KİME KEYİF, KİME ÇİLE?

Ocak ayının ortasından bu yana bütün coğrafyada şiddetli bir kış hüküm sürüyor. Hemen her il, ilçe bundan nasibini aldı. Tatil yöreleri de dahil kar ve dondurucu soğuğun etkisini yaşamayan kalmadı. Kimine göre ne güzeldi. Kar yağıyor, bembeyaz bir örtü kaplıyor her yeri. Bütün pislikler kapanıyor, harika kış manzaraları fotoğraflanıyor. Kardan insanlar yapılıp sosyal medyanın hemen her mecrasında paylaşılıyor. Ben bile yaptım bunları. Ki aslında kış, soğuk ve kar yağışını hiç sevmem. Ben yazcıyımdır.

Sıcacık sobalarımızın başında kestane pişirip çay demlenen romantik günleri anımsayıp gülümseyen var mıdır acaba? Ben bu mevsime oldukça alışığım. Çocukluğumda Kütahya’da yağan kar ile aylar süren bir maceramız olurdu. Öyle 1 hafta, 10 günde terk etmezdi bizi soğuklar. Okula giderken anneciğim tembihlerdi bizi: “Sakın kaldırımdan gitmeyin, başınıza buz düşer saçaktan.” derdi. Buz dediysem, abartısız bir metreye yakın sarkıtlar olurdu çatılarda.

Bizler çocuksu sevinçlerle tadını çıkarırken ebeveynlerimiz yetmeyen kömür, odun giderleriyle boğuşurlarmış meğerse. Geceleri soba sönerdi. -10,-15 derecede bile çift yorgan, gündüzden kalan ısıyla yatar uyurduk. Bu bize yeterdi ya da öyle düşünmemiz sağlanırdı. Biz çocuklar sobalı odada uyurduk. Büyüklerimiz de birbirine sarılıp ısınırdı galiba yatak odalarında buz gibi günlerde.

O kötü günler geldi, geçti, gitti. Büyüdük, iş sahibi olduk, çekinmeden yaktık kömürü odunu çıtır çıtır. Yıllar geçti aradan. 1980 darbesinden sonra, zorunlu olarak İstanbul’a taşındık ve Üsküdar-Sirkeci arası yolculuklar başladı her gün Sirkeci Büyük Postanesi’ndeki işime giderken. Bahar, yaz, kış her mevsim güzeldir vapurla karşıya geçmek. Yeditepeli şehri bir Maltepe sigarası ve çay eşliğinde doya doya seyretmek…

O yıllar öyle dikey mimari ile tanışmamıştı şehrin kıyı semtleri. Tarihin bize mirası olan güzellikleri izlemeye doyamazdım hiç. 1987 yılıydı, yine böyle bir kış hüküm sürüyordu İstanbul’da. Pek çok eğitim kurumu tatil edilmiş, halkla ilişkili görevi olmayan personel idari izinli sayılmış ama biz PTT çalışanlarına bu hak tanınmamıştı. Zeynepkamil’den iskeleye kayarak, düşerek ulaştım o gün. Bilen bilir, hep yokuştur Üsküdar’ın yolları. Dolmuşlar yerler buz tuttuğu için çıkamamış.

İyi kötü Sirkeci’ye geçtim. İş yerime ulaştığımda saat 12.00’ye gelmişti. Gişeleri açtık bekliyoruz bir akl-ı evvel gelir de işlerini yaparız diye. Tabii gelen giden yok. Üstüne bir de vapur seferleri iptal edildi. Kaldık Avrupa’da. Yöneticimiz saat 16.00’da lütfetti “Haydi, siz de gidin evlerinize” diye. Nasıl gideceğimizi söylemedi ama.

Tophane’de posta dağıtım servisi vardı. Şimdiki Modern’in olduğu yerde. Oradan servis kalkacağı haberi gelince çaresiz çıktık yola. Galata Köprüsü’nü geçip Tophane’ye gidene kadar kirpiklerim dahil her yerim donmuştu esen rüzgar ve yağan kardan. Velhasıl bir şekilde servise ulaştım ve yolculuğun bitiminde gece 1.00 gibi evdeydim.

Bu tarz yağışlar hep tekrarlandı sonraları da. Kızım ilkokula giderken, karnesini alıp sömestr tatiline çıkar ve üzerine kar tatili de eklenince bu süreç uzardı doğal olarak. Öyle 1-2 hafta da değil 3-4 hafta sürerdi. Bunlar da 2000’li yıllarda olanlar.

Anadolu’da gayet doğal olarak karşılanan bu durum, metropollerde, özellikle İstanbul’da hep sorunları da beraberinde getirmiştir. Şehri ve ülkeyi yönetenler işi ehline değil, eş,dost, yandaşa ihale ettiği için hep yollar kapanır, karda insanlar mağdur olur, saatlerce aç susuz beklerken muhalefetten sadece cılız bir ses yükselir. Sonrası tıss. Derin uykulara gark olur bütün yetkililer.

Bunca yönetilememeyi alınan yanlış kararlarla yokluğa, sefalete sürüklenen halklar sessizce oturup kaderini beklerken hiç mi ses çıkarmak akıllarına gelmez? Ha gelse ne olur ki? Tek adam. Kiminin dilini koparır, kiminin kafasını keser. Kimini tutsak edip zindanlarda çürütürken, ona oy veren aymazlar da hala bu karda kışta uzayıp giden ekmek kuyruklarının sebebini muhalif belediye yöneticilerinde arayıp küfrü onlara yöneltir utanıp sıkılmadan.

Bu yılki zemheri soğuklar da okulların tatil olduğu döneme denk geldi iyi ki. Yoksa zaten geçen sene de yapılamayan eğitim kesintiye uğrayacaktı. Hoş bunların da işine gelir o da ayrı mesele. Evimizde oturup sıcacık çay kahve keyfi yapalım desek o da yok. Fahiş fiyatlarla sağladıkları doğalgaz ısıtmıyor haneleri. İran gazı kesmiş, elde yedek yok. Sanayi gazı kesmiş çalışamıyor, 3 gün iş bırakma oldu. Evsizler sokak canlıları aç kalmış. Ne gam… Ama biz sarayımızdan asıp kesmeye devam edelim değil mi?

“Akıp gider oyun, akıp gider hayat. Sana söz yine baharlar gelecek, ışık hiç sönmeyecek” diye bir şarkısı vardı ya Sezen’in bekleyelim bakalım o ikinci baharlar gelecek mi yaşamımıza.

Bir Cevap Yazın