Kovulacak Bir Halk, Gezi’lecek Bir Zaman?

Tam 7 yıl önce bugün, bu saatlerde başladı yavaş yavaş alevlenmeye her yer.

Günlerce, bir haftaya yakın bir parkı kendine ev edinen genci, yaşlısı, kadını, erkeği, transı, gayi, beyaz yakalısı, ünlüsü insan bir anda bir karmaşanın ve sonrasında gelen büyük bir yıkımın içinde buldu kendini.

Gezi Parkı olaylarından söz ediyorum evet. Belki de son 20 yılın en çok konuşulan, değişimin en çok hissedilmesine ve umut edilmesine sebep olan, her şeyin güzel başlayıp ama yine acılarla sona erdirdiğimiz Gezi Parkı.

İlk günden belliydi kıvılcımların bir noktada alevleneceği, fakat kimse polis kurşunlarıyla ölmeyi istemedi.

İlk günden değişimlerin sesi geliyordu kulaklara, fakat kimse uykusunda gaza boğulmak istemedi.

İlk günden umutların yüksek olduğu sevinç şarkıları vardı kulaklarda, fakat kimse yolda yürürken üzerine tazyikli su sıkılsın istemedi.

Gezi’de neler yaşandı, neler oldu konusunu her sene konuşmaya gerek yok. Biraz duygulardan bahsetmek gerek. Mesela ölen gencecik hatta çocuk yaştaki insanların ardından bunca yıldır devam eden adaletsizlikten başka ne kaldı elimizde?

Umutsuzluğumuz kaldı masum bir hareketle toplandığımız parktan öldürülerek çıkarıldığımız için.

İnançsızlığımız kaldı ismi kim olursa olsun arkamızda durduktan bir saat sonra karşı demeçleriyle kulaklarımızı kanattığı için.

Savunmasızlığımız kaldı ülkenin yürümekte zorlanan yaşlısına, küçücük çocuğuna, işini yapmaya çalışan emekçisine ateş eden polislere ev sahibi olduğumuz için.

Gezi bize ne mi öğretti? Bu ülkenin insanının vicdanı sadece yakınlarına geçerli oluyor. Toplu bir vicdan muhakemesine girdiğimizde o bile yasak. Uğur Mumcu’nun çok sevdiğim bir sözü var: “Kovulduk ey halkım unutma bizi!”.

Şimdilerde en kötüsü kovulacak bir halk, adaleti savunacak insanlar olmaması.

Yedinci yılında Gezi ruhu keşke var olmaya devam etseydi, tam bu zamanlardaki yangınlar başlamadan…