HER ŞEY OYSA: SİYAH VE BEYAZ

Bazı haller, durumlar vardır oldukça yalın, rengi de dümdüz ortada… Tavırları, kimin tarafında sıralandıklarını gizlemeye yetecek örtü yetmez… Hoş, gizlemeye ihtiyaç da duymuyorlar da aslında…

İnsan, âdemoğluiçinenyücevedekutsaldeğerlerden de olan, öte yandan da herkesin doğal çabasına da dönüşen yegâne savaş; ekmek, ekmek kavgası…  Hemen her kültürde önem atfedilen; duyulan saygı gereği de kimsenin ekmeğe, ekmek kavgasına dil uzatmadığı, dokunulmaz kıldığı, ender olan insanlığın nadir paydalarından da…

AYNILAR AYNI TARAFA…

Tüm dünya ile bizim de içinden geçtiğimiz Covid-19 getirilerinden birisi, dezavantajlı gruplar için hastalık ve de ölüm kadar, kimi zaman da onlardan da önemli konuya dönüşen; ekonomik dar boğaz, sonucu itibariyle de alım gücünün düşmesi, artan fakirlik…

Özellikle metropollerde yaşıyorsanız, dayanışmanın daha da zayıf olması, ekili dikili alanlarınızın olmayışı her şeyin para üzerinden dönmesine, kazanmadığınız veya elinizdeki parayı ise daha tasarruflu harcamaya zorlar.

Muadillere (yerine geçecek ürün) yönelir (et yerine bakliyat vb.), kısabildiğiniz kadarını kısarak; bütçenizdeki deliğe çareler arar, olamıyorsa da deliği büyütmemeye özen gösterirsiniz…

Bazı ihtiyaçlar vardır ki, yerini hiçbir şey dolduramaz; ekmek örneği gibi… “Ekmek bulamayan, pasta yesin…” diyenler de çıkmıyor değil ya, neyse o bambaşka bir konu…

İstanbul örneğinde olduğu gibi 16 milyon/üstü nüfusu barındıran metropol kent/küçük ülke gibi yerlerde idareci iseniz, temel ödevlerden biri de hele de şu süreçte, kentinizin en az yüzde yirmisi, derin yoksulluk yaşarken; olabildiğince halkın alım gücüne destek sunmak, hayatı kolaylamaya çalışmaktır… Aslında, bunu yükümlülük görmeyen yöneticilerde oldu, olmaya da devam edecektir. Bu da yine başka gerçek ve de konular…

EKMEĞE SİYASET BULAŞTI…

Burada tarafgirlik, bilmem kim güzellemesi yok, aranmaması da gerekir. Baştan belirtmiş de olayım! Olması gerekeni, görevlerinden olanı yaptığı için, bazı insanları gözlerimizde büyütme huyumuz da yok değil kuşkusuz…

Dağılmadan konumuza dönelim yine de. İBB, (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) 2019 yerel seçimleri sonucunda, bildiğimiz üzerine muhalefet eline geçti. Cümle kalıbı bile sorunlu aslında; “düşman işgalinden kurtarılmış” gibi durduğunun farkındayım. Beslenen ayrışma sonucu; ülke içinde ayrı ülkecikler, birbirinden nefret eden cenahlar, sonucunda da her seçimi “onlar” veya “biz” kazandık boyutuna getirdi… Kazanan “ülke” olamadı, olamıyor…

İBB ve yeni yönetimi, kısmî olarak daha halkçı, sosyal belediyecilik misyonuyla ilerlemeye çalışıyorlar, önlerine sürekli engeller çıkarılıyor olsa da.

Kuruluşu Ekrem İmamoğlu ve ekibinin icadı olmasa da İstanbul Halk Ekmek (İHE), daha faal konuma geldi. Tabana yayılan yoksulluğa çareler üretmek adına; büfe sayılarını artırma isteği, günlük ekmek üretiminde artışa gitme eksenli çözümler üretmeye gayret gösterildi de.

Büfe sayılarını artırma arzuları, belediye çoğunluğunu oluşturan AKP/MHP bloğunca, defalarca sekteye uğratıldı… Mobil büfe çabaları yine garip şekillerde, bakanlıklar eliyle kesintiye uğradı vb.

İş öyle noktaya geldi ki; İstanbul Fırıncılar Odası da dahil oldu. Olmaktan da öte, belki de içine çekildi veyahut da kendilerine vazife bilindi odanın başkanınca…

ELİNİZİ TUTAN MI VARDI?

Geçen akşam, İstanbul Fırıncılar Odası başkanı, daha da ileri götürüp; İmamoğlu’nun yönetim anlayışını “ekmeğin içine siyaseti sokma” suçlamasını da sergiledi…

“İstanbul gibi dünya şehrinde, ucube büfelerin önünde uzun kuyrukların hoş durmadığı”, “derin yoksulluk varmış imajı çizmeye çalıştığı”, bunlar gibi akıl almaz inciler döktürdükten sonrasında ise “İBB, bu alandan çekilirse, günlük 500 bin ekmeği, ihtiyaç sahiplerine dağıtabilecek güçlerinin bulunduğunu” da ekleyerek bitirmiş sözlerini.

Önce bir soru: Madem, böyle gücünüz vardı niye kullanmadınız? Hadi, ücretsiz dağıtmadınız -ki kimse de bunu beklemedi- zam yapmasaydınız ya… Ucuzlatın da demiyorum, zam yapmamanız da yeterdi… Neticede vatandaş olarak diyorum ki “elinizi tutan mı oldu?!”

Siyaset meselesine gelirsek; neticede o bir seçilmiş, oy verenlerine yükümlülükleri var, tekrar seçilmek için de “siyaset yapma” hakkına da sahip… Ekmek üzerinden siyaset üreten ilk insan olmayacaktır… İsterdik ki, ekmeğe hiç siyaset bulaşmasın fakat her istediğimize sahip değiliz halk olarak…

Demiştim ya, bir belediye başkanı olarak, şayet ekmek meselesine siyaseti bulaştırdıysa, hadi anlaşılır tarafı var. Asıl merak edilenlerden birisi de şudur ki siz, bir oda olarak, bunca siyasetin niye içindesiniz?

İçinde olmanızın, bizim için, halk için olmadığını da oldukça açık ettiniz. Bunca süre “olanaklı olan çözümleri” yapmamanızdan belli renginiz … Geçmişte, genç bir kadının cinayeti sonrası attığınız twete diyecek sözüm zati yok…  

Madem derdiniz ekmek kavgası, ekmeğinize bakın diyeceğim de tavır ve söylemleriniz aslında “ekmeğinizde olduğunuzun” da kanıtı… Öyleyse, siyasete girin de siyaseti öyle yapın bari…

SONU NERESİ?

Dün haber sitelerinde, bir haber daha vardı. Televizyon haber kuşağına da düştü mü bilmiyorum izlediğim için, sanmıyorum da. İçinde doktor, biyolog, yöneticilerin de olduğu; sağlıkçıların akıl almaz vurgunu gözüme ilişti.

Kazanç sağlanan rakamların büyüklüğüne de vurgu yapmayacağım. Konunun daha da can acıtıcı yanı var:” Kanser hastalarının uyuşturucu ağırlıklı ilaçlarının, yurtdışına satılma girişimi…”

Hastanın, kanser oldukça ağrılı bir hastalıktır da ağrısının dindirilmesi için verilen, ağrıyı azaltma amacı güdülen ilaçlar yerine; ağrı kesiciler, vitaminler enjekte edildiği

Durup durup diyorum ki;” yok bunu sağlıkçılar yapmaz/yapamaz…” Hadi, sıradan bir hırsızlık olayı olsa, bir noktaya kadar anlayabilirim; ilacın yoksunluğunun hasta/lar/da nasıl acıya yol açacağından haberleri yoktur… Sadece izah edilebilir, akla yatacak bir durum olurdu…  Sıradan, yüz kızartıcı bir hırsızlık girişimi olsa!

İnsanın, belki de bazılarımızın gücünü kurutan, diren akıl diyeceği, neler olmakta hayatta, coğrafyamızda… Son söz: artık her şey çok net, sadece iyi ve kötü var. Siyah ve beyaz

Bir Cevap Yazın