HEMEN KALK O HALIDAN

Uzun uzun yazmalı çizmeli, daha sık dile getirmeli. Öyküleri, filmleri, şayet varsa kendi kişisel deneyimlerimizden de dem vurarak, hiçbir kadının burnunun dahi kanamasına izin vermemeliyiz… Biz kadınların birincil ödevi, birbirimize kişisel yükümlülüğümüz budur.

Şiddet dendiğinde, ilk akla fiziksel olanı gelmekte ve fakat hayır. Şiddette ille de içinde kan; ezik, çürük, darp olmak zorunda değil, bunlar zaten en ağır hali ve de son noktası.

Gerek yasalar/kanunlar gerekse de kanun yapıcılar, konu kadına karşı şiddet olunca “muğlak” bir alan yaratmaktalar. İşin içerisine “aile” girince veya kravat takılınca; takındıkları tutum zaten hepimizin malumu…  

KÜÇÜĞÜ, BÜYÜĞÜNE KAPI ARALAR…

Gerekçesi, bahanesi olamaz; şiddete kılıf uydurulamaz! Küçüğü büyüğü, azı çoğu yoktur!

Sadece şekli, yöntemleri farklı ve sürece yayılan, her biri öncekini katlar şekilde gelişir.

Öncelikle dil değişir! Sevgi sözcükleri bela okumalara, hoş görü ve sabır; öfke diline evriliyorsa, yavaş yavaş uyuyan yılan uyanmaya başlamış demektir…

Peki, her evde aynı değil mi? Hayır, değil. Zati, arkasına saklanılan, görünmez kılmaya kılıf da budur; “her evde münakaşa olur”, “sürtüşmeyen çift yoktur” safsatası.

 Münakaşa başkaca şeydir; sınırı aşmak, saygı çerçevesini yıkmak bambaşka… Saygı yitirilirse, işin o noktaya gelmesine kadar susulursa; arkasında şiddet de gelecektir, fizikseli de dahil…

DAĞARCIĞIMIZDA ŞİDDETİ YENİDEN TANIMLAMALIYIZ

Şiddeti son nokta olan fizikselle sınırlarsak, o son noktaya sadece kapı aralar, önünü de açarız.

Bir kadının, insanın onurunun kırılması, özgüveninin yıkılması şiddet değil midir? Tabii ki de şiddettir; türü de psikolojik/duygusal şiddettir.

Annelik, ev kadınlığı üzerinden, yoğun emek sömürüsü içeren tür, şiddet midir? Finansal şiddet, tam da budur; güvencesiz bırakmak, kocaya/babaya mahkum etmek, dahası sinmesine yol açmak erk’eklerin en sevdiği kısımdır da…

Güvencesizseniz ne üretecek çözümünüz ne de çizecek sınırlarınız vardır. Kadın ve anne olarak; sineye çekmek, kaderinize rıza göstermeye itilirsiniz.

Benliğiniz silinir, varlığınız “” olmaya, birinin uzantısı olmaya indirgenir; kişiliğiniz de elinizden alınır. Eş olmak; güvencesiz kalmak, birilerinin iki dudağı arasına, cüzdanına, insafına mecbur kalmak değildir…

Çalışmanıza engel olunuyorsa, çocuklarınızın bakımı üzerinize yükse; size, geleceğe dair güvence de oluşturulmalı, günün birinde ortada kalakalmamalısınız; sudan çıkan balık gibi…

Her şeyden öte, içinde yaşadığınız ortamda, söz hakkınızı yitirirsiniz. Düdüğü siz çalamazsınız, para kazan değilsiniz  sonuçta. Amiyane bir tabirle, durumu böyle özetlemek mümkün, ne acıdır ki…

Eş, sevgili, hayat arkadaşı olmak; her şeye evet demek değildir. Özellikle de seksüel anlamda! Rızanız, isteğiniz dışındaki her yakınlaşma şiddete; zorlama ise tecavüze girer…

ŞİDDETİ, RIZA GÖSTERMEYİ, DIŞARIDAN ÖĞRENMİYORUZ

Çocuklar, biz yetişkinlerin taklitçisidir. Bizlerden iyi kötü ne görürlerse, geleceklerinin de parçası, uygulayıcısı olacaktırlar. Evlerinde ne varsa, gelecekte onlarında sergileyeceği tutum, onların evlerinde de o olacaktır.

Evde şiddet uygulayan baba, rıza gösteren, sinen anne varsa; gelecekte kadına, çocuğa şiddet uygulamaya meyilli yetişkin erkek, beraberinde de kanıksamış, alışkın anne adayları olacaktır.

Şiddetsizlik, rızasızlık öncelikle birey olarak kendimize, sonrasında da rol modelleri olduğumuz çocuklara yükümlülüğümüzdür.

Şiddet uygulayıcıların, mağdurlarının çoğunluğunun geçmişinde aile içi şiddet, dağılmış aile ve sevgisiz ortamda büyümek yatar.

KAPIYI ÇEKİP ÇIKMAK

Konu kadın hele de güvencesiz kadınsa, üstüne üstlük bizim gibi bir ülkede yaşıyorsanız; elbet çok da kolay değil lakin imkansız da değil.

Sığınma evlerinin azlığı, sosyal ve kadından yana tavır alan bir devletin olmayışı; elimiz biraz daha küçülmekle beraber, yine de hangi türü olursa olsun, şiddete mahkum değiliz.

Netflix’in“Maid/Hizmetçi” adlı yeni bir dizi var. 25’li yaşlarda, küçük çocuğu da olan, genç bir anne. Filmdeki kadının, anılarından yola çıkarak yazılmış bir senaryo.

Kocasının alkol sorunları bulunmakta. Kadın anne olması, çocuğun bakımı gibi sebeplerle, güvencesizliğe mahkum olmuş.

Her şey, adamın sarhoş olduğu bir an da şişeyi fırlatmasıyla başlar. Şişe kadının kafasının üzerinden geçerek, arkadaki duvarda delik açar…  

O korku, kaygı, panikle; kadın kızını da alarak evini terk eder. Sığındığı şiddet mağdurları merkezinde, aslında yaşadığının şiddet olduğu; adının da duygusal şiddet olduğunu keşfeder, başlarda kabullenişi zor da olsa… 

Adlandırmakta zorlanır çünkü, hepimiz de olduğu gibi şiddet tanımı, salt fizikseldir bir yerinde morluk, yara bere yoktur… Öyle kodlanmıştır çünkü, devletler üzerine yük almaktan da hoşlanmazlar.

Daha fazla sığınma evi açmak, kadından yana yasalar vb. her yanımızı saran erkek hükümranlığının sonuna yol açacaksa, hele de işin içince hemcins kayırması varken…

Hepsi de bilir ki bir gün o adam/lar kendileri de olabilirler, belki de geçmişte oldular… An, zaman, zemin meselesidir her şey…

Karakterimize ve anılarına dönersek; aynı durumda kalan/kalacak her kadın gibi, hele de mesleği yoksa, ev temizliğine gitmeye, bu şekilde de kendine hayat kurmaya çalışır.

ERKEN ADIM, HAYAT KURTARIR

Fazla detaya inmeyeceğim, diziye dair. Fakat şunu belirtmek isterim -ana fikri de olan-, şiddetin bir sonraki adımını bekleseydi; belki canına mal olacaktı, öte yandan da kendi ve çocuğu için, sıfırdan bir hayat kurmak daha da zorlaşacaktı…

Hiçbir neden, şiddeti kabul etmeyi gerektirmez. Söz ağızdan kolayca çıkmaya başlamışsa, el bir kere havaya kalkmışsa, yumruk önce duvara inse de sonrasında burnu kırmayacağının; ruhunuz da bedeniniz de kalıcı hasarlar bırakmayacağının garantisi yok…

Kim ne yaşadıysa, yaşamışsa susma lüksümüz yok! Kadınlar için, gelecekte yaşamaya aday kız çocuklarımız için. Annelerimiz sustular, mecbur kaldılar diye; annelerimizin, yaşamış tüm kadınların kaderini paylaşmak zorunda da değiliz…

Kalk o halının üzerinden! Şok olma, korkma, kabuğuna çekilme lüksün yok; kendine bir hayat borçlusun, daha iyisini borçlusun…

Susma, rıza gösterme, başına gelmese dahi. Kadının kurtuluşu, kadından geçer.  

Bir Cevap Yazın