KOYNUMDA BÜYÜTTÜĞÜM PAPPARAZİ

Sosyal medyada aile büyüklerinin hastane görüntülerinin paylaşılmasına karşıyım.

Seksen, seksen beş yıl yaşamışım; yorulmuş, eskimişim, hastanelik olmuşum, sabahın köründe iç çamaşırlarımı bile çıkarıp ameliyathane önlüğünü giydirmişler, koluma damar yolu açılmış, ağrılardan suratım ekşimiş… Derken; “ Anneee, bir bak, ablaaa gül hadi, anneanneee gel selfi yapalım…” diye başlayan cümlelerin ilettiği anlama vâkıf olamamışken, sanal ortamda şip şak görüntüm paylaşılmış: #safrakesesi#operasyon#geçmişolsun. Hastabakıcı sedye ile odaya girdiği sırada, burnumun ucuna dayatılıyor o mendebur ekran,  “Baaaak ne güzel çıktın…”

Hayır efendim, güzel filan çıkmadım! En mahrem, en şaşkın, en tedirgin, en korkan, en korunmasız hissettiğim, ‘Hayatımın son anları belki de’, diye düşünürken… Daha doğrusu bu düşünceler her bir hücremde panik haliyle beni kuşatmışken el âleme görünmek istiyor muyum bakalım! İletişim çağındaymışız!

Her halimizi dünyaya duyurmak iletişimse, ben iletişimsiz kalmayı tercih ederim.

Sessiz sedasız hayatlardan geldim ben. Rahmetli annem ile babam bir kere bile seni seviyorum demediler, ama beni sevdiklerini bilirdim. Annem bayılarak yediğim pişiyi yapardı, bilirdim. Babam turfanda yarım kilo kiraz alıp getirirdi, bilirdim. Eşimle de birkaç bakışma, sırtıma ceketini koyma, elimden ağır torbaları alma filan… Ellerimiz birbirine dokunurdu… Öyle işte… Altmış sene sürdü.

Davul çalmadan oda içlerinde, dört duvar arasında yaşanan başka bir hayat vardı.

Mahremiyet…

Mahremiyetimizi değerli bir mücevher gibi sakınırdık. Açıklık, şeffaflık söylemleriyle olay, yaşantı ve fikirler el âlemin görüşüne sunulup da ne oluyor. Elin ağzı torba değil, büzülmüyor. Her kafadan ayrı ses, insanız etkileniyoruz elbette. Mahremiyet, özel hayatı kapalı tutardı; dışarıdan yapılacak yorumlarla kafamız karışmazdı. Şimdi devir değişmiş, evet değişti biliyorum. Geçenlerde torunum giyinmiş süslemiş, nereye böyle, diye sordum.   Arkadaşı hamileymiş, ‘bebeğin cinsiyet açıklama partisi’ne gidiyorum demez mi? Şaştım kaldım! Hep şaşırıyorum zaten.

 Yeniliklere karşı olduğumu filan sanmayın sakın. Her devir kendi hükmünü yapacak elbette. Ancak teknik olarak mümkün diye her ânımız görülüp bilinmesin. Ardımızda kalan seksen yıllık ömrümüzün güzel fotoğraflarına mahcup olmayalım. ‘Genç olmayı’ bir ürün gibi pazarlayan akımların girdabında savurmasın ameliyat önlüklü fotoğraflarımız; “Bakın ben bu yaşlı insanla nasıl da ilgileniyorum”un duyurusu, vicdan yatıştırma ziyaretlerinin kanıtı sarı suratlı harabe hallerimiz sergiye çıkmasın.

 Hayatlarımız, hayatlarınız başka insanların magazin malzemesi olmasın.  Sessiz, sakin, abartısız bir “geçmiş olsun”, bir bakışma, bir kucaklaşma yeter de artar bile.

Bir Cevap Yazın