derin anlamlar ve mutluluk hissettiriyor. Unutulmadıklarını, umursandıklarını perçinliyor. Hele de gidenler akraba, eş, dost değilken ve kan bağı yokken yanlarındaysa belki de insanlığa olan umutları tazeleniyor. “İstanbul’dan sen bana kara su (cola) mı getirdin” deyip ekibimize sarılan, ağlayan teyzeler vardı. Oradaki bağlantılarımızdan halen görüştüklerimiz var.

  • İçinde olduğum için biliyorum, Elazığ Depremi’nde de oradaydınız. Serap Irmak Elazığ’a ilk indiğinde neler hissetti?

Öncesinde şunu söyleyeyim. Deprem haberini aldığımızda, tüm ekipçe sabahladık. Organize olmaya, görev dağılımına, neler yapabilirizin üzerinde çalışmalar yürüttük. Biz yola çıkmadan, bir ekip köy muhtarlarıyla ve bölgeden yetkililerle iletişime yoğunlaşmıştı. Başka bir ekip ki içinde sen de vardın; dernekteki malzemelerimizden neler var,kıyafetlerin tasnifi, ihtiyaca yönelik ayrıştırılması, kolilenmesini üstlendi. Başka bir grup arkadaşımız, salt battaniyelerle ilgilendi. Birken, bin olduk… Ciddi battaniye desteği sunduk.

Yola çıkmadan AFAD’la, Anakent ve yerel belediyelerle iletişime geçme çalışmalarımız oldu. Vakit ilerliyordu; dernek olarak kendi çabalarımızla, bölgeye ulaşma kararı aldık sonunda. Ön hazırlıkları ve emekleri de unutmamak gerekli. Özverili ve yoğun bir ekip çalışması vardı. İlk havaalanında bir şaşkınlık yaşadım açıkçası. Aşırı kalabalıktı, bu biraz da mutlu etmişti. Herkes yardıma gelmişler, süper demiştim. Aslında kalabalığın sebebi; depremzedeler yaşam alanı olarak, havaalanında konaklıyorlarmış… Ölü bir şehirdi… Tırlar, kamyonlar, araç kalabalıkları fakat ölü bir şehir… Buz gibi bir soğuk, karanlık, çadırlardan bir

şehir… Artçı olduğu söylenen fakat yerküreye yakın olduğu için, her biri bağımsız deprem büyüklüğünde artçılar… Her şey ve herkes, kent merkezindeydi. Konaklama için ayırttığımız yere ulaşıp “geldik ama araç bulmaya çalışıyoruz” dedik. Karşı taraftansa ”hocam, siz battaniyeler de getirmişsiniz, gelirken bize de getirir misiniz” oldu… O an

belli oldu ki sağlam kalan binalara da girilemiyormuş…

  • Elazığ’da neler yaşandı? Dernek olarak oralarda neler yapıldı?

Düzce’de de olduğu gibi merkeze, depremin merkezine ulaşma hedefindeydik. Sivrice hedefimizdi. Gün ağarınca ulaşma şansı bulduk. Sivrice depremin fotoğrafının en net haliydi. Sağlam denecek 6-7 bina, çadırlarla örülü kocaman bir yıkıntı… Camiisi, devlet binaları yıkılmış. Çadırlar var fakat içleri buz gibi. Isıtıcı yok! Isınmak için dışarıda, varillerde ateş yakılıp, ısınılıyor. Her yer çamur… Ulaşılamayan, ihtiyaçları tespit edilmemiş, yardım götürülmemiş köyler.

Çadır ziyaretleri yaptık. Ekmek ve su götürdük çoğuna. Orada başka bir şeyi daha keşfettim. Salt İstanbul’dan gelenler için de olmayabilir. 1 liraya alacağınız şey 2-3 lira. Başka bir ekonomik modelleme, fırsatçılık da baş göstermeye başlamıştı. 2,5 liradan ekmek, 10 liradan 5 litrelik su aldık. Deprem bölgesinde bunu görmek açıkçası daha da yaralayıcıydı. Bütün ihtiyaç temini için Elazığ merkeze inme zorunluluğumuz vardı. Oradan tencere, yağ, mercimek gibi çorba malzemeleri alıp, köylere dönüp, 3 tane taşın arasına ateş yakıp çorba yaptık. Gittiğimiz her köyde çorba yapmaya, sıcak bir şey sunmaya özen gösterdik. Sokak Lambası geleneğini orada da sürdürdük. Yeri geldi günde iki kez çorba yaptık.

 

Zeytin, ekmek, helva gibi kahvaltılık ikramlarında bulunduk. Gece çadırların önüne 5 litrelik su, ekmek bırakıyorduk. Orada yaşarken oralı oluyorsunuz. Halkla iç içe, bir yandan da oranın gerçeğini yaşıyorsunuz. Örneğin “Ölüme yattığımızı hissettik…” Her deprem yeni bir deprem gibiydi. Yorgunluktan bitkin düşüp 20-30 dakikalık uykularınızdan artçı depremle uyanmak…

Yolda yürürken yolun ayağınızın altından kaydığını hissetmek… Yol kayıyor, siz adım atıyorsunuz. Güvende hissetmek için sırtınızı yaslayacağınız duvar arasınız. Yok! Ayaktaysanız dik durmaya çalışırsınız, altınızdaki yol kayıyor. Travmalarıyla beraber hayata ve gidiş amacımıza da devam etmeye özen gösterdik. Hatta orada Hazar Gölü var. Göl hareketlendiğinde gölün altın vuruyordu, tüm herkes dışarı çıkıyorduk. Her felaket kendi gerçekliğini, yol haritalarını çiziyor, göl gibi.

  • Depremle yaşamak, depremi yaşarken de hayatı sürdürme zorunluluğu… En azından sizler bir misyonla, iş odaklı gittiniz, nasıl başardınız?

Açıkçası hedeflerimizin hepsini gerçekleştirdik. Keşke daha çok kalıp daha çoğunu yapabilseydik. Köylere ulaşım zor olduğu için çok kimse çıkmamıştı, yardımlar da tam gitmemişti. Öncesinde fizibilite çalışmasını yaptığımız Alaca Köyü vardı. Oraya çıktık. Bir köye gittik. Adamın tüm ailesi 15 kişi. Kendisi ve bir oğlu normal zeka düzeyinde. Kalan aile fertleri zihinsel engelli. Adam bizi görünce ağlamaya başladı. “İstanbul’dan buraya bizim için mi geldiniz?” dedi. Bizce bu çok doğaldı oysa ki. Onlar içinse lütuf ya da doğru sözcük ne bilemiyorum. Belki biraz da insanlıktan umudunu kesme vardı.

Amcanın en çok korktuğu şey kendine bir şey olursa ailenin kalanına ne olur, ne yer, nasıl yaşarlardı? O kaygılarla yaşarken bizi de görünce sarılıp ağlardı. Derdini anlatacak kimsenin olmayışının yokluğunu çekiyordu.

Bir başka olay daha var gittiğimiz köylerden. Abinin tavanı çökmüş bir ahırı var. Geçimini sağladığı, öte yandan da çocuğu gibi gördüğü ineği de içinde. Tavan çökünce inek dizlerinin üzerine çökmüş, bu sebeple de ineğin bacakları kırılmış. Yerelin gönüllü veterinerleri ziyaretlerinde “Amca kes bunu, mundar olmuş bu!” tarzındaki tavırlar amcaya ağır gelmiş. Ağlayarak “Ben bunu nasıl keseceğim? Karnında yavrusu var. İnsan yavrusuna nasıl kıyar ki…” diye anlattı. Biraz yaklaşım ve empati de mi lazım sanki? Amcayla beraber biz de orada ağladık. Söylemle nasıl söylendiği de önemli sanırım.

  • İzlenimlerini göz önüne alırsak, en çok eksik bulduğun, kesin olması gerekli dediğin şey neydi?

Prefabrik öncelenmeliydi, soğuğu anlatmam mümkün değil. Çadırlarda ısıtıcı yok. O soğukta kesin prefabriklerdi. İnsanların sıcak bir ortama, sıcağa ihtiyacı yoğun eksiklikti. Isınma problemleri yoğundu.

  • Yeterli örgütlenme var mıydı?

STK’lar bazlı evet, daha organizeydi. Tam oturmasa da deprem bilinci STK’larda daha da oturmuştu. Çok fazlaca, farklı bölgeden, belediyeden gelenler olmuştu. Kısmen bu da umut vericiydi.

  • Bölge halkının beklentileri var mı? Beklentilerine karşılık bulma umutları?

Üstlerinde ne varsa öyle çıkmışlar. İhtiyaçları sonsuz. Her şeye ama her şeye ihtiyaçları var. Karşılık bulur mu kısmındaysa gözlemlerime de dayanarak “Hayır!”. O konuda çok da umutlu değildiler sanki.

  • Her türlü afetin en çok zarar görenlerindendir kadınlar. Bir kadın olarak deprem bölgesinde olmak desem? Sen kadın olarak neler hissettin, yaşadın mesela?

Kadınlar çok bilinçsizdiler. Daha önce deprem deneyimi yaşamanın da etkisi vardır elbette. Fakat sudan çıkmış balık gibiydiler. Sokakla da bağları olmadığı için, sosyal ve kamusal hayatla da bağlarının olması başlıca etken. Sokakla bağınız olmayınca sokakta kalma, sokakta yaşamanın yollarını bilemiyorsunuz sanırım. Yaralı kuştu kadınlar… Soru 1: “Bugün bir şey yediniz mi? Çay ve ekmek! Ateş yakıp sadece çay demlenmiş kuru ekmek.

Depremde kadın olmak zor, zorlayıcı. Kendi deneyimlerimi anlatayım mesela. Bir kadının koli, erzak taşıması, hasarlı evden eşya taşıması garip geliyordu. Beni izliyorlardı. Kadının bunları yapıyor olması yöre insanı ve de kadını için garip geliyordu. Ayağı yere basan, birey olabilmiş kadın için oldukça doğal olan bir durumdu oysa ki… Ben içeriden Bir şey çıkarınca onlar da dışarıdan el uzatıp istifler oldular. Yani çok da kabul gören bir yer değil. Kadın hayattan koparıldığı için de özgüven oluşamamış. Bu da daha da dibe çekiyor kadınları. Çorba yapacağız ‘abla biraz su lazım’ dediğimde ‘en içeri giremem ki’ cevabını aldım. Ben içeri girip suyu aldım mesela…

  • Kadınlar üzerinden devam edelim. Günün birinde hayat normale döndü diyelim. Sence oraya ilk götürülmesi gereken ya da çözülmesi gereken ya da çözülmesini gerekli gördüğün neler var?

Sonrasında da kadınlar çok değişmez gibi. Sosyal hayata çekilmezse, hayatın içine katılım sağlanmazsa çok da değişim gözlenmez. Kadınlar öncelenmeli normalleşme sağlanırsa. Kadın güçlü olmadan, eğitime ve hayata katılmadan, iş hayatının içinde olmadan gelişim gözlenemez. Çok zeki çocuklar var bunun için de kadınların birey olmuş, kendine yetebilmiş, eğitimini tamamlayabilmiş, özgüven sahibi olması elzem.

  • Çocuklar dedik madem… Çocukların yaralarının sarılması için çalışma başlatılmış mıydı?

Yapıldığı, gidildiği söylendi. Kendim rastlamadım. Köylerde yoktu mesela. Gittiğimiz köylerde, çocuklara oyuncak götürmeye çalıştık. Annelerine sorduk ne severler diye. Özel olarak çocukların istediklerini hediye etmeye çalıştık. Bölgede çocuk bazlı durum ilk anlar da böyleydi.

  • Siz de 14 yaşında genç bir kız çocuğuyla, kızınızla gittiniz. Travmatik olmadı mı onun açısından? Döndüğünde durumu nasıldı?

Depremi duyduğu ilk andan itibaren beni destekleyen, ‘mutlaka olmalıyız, gitmeliyiz’ de diyen kişiydi kızım. Kendi isteğiyle ve ısrarla ekibimizin parçası oldu. Deprem korkusu da vardı. Korkusuyla yüzleşmek istedi. Çok sallandı, üşüdü, uykusuz kaldı, bizle beraber her şeyi de yaşadı. Dağıtımlara katıldı, bizle çalıştı, paylaşmayı gördü. Hayatın bazen çaresiz bırakabilme yanını kendi gözleriyle ve içinde yaşadı. Açıkçası güçlenmiş olarak, özgüveni daha da yükselmiş, artık hayatı daha iyi öğrendiğini düşünüyorum.

  • Düzce ve Elazığ’ın da içinde oldunuz. Dernek olarak sahada daha da profesyonelleşmeyi düşünüyor musunuz? Alanlarda arama kurtarma çalışmalarında ön planda olmak belki?

Elazığ öncesi zaten böyle bir çalışma içerisine girmeyi planlıyorduk. Sonrasıysa daha da belirginleştirici oldu. 32 kişilik bir gönüllü kitlemiz oluştu. Yoğunlaşmamız daha da hız kazanacak. İlk yardım ve yangın eğitimleri var şahsen. Çok fazlaca yangın eğitimine dahil oldum. Vakaya ulaşmak çok başka bir şey ama. Bu konularda kendimizi daha da geliştirme peşindeyiz.

  • Son sözlerini alabilir miyim? Her konuda olabilir.

Herhangi bir afet durumunda ben ne hissediyorsam, ekip arkadaşlarımın da aynı duygular içerisinde olduğunu görmek, özverili çalışmalarına şahit olmak, hızlıca ve daha da kenetlenmiş görmek kendimi çok şanslı hissettiriyor. Aynı bilinçte ve yürekte insanlarla çevrili olmak iyi hissettirmekle beraber, itekleyici de oluyor. Hedeflerinizi büyütüyorsunuz, daha cesur kararlar alabiliyorsunuz. Kendinizi ve ekip dostlarınızı belki bir adım daha öteye, zoruna itekleme hissi uyandırıyor da.

  • Konu konuyu açtı, son bir soru daha sormak istiyorum. Yaşayanlarında da olarak sahada gördüklerine göre en iyi ve hızlı örgütlenme, bilinç düzeyi kimde? Yetkililerde mi yoksa bireylerde ya da derneklerde mi? Bir de gerekli ders alınmış mıdır?

STK’lar bu konuda biraz daha öncelikli görünüyor. Hızlı hareket edebilen, gerektiğinde bağımsız ve cesur adımlar da atabilir düzeydeler. Gönüllülük bazlı çalıştıkları için daha şevkliler belki de. Sivrice’de bütün kamu binaları yıkılmıştı. Kaymakamlık da dahil. İçerde memur, çaycı hiçbir kimse yoktu. Giriş katta tek bir kişi vardı, küçücük odada. Oldukça üst düzey birisi. Bu biraz şaşırtıp mutlu da etmişti. Yanında çaycının dahi kalmasına izin vermemiş. 30-40 cm çatlaklar vardı o odanın duvarlarında. Şunu sordum: “Neden buradasınız? Riskli değil mi?” Karşılığındaysa “İnsanların muatap bulmaya ihtiyaçları var. Burası yıkılsa ne olur ki?” demişti. “Sizin yerinizde olmak en son isteyeceğim şey bile değil.” Demiştim. Olası bir afette daha iyi organize olunacağına inanıyorum. Yetkililer açısından sahada çok fazla dernek, kişi, örgütlenme ve yapılanmayı görmek şaşırtıcıydı sanki.

Serapçığım ile dernek ve Elazığ merkezli bir sohbet gerçekleştirdik. Faaliyetlerine değindik. Kadın olmanın, afet bölgesinde kadın olmanın, hele de ayakları yere basan kadının neye denk düştüğünü anlamaya ve sorularımla da sizlere geçirebilmenin peşindeydim.

Çevremde olmasından, hele de dostum olmasından en çok onur duyduğum kadınlardan ve insanlardandır Serap Irmak. Tanıyanların hayran kaldığı, geç tanımaktan da üzüntü duyduğu küçücük bir atom karıncadır. Sürekli kafasında daha çok fikir dolaşsa da tezcanlı, sıcacık ve en çok da anaç. İyi, güvende ve özel hissettiriyorsun canımın içi. Var ol!

Reklamlar