MİLYONER

Gettolarda, varoşlarda, gecekondu mahallelerinde yaşıyorsanız, orada doğup büyümeniz ve hatta mümkünse de orada ölmeniz beklenir…

Sınıf atlamanız, mahallenizin dışına çıkmanız, ‘sayın bay burjuvanın’ pastasına göz dikmeniz, hasbel kader el uzanma şansınız doğduysa da baştan engellenmeniz için her şey yapılır, dünyanın her yerinin ‘beyaz adamları’nca. Ten renklerinden åzâdedir ’beyaz adamlık’.

Siyahla Beyazın Savaşı…

Jamaal öksüz, yetim, sokaklarda büyüyen, kenar mahallenin çocuklarından. Sokakta ne varsa, hayatına katılan da odur. Eğitimi, görgüsü, doymuşluk hali… Ne eksik ne de fazla…

Zaman zaman suçun göbeğinde suçu tanıyarak, kendi gibi çocuklar arasında kardeşlik, dostluk bağları kurarak hayatta kalmayı başarıp, ilk yetişkinliğe de adım atar.

Adı geçen kahraman, “Milyoner/Slumdog Millionaire” filminin esas oğlanı. Hikaye onun etrafında dönüyor. 2009 Danny Boyle yapımı. Yabancı Film Dalında Oscar başta olmak üzere; en iyi yönetmen, en iyi uyarlama film de dahil 8 Oscar heykelciği, 4 Altın Küre ve 7 tane de Bafta Ödülü’nün sahibi. Başarısı ve künyesi oldukça kabarık, her övgüyü fazlaca hak eden bir film.

Konu itibariyle de başarı öyküsünü içerirken, “egzotik” de ayrıca. Egzotik diye de vurguladım; AB/D dolaylarında bu da çok dikkate değerdir.

Genç adam, bir şekilde “Milyoner” yarışmasına katılma ve hatta son soruya kadar gelme şansını yakalar. Yarışma sürecinde başarı kişisel yeteneği mi, bir yerlerden sufle mi alıyor (kopya çekmek demeyi yakışıksız bulduğum için yumuşattım), finale kadar yoğun gündemle beraber, yapımcılarında sıkı takibe alma nedenidir, gereğinden fazlaca üstelik…

“Bilmek”, çünkü sadece ’ayrıcalıklı sınıf’ın tekelindedir… Gecekondudan gelen birisinin bilme hakkı, yetisi, pek tabii ki de ayrıcalığı yoktur. İmtiyazlar dokunulmazdır! Biz zenciler, ezilenler, marabaların kendi kastımızın dışına çıkabilmemiz hoş görülmediği için bilgi suçla ilintilendirilir… Kopyayla özdeşleştirilir…

Asgarî yaşam şartlarına sahipseniz, masadaki temel öğününüz ekmek ise, “bulamayınca pasta yiyemiyorsanız” ekmeğin fiyatını, bölgesel veya yörel olarak ucuz olduğu için tüketilen gıdaların etiketinin hafızanızda yer etmesi kaçınılmazdır… Bunu bilebiliyor olmak bile, başlı başına şüpheye sebebiyettir…

Büyüdüğünüz mahallelerde, suça itilmek söz konusuyken, çevreniz bunca suçla örüntülüyken ismi ile anılan silahın, silah markasının, bilinçaltınızın derinliklerini kazınması abes olmamalı oysa ki… Emin cevabınız bile “kuşku” teşkil eder…

İçimizden Birisi

Öte yandan, başkaca bir durum daha var. Bizler (dünyanın bütün alt tabakası) için, içimizden birinin sıyrılabiliyor olma ihtimali, hepimizde coşkuya, hayranlığa, fanatikliğe  yol açar.

Jamaal, sona doğru yaklaşırken, finalde kazanma ihtimali doğmuşken, ülkenin ve yaşadığı kentin sokakları, o saatte boşalmıştır… Televizyon ve insan, “bizim” başarma ihtimalimizin, bizlerde yarattığı coşkuyu, başarıya olan açlığımız (aynı zamanda sınıf atlama hayali) sebebiyle; hayatlarımızı askıya alıp, pür dikkat ekranlara kitlenmemiz üzerine, çok doğru noktaları yansıtması açısından da oldukça doyurucu, gerçekçiydi.

İzlememiş olanlarınız var ise yeni bir “biz” hikayesi. Biz’e dâir sürükleyici, denk düştükçe de her seferinde keyifle izlenecek bir filme ayırdım bu yazımı.

Jenerikle çok fazla sizleri boğmadan, spoiler vermeden, küçük anektodlarla, kendi ülkemizin gündeminden örneklemelerle, dilerim çok beğendiğim filmlerden birisi  “Milyoner” e olan hayranlığımı aktarıp, izlenme arzusu yaratabilmişimdir?

Sanatın büyüsüyle dolu, daha çok “biz” ve “başarı” öykülerini anlatabilme, bir nebze olsun, köye dönüşen dünyanın gündeminden uzaklaştırabileceğim; canlı, umutlu, mutlu eserlere, haberlere, yazılarıma… İyi Seyirler!

Bir Cevap Yazın