KARANLIKTA KALANLAR

Hayat garip bir mucize ve karmaşa.

Kiminin ne pahasına olursa olsun yaşamaya çalıştığı, bazılarımızınsa hiç bağ hissedemediği, hissettirilmediği belki de bu sebepledir ki bağını koparmayı seçebildiği bilinmezler denizi…

Yaşama tutunmak, yaşayabilmek için neleri göze alabilirsiniz? Sevdikleriniz için, çocuklarınız için doğduğunuza göre ‘bu benim hakkım’ deyip nelerden güç bulursunuz? Doğmanın olmasa da ölmenin ve yaşamanın özgür iradenize tabii olduğunu düşünür müsünüz?

Yaşamak özgür iradenize bağlıysa ırkınız, diliniz, dininiz, cinsiyetiniz, her tür kimlikleriniz yüzünden hakkınız elinizden alınmak istenirse nasıl bir savaşçıya dönüşürsünüz hayat içerisinde?

Nazi Almanyası insanın insanlık adına işlediği suçlar, insanın verdiği onur savaşı, yaşamak için dönüştürüldüğü kısmen içindeki hayvani yanlarımızın da ortaya çıkışının, belki de bu yaşam savaşlarında limitlerimizi keşfetme süreçlerimizin de göz önüne serildiği milyonlarca dram yüklü hikayelerle dolu.

“In Darkness”, “Karanlıkta Kalanlar” da bu hikayelerden birisi. 2011 Polonyo yapımı film. 2012 yılında 83. Akademi Ödülleri Yabancı Dilde En İyi Film adaylığında da boy gösterdi. Agneieszka Holland yönetmen koltuğunda ve bence çok başarılı bir yapım.

Film gerçek bir hikyeden uyarlanmış. Robert Marshall’ın “The Sewers of Lvov” kitabından senaryolaştırılmış. Afişte kapaktan dünyaya bakan kız çocuğunun biyografisi üzerinden yazılmış kitap. Çok fazla jeneriğe boğmadan filme geçmek istiyorum. Bütün kadın, çocuk ve erkek oyuncuların ve de emektarlarının da alınterine sağlık elbet.

Her savaş kendi yaşam formlarını, doğrularını, suçlarını, anti kahramanlarını da doğurur içinde yaşarken. Soka içinde olduğu savaş günlerinde çoğu fırsatçı gibi yağmalar, hırsızlıklar yapan, ezilenin ezilenden çaldığı, bunda suç görmediği Polonya, Lvov Kanalizasyonu’nda yetki sahibi, küçük işleri fırsata çevirmekte usta olan Yahudi olmayan bir zat.

Polonyo gettolarından olan Lvov’da, yine kanalizasyon görevi sırasındaki Soka’nın tünel kazarak kanalizasyona inen Yahudi bir grubuyla karşılaşmasıyla başlar temelde film.

Başlarda gelir kapısı olarak başlayan, zamanla boyut değiştirecek dönemin ve durumun getirileriyle şekillenen ilişkiler, ilişki kurma biçimleriyle göz dolduran, çekimlerinin çoğunun yeraltında yoğunlaştığı, doğal ışığın kullanılduğu, 120 dakikayı aşan fakat sürükleyici bulduğum psikolojik, drama, gerilim unsurlarının iyice harmanlandığı izlenesi dediğim filmlerden.

Dün tesadüf eseri yarı yarıya yakalayıp bitirince de ‘yarın yeniden izlemeli ve film hakkında yazamalıyım’ demiştim geç keşfetmeme üzülerek. Kurbanlarına karşı duyduğum utanç mı sarstı, insanlığın ortak hafızasının silinmesine izin vermeme isteği mi? hepimiz mutlaka yüzlerce neden buluruz başkalarının da izlemesi için. Bird aha yaşanmasın umuduyla… Ya sonrasında yaşanan soykırımlar, savaşlar, iç savaşlar, katliamlar, kuşatmalar? Acaba onlar kimlerin Yahudisiydi?

Her fırsatta tanrıyı oynamayı da severiz insanoğlu olarak. Kimin yaşayacağınai kimin kalması gerektiğine, kimin kimden üstün ya da ayrıcalıklı olduğuna. Ilk Yahudi grubu 50 kişi kadardır. O nokta yaşamak için elverişsizdir, başka bir odacık bulunur Soka eliyle. Sorun şu ki 11 kişiyi barındırabilir.

Insantanrılar orada yüzlerini sergiler seçimleriyle. Hayatın, kimin hayatının önemli olduğu, kirli metanın kimde bulunduğu, karar vericilerin kimlerin olacağını belirler insan tanrıcılar. Ahh insan tanrıcıklarım! O anda da o durumda kaçımız masum kalabilirdik? Kalabilir miydik, bunlar da başka açmazlar. Her savaş kendi içinde aynı ırkta, ailelerde ne masumlar, suçlular doğurur?

Kanalizasyonda, bok çukurunda, farelerin yanında pislik içinde bedeni geçtim, ruh sağlığını nasıl korursun, başarabilir misin? Süreyi bilmeden, güneşi görmeden, ümid ederek kaç gün dayanılır?

Tanrıyı aramak, tanrıdan vazgeçmek, yaşadığına ve yaşatılanlara neden aramak, o şartlarda yine de uyanabilmek, birbinin aynı günleri yin eve yeniden yeniden yaşamak. Sonucun ne olacağını bilememek. Tüm bunları oyuncuların mimiklerinde, her kasında görerek içinize işleyişi.

14 ay sonra Rus askeri şehre girecek ve o hapishanenizin kapısı olan logar kapağı açılacak. Soka tek tek çıkardığı kişileri gören mahalle sakinlerinin şaşkınlığıa karşılık “Benim Yahudilerim, ben kurtardım.” Diyecektir. Bir öğle vakti güneş tam tepededir. Bir dönem kanlarını emen Soka, öte yandan onların tanrısı, kurtarıcısı mıdır?

Kaç kişi çıktılar, kimler hayatta? Bunları da ben anlatmayayım desem? Aşçı, bahçivan kim, siz mi bulsanız? Sinema eğiimi almas am da belki kritik yazma hakim bile yoktur. Bildiğim şey iyi bir izleyici ve sinema hayranıyım. Fikirlerimi yasmak benden, gerisi size ait…

Boşa harcayacağınız 2 saat yerine bir film izlemiş olursunuz. Sonrasında yazının altına en fazla söversiniz. Iyi seyirler! Sinirlerinizi borumayı başarabilmenizi umuyoum. Çocuklarla izlemeyin. Olabildiğince, kalabildikleri kadar temiz kalsınlar.

Reklamlar