İki Kimlik Bir Adam

Benim de hikayesini hep merak ettiğim bir insanı tanıştırmak niyetindeyim.

Yazının ilerleyen bölümlerinde neden ilginç olduğunu ya da neden benim ilginç bulduğumu göreceksiniz.

Hikayemizin kahramanıyla yaklaşık 1 yıldır Hayata Sarıl Lokantası sayesinde tanışıyoruz. Gönüllüsü olduğum lokantada genelde aynı günlerde gönüllülük hizmeti verirken tanıdım kendisini.

Oldukça sessiz, çalışkan ve son derece beyefendi bir insandır. Beraber çalıştığı herkesçe sevilen, saygı duyulan, kibardır da… İlk günler Mani olarak tanımıştım, sonrasında Metin de dendiğini öğrendim. Hayır, Türkiyeli sayılmak ya da daha rahat etmek için değil. Zaten Türkiyeli. Sanırım sizi de merak sardı. O zaman Mani veya Metin bey kim, neden haber konusu, beraber öğrenelim mi?

Nerelisiniz? Çocukluğunuz nerede geçti?

Kökenim Ermeni. Annem İstanbul doğumlu, babam Sivas doğumlu Ermeni bir aileyiz. Çocukluğum Cihangir, geliştiğim ve büyüdüğüm yer Boğaz. Orta yaşa doğru taşınıp ve şu an yaşadığım yer de Bakırköy.

– Türkiyeli bir Ermeni olmak nasıl bir duygu desem? Ermeni olduğunu ilk nasıl öğrendin? Çocukluğuna dair acı anıların var mı?

Tarifi zor Ermeni olmanın, Türkiye’de Ermeni olmanın ruh halini… Anlatmak bir yere kadar, empati bir yere kadar, tarif bir noktaya kadar aslında…

Çocukken top oynuyoruz. Ayakkabım fırlayıp arkadaşımın alnını yarmıştı. Alnı kan içerisindeydi, dispanseri sanırım öyle bir yere götürdüler. O olay beni çok yaralamıştı. Okuldaki çocukların çoğu kasti yaptığımı düşünerek cephe almışlardı. Oysa kazaydı. 3-4 çocuk vardı okulda Ermeni olan. 9-10 yaşındaydım sanırım. Bu olay sonrası arkadaşlarımın tavırları değişti. Oyun oynarken ya aralarına almak istemiyorlar ya da yanlı davranıyor gibiydiler.

“Vatandaş Türkçe konuş!” Öyle duvar yazıları vardı, tam anlamıyordum da. Büyüklerin arasında konuşulanlardan Ermenice ve Rumca konuşulmasının kastedildiğini çözer gibi olmuştum çocukken. Evimizde Ermenice konuşuluyordu. Çocukken ciddi bir kulak rahatsızlığı yaşadığım için ne yazık ki Ermenice’yi öğrenemedim de. Rahatsızlığım sebebiyle okulda da çok başarılı değildim. Okuduklarım, öğrendiklerin çok aklımda kalmazdı. Bu sebeple okuldan da koptum diyebilirim. Ermenice’yi okuyup yazamıyorum sadece, konuşuyor ve anlıyorum. Büyükleri kaybedene kadar sürekli konuşmaya çalıştım anadilimi unutmamak adına. Salt anadil olduğu için de değildi, bir dil daha bilme isteğiydi de. Şimdi artık evde konuşacak kimsem de yok.

Okul ve çocukluğa dair bir anım da var, yaralayıcı biraz. Sandıkların üstünden atlıyorduk jimnastik dersinde. Birinci olana kalem hediye edeceğini söylemişti öğretmenimiz. Ben birinci olduğum halde ikinci gelen çocuğa vermişti kalemi… Bu beni oldukça sarsmıştı mesela!

Askerlik hizmetim de sorunlu geçti. Torpilim de vardı, kullanamadım. Düz tabanım, rapor da alabilirdim oysa ki. Ben buralıyım. Bir erkek olarak askerliğin görev olduğuna inanırım. Askerde ırkçılık düzeyinde ayrımcılığa uğradım diyeyim kısacası… Gençlik yıllarımda ayrımcılığı daha yoğun hissettim denebilir. Sonraki yıllarda aşılıyorsunuz galiba, çok canınızı yakmıyor sanırım.

– Ötekileştirmenin, ayrımcılığın sebebi ne sizce?

Bizden veya ötekilerden olmak… Kimden veya ne olacak doğacağımı ben seçmedim ki! Allah’ın arzusu neyse hepimiz öyle doğuyoruz. Roller değişebilirdi de… Ben Müslüman olarak doğabilirdim, karşımdaki de Ermeni. Bizim elimizde değilse suçlamanın, ayrıştırmanın anlamı ne? Birbirleriyle temassızlıktan, tanımamaktan kaynaklanıyor veya birilerinin kasti ayrılık tohumu ekmelerinden…

– Öteleme sadece Müslüman-Türkler arasında mı var? Ermeniler arasında yok mu? Sen he iki kesimi de tanıyorsun.

Aslında her kesimde var. Ermenilerdeki geçmişim acısıyla biraz farklı boyutta tabii ki. Ermeniler daha uzak kalmayı seçiyorlar ya da daha da sınırlı davranıyorlar ilişkilerinde… Sabırlı ve özenli davranıyorlar, kontrollü davranıyorlar. –Otokontrolle kendin olmadan, ödün vererek yaşamak, kendin olmaya engel değil mi? Zorlaştırmıyor mu hayatınızı diye soru ekliyorum.- Otomatikman savunma ve savunucu haline geliyorsun, tetikte oluyorsunuz, zor tabii…

Gerçeğini, hayatının aslını bu olduğunu, dayatılanın bunlar olduğunu öğrenerek yaşamaya alışıyorsun. Ufak yaştan gerçekleri öğrenerek büyüyorsun. Türkiye’de doğsan da sen Ermeni ve ötekisin. Süreç insanı gayri ihtiyari pişirmiş oluyor, erken büyüyorsun.

– Mani hiç evlendin mi? Çocukların var mı?

Kısa süren bir evliliğim oldu. Eski eşim Müslümandı. Hemşireydi meslek olarak. 5,5 aylık bir çocuğumuz düştü. Sonra da toparlayamadık zaten. Bir süre sonra bitti. Dinlerimiz de sorundu baştan beri. İkimizin aileleri açısından da en baştan sorundu, yürümedi. 29 yaşındaydım evlendiğimde. Başlarken evliliğimizin zor olacağını biliyorduk, “Sağlam durmamız lazım” da demiştim yolun başında.

Annem tarafsızdı ve yanımdaydı daha çok. Babam ve eski eşimin anne-babası kabul edemediler. Evliyken kayınperim de birkaç kez haber yolladı “Biz kabul edemiyoruz” diye. O yıllar zaten zor bir dönemdi. Asala vardı, bütün Ermeniler bölücü/terörist olarak düşünülüyordu… Kısacası evliliğim bitti. Bunlar sonucunda evlilikten de ürktüm, sonra da bir daha evlenemedim. Daha sonraki birkaç ilişkimde de benzer şeyler yaşadım, hayatıma giren kadınlar da sağlam duramadılar, Ermeni olmam da genel sorun oldu.

Sonraları da daha da seçici oluyor, zor karar veriyorsun. Temkinli davranıyorken falan artık ilişki yaşamak daha da zorlaşıyor. Hele de evlilik yürümeyip evliyken de güven sarsılınca sonraki ilişkilerde ya da ilişki kurmakta zorlaşıyor diye noktalayayım.

Gözlemim ilişkiler artık daha da yavanlaşıyor, içi boşalıyor günümüzde. İlle de ayrılıklar olmadan da ilişkiler zorlaşmaya başladı. İnsanlar daha özensiz davranıyor ilişkilerinde ve daha yavan şeyler yaşıyorlar.

– Mani’den Metin’e geçişini öğrenmek istiyorum. Kabul görme mi vardı, ayrımcılık sonucu muydu?

Hayır, neden değil! Kendimce bazı şeyler yaşadım, “Allah bana Müslüman ol” dedi. Bu elbette bazıları için anlam ifade etmeyebilir. Kendimce bu mesajı aldım fakat Müslümanlığı seçmem, kimlikte de din değiştirmem 4-5 yılı buldu.

Şöyle ki, o dönemler babam sağdı, kabul etmeyebilirdi. Çocukluğunda yaşadığı travmaların da etkisiyle, din değiştirmem çok canını da yakardı. Zaten bu benimle Allah arasında bir meseleydi. O sebeple de kendime sakladım. Kimlikte isim ve din hanesinin değişimine kadar da pek kimseyle paylaşmadım.

Eş-dost çevrem Ermeni idi, hepsinin de geçmişe dönük büyük yaraları var ve anlıyorum da o sebeple pek kimseye söylemedim…

Boğaz’da herkes beni Mani olarak bilir, Bakırköy’de de Metin! Bakırköy’de de geçmişte Ermeni olduğumu söyleyemiyorum, “Müslümanlaştı, biz kazandık” tarzı böbürlenmesinler diye. Din benim, Allah benim! Kazanan ya da kaybeden taraf yok. Şovenizme döksünler istemiyorum…

Öte tarafın da canı yansın istemiyorum… Türkiyeli Hristiyanlar Ermeni’i, Rum’u geçmişte zor şeyler yaşadı, ben de dahil, o sebeple söylesem de belli etmezler belki de yine de canları yanar hak veririm de… O sebeple Müslüman Türklerle Metin, Ermenilerle de Mani olarak kalmayı seçtim.

İnancım sayesinde de ikili yaşamda çok zorlanmadım. Kişilik bölünmesi ya da travma yaşamadım bu konuda. Allah desteğini eksik etmedi, yalnız bırakmadı.

Müslüman olana kadar Müslümanlık hakkında bilgim yoktu. Müslümanlığı sonradan öğrendim, Allah’tan kendimce o mesajı aldıktan sonra.

– Ermeni ve Hristiyan olarak doğdun, sonra Müslüman oldun. Her iki cenahı da biliyorsun. Hangi taraf daha tutucu?

Gerçeği her iki taraf da tutucu, her tarafın da bağnazlık düzeyinde sofuları var. İki dini ve iki toplumu da bildiğim için işin içine din girince, bağlar kopuyor, ilişkiler zorlaşıyor…

– 6-7 Eylül’e dair anıların var mı?

Gariptir ya tatil amaçlı ya da babamı bir şey için miydi köye çağırmışlardı, tam emin değilim. O zaman Sivas’taydık. Sadece hatırladığım büyükler arasında konuşulanlardan da anladığım feci şeylerin olduğuydu. Çok gergindiler, kaygılıydılar.

– Hacca gitmeyi de düşünüyor musunuz? Bir de malum hepimiz ölümlüyüz? Nasıl defnedilmek istiyorsun?

Yok, hacca gitmeye niyetim yok. Asıl büyük soruya ben de cevap bulamadım henüz, defin konusunda. Ailemin aile mezarlığı var. Onların yanına gömülürsem, Hristiyan olarak gömüleceğim. Müslüman olarak da gömülürsem kimsesizler mezarlığı olur sanırım. Kara kara düşündüğüm bir konu…

Geride kalanların işini kolaylaştırmalıyım. Adıma nasıl gömüleceğimin çok da önemi yok. Ben her türlü toprağa ve Allah’a kavuşacağım…

Hayatta olan bir tek amcamın oğlu var. O d benden Müslüman olmadan önceki bilgilerimi istemişti. Gerekirse Ermeni Mezarlığı’na, ailemin yanına gömülebilmem için. Müslüman olarak gömüleceğim bir mezarlığım yok çünkü.

Mani’mizin, Metin’imizin böyle bir hikayesi var. Trajedilerle dolu bir geçmiş, ırkçılığın, nefretin her boyutuyla yaşanan bir hayat. Devamında da Müslüman olup ikili yaşadığı bir hayat…

Tanıdığım vicdanlı, ahlaklı, ibadetini tam yapan Müslümanlardandır. Orucunu aksatmaz, oruçlu olduğunu çoğu zaman bir sormazsak söylemez. Ramazan’da da beraber gönüllü çalıştık, orucu hiç bahane etmez, kimsenin gönlünü kırmayan da bir insandır. Kısacası ister Mani ister Metin olarak çağrılsın, candır, canımızdır tüm ekibin. Var olsun iyi insandır.

Bu toprakların kodları sorunlu, empatisi, sempatisi de kusurlu. Bu coğrafyada olduğun gibi olabilmek, olma hakkı da zor, insan olabilmek, insan kalabilmekte. Nefret her yerde, her köşede…

Nefrete, ötekileştirmeye inat, yaşasın hayat! Ötekileştirmeden, ötelenmeden de olabilme hakkımızla bir arada yaşamak istiyoruz. En temel hakkımızı, yaşamı istiyoruz… Kim ve ne olduğumuzdan öte insanız! İnsanca, onurla yaşamak herkesin hakkı.

Reklamlar