NE YAZSAM?

Kalemi eline alınca ne yazacağını, nereden başlayacağını bilemez ya insan, öyle bakarsın ya beyaz sayfaya, bugünlerde işte böyle bir kaos, karmaşa var kafamın içinde. Umuda dair bir şeyler mi karalasam, güçlünün güçsüz üzerinde kuvvet denemesi yaparken ikinci cemrenin ardından elimizde kalan bir avuç toprakta yaşam savaşı veren papatyaları, gelincikleri, mine çiçeklerini mi yazsam, Mart ayına gelince daha bir coşkuyla sevişen kedilerin bu rezil dünyaya yeni canlar getirmesini mi yazsam yoksa…

Kuzeyimizde başlayan Rusya-Ukrayna arasındaki savaş can acıtıcı bir şekilde sürüyor. Siviller o bölgede bir anlamda esir kalmışken anında “SAVAŞA HAYIR” çığlıkları atan ama 1990’dan bu yana Orta Doğu’da süren savaşları görmezden gelen, 2015’te Güneydoğu’da yaşanan olaylara tepkisiz kalan, her türlü çatışmanın insanlık dışı olduğuna dair görüş belirtmeyen, samimiyetsiz, iki yüzlü yöneticileri, basın mensuplarını mı yazsam?

Hemen hemen haftada bir yapılan akaryakıt zamlarından, doğal olarak tüm ekonomik kalemlerin fiyatlarının artışından mı, gizli zamlardan mı bahsetsem? Yetkili kurulların toplanıp yeni kararlarla halkı biraz rahatlatacağını düşündüğümüz ama asla bir değişiklik getirmeyen enerji faturalarını, buna karşı tepki gösterip hak arayan insanların darp edilerek gözaltına alınmasını, evinde makineye bağlı hastaları olan insanların yıkıcı faturalar altında ezilmesini mi yazsam?

Daha dün gece mecliste acelece toplanıp, herkesin dikkatini acelece savaşa yönlendirmesinden yararlanarak, enerji üretmek için maden arayan şirketlerin özellikle zeytinlik tarım alanlarında ağaçları katletmesine dair çıkan ve hemen resmi gazetede yayınlanan yasayı mı yazsam?

Pandemi hekimlerinin ara ara verdiği bilgilerde yoğun bakım ünitelerinde ölümlerin azaldığı, boş yatakların bulunabildiği, riskli grubun da dahil olduğu bütün insanların normalleşeceği haberlerinin sevincini mi yazsam? Eski zamanlardan günümüze kadar gelen “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözünün yerini bulduğu, sıcaklık düşüşüyle kesemize, cebimize yansıyacak yakıt giderlerini mi yazsam?

Güneşin bulutların arasına saklanıp, “cee” diye ara sıra kendini gösterip yaşam enerjimizi yükselten sıcaklığını mı yazsam? Bütün bunlar yaşanırken bana dokunmayan bin yıl yaşasın misali devekuşu gibi kafasını kuma gömen tepkisiz toplulukların sonucunda istediği gibi at koşturan politikacıların hala seçilme şansı olduğu, iktidarları boyunca yaptıkları yıkımları devam ettirme imkanlarının olduğu günleri mi ele alsam?

Bilemedim ki ne yazsam?

Her şeye rağmen sabahları kuş cıvıltılarıyla uyandığım, sabah akşam bahçedeki güle seranad yapan bülbülün azmiyle bu karanlık günlerin elbet biteceği, aydınlık güneşli günlerin yeniden geleceği, bahçelerimizde ve saksılarımızda rengarenk çiçeklerin açacağı, yemyeşil çimenlerde koşup oynayan, henüz kesilememiş, kesilmekten kurtulmuş ağaçlarda salıncak kurup sallanan çocukların olduğu, savaşların olmadığı, herkesin mutlu mesut yaşadığı bir dünyayı yeniden vaad edeceğimiz umudu yeniden yaşadığımız sabahlara uyanacağımız güzel günlere kavuşmanın arzusunu hiç eksiltmeden sevgiye, dostluğa, güzelliğe açalım pencerelerimizi. Mis kokulu bahar dolsun yaşadığımız ortamlara. Ne dersiniz?

Bir Cevap Yazın