KRALİÇE

21 Nisan 1926 doğumlu İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Elizabeth Alexandra Mary Windsor 8 Eylül 2022 tarihinde hayata veda etti. Yirmi altı yaşında başına konan görkemli tacı 70 yıl 214 gün taşıdı.

Tacın başına konmasıyla birlikte gencecik Elizabeth’in adına eklenen unvanlar: Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Jamaika, Bahamalar, Grenada, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Tuvalu, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Belize, Antigua, Barbuda, Saint Kitts ve Nevis’in kraliçesi, İngiliz Milletler Topluluğu başkanı ve İngiltere Kilisesi yüksek valisi.

Ben unvanları yazarken yoruldum; böyle bir hayatın nasıl bir şey olduğunu merak edenler için Netflix dijital mecrada yayınlanan Crown, Helen Mirren’ın olağanüstü performans gösterdiği The Queen ya da Oscarlı oyuncu Emma Thompson’ın Queen Elizabeth II adlı yapımlarını izlemenizi öneririm. Göründüğü kadarıyla vitrinde yaşamanın, dünyaya hükmetme yetkilerinin bedelini,  mahremiyet özgürlüklerinden vazgeçerek ödüyorlar. Taçtaki her bir elmas, her bir inci, her bir yakut zincir olup ele ayağa dolanıyor. “Vah vah buna mı üzüleceğiz!”, dediğinizi duyar gibiyim. Üzülmeyeceğiz elbette ve hiç de özenmeyeceğiz o debdebeli görüntülere.

Kraliçenin ölümünün 8 Eylül Perşembe akşamüstü “Londra köprüsü yıkıldı” koduyla duyurulmasından sonra, ne zamandır en küçük ayrıntısına kadar hazırlanılmış olan yas programı devreye girdi. 1600’lerin geleneklerinden milim ödün verilmeksizin bütün ritüeller uygulanıyor. Bir yanda kale duvarlarının önünde Shakespeare oyunlarını andıran sahnelerin gerçeği yaşanırken öte yanda, siyah kravatlı siyah kostümlü sunucular BBC ekranlarında ölçülü biçili İngiliz usulü görüntülerle olan biteni dünyaya gösteriyor.  

Yasla eş zamanlı olarak “Kraliçe öldü, Yaşasın Kral!” törenleri de başladı. Prens Charles yeni unvanını aldı: Kral III. Charles. Anayasal Monarşi olarak adlandırılan sistem devreye girdi. İngilizlerin yazılı olmayan anayasasının yazılı anayasalardan çok daha işlevsel olduğunu gördük. 

Sosyal medyadan bir fotoğraf dikkatimi çekti, Gorbaçov ve Kraliçe Elizabeth aynı karedeler, gönderinin altında“ 20. Yüzyılı bir haftada gömdük.”  yazıyor.  Kısa ama somut bir gerçeklik. Bütün bir yüzyılın tanığı olan kraliçe artık yok, temel bir taş oynadı. Sonrası ne olur,  yaşarsak hep birlikte göreceğiz.

Mars’a turistik seyahat yapılır, metaverse ile sanal dünyalar kurulurken bu modası geçmiş kraliyet konuları neden hâlâ ilgi odağımızdaki yerini koruyor? Düşününce sebepler bir bir beliriyor: Önce masallar. Masallarda krallar, kraliçeler, ihanetler, taçlar, kanlar, zaferler, yenilgiler, pırıltılı törenler…  Sonra sanat: Edebiyat, müzik, heykel, resim, tiyatro bu motifleri insanlığın kolektif bilinçaltına işlemiş. Arketiplerden bugüne sürüyor hikâye. İşte bu hikâyelerdede bir kral, bir kraliçe, pens ve prenses olur her daim. Birkaç da saray elbette… İyiler ve kötüler vardır. İyiler çile çeker, zulüm görür, ama ‘ah’lar yerde kalmaz; sonunda sihirli bir değnekle gerçekler ortaya çıkar, iyiler kazanır. Adalet duygumuz pekişir.

Bu kez öyle olmadı. Yeni Kral King III. Charles’in yanında boy gösteren, kraliçe unvanına bile el uzatan Camilla Parker kötücüllüğün ‘kazanan’ olduğu gerçek dünyanın simgesi gibi saltanat koltuğunda yerini aldı.

Yine de kolektif bilince kaydolmayacak bu saltanat; çünkü masalın gerçek kahramanı, kalplerin Prensesi Diana.

 Masumdu, hayrandı, sevdi, sevilmedi, kötü davranıldı, aldatıldı, aldatıldığı gözüne sokuldu, üzüldü, ağladı, dibe vurdu, ruh asaleti ile dipten çıktı. Dönüşü muhteşem oldu.

Gezegenin her yerinde sevildi, kucaklandı, parladı, aydınlattı, kraliyetin kural zincirini söküp attı, âşık oldu ve aşk yüzünde ışıldarken bir tünelin içinde kıstırılıp öldü, öl/dü/rül/dü. Kolektif bilince kaydolan zamansız bir hayata kavuştu. Artık o bir efsanedir. Camilla Parker hangi tacı takarsa taksın, böyle bir ölüyle baş edemez.

Kraliçe II. Elizabeth sonrası dönem çok yazılıp çizilecek, açık ya da gizli sayısız toplantının konusu olacak kuşkusuz. Ancak siz değerli okurlarımızla taht mirası, monarşinin geleceği,  taçlar, taçlı başlar, taçsız kalan başlar, ışıltılı dekorların arkasında dönen ihtirasların iç yüzüne dalıp kararmak yerine, Kalplerin Prensesi Diana’nı ışıltılı gülümsemesinde masallara uzanalım istedim. 

Bir Cevap Yazın