HAYALLER VE GERÇEKLER

Hayal nedir ki? Hepimizin bir hayali vardı geçmiş zamanlarda. Önce çocukluk, sonra gençlik hayallerimiz. Bizim ailemizde en çok hayal kuran, tabii ki en romantik olan ablamız. Hayallerini benimle paylaşırken sanki hepsi gerçek olacak gibi gelirdi. Öyle inanmış, öyle gerçekmiş gibi anlatırdı zira…

“Biraz” derdi… “Birazcık param olursa sokakta yaşayan çocuklar için kalacakları mekanlar, eğitimlerini tamamlayacak okullar, içinde gülüp oynayacakları parklar, vitrinlerde görüp boyun bükmeden oynayacak oyuncaklar alırdım. Onları hiç aç bırakmaz, varsa eğer aileleriyle buluştururum. Sokak hayvanlarının hiçbirinin canı yanmadan, karınları aç kalmadan, soğukta üşümeden, sıcakta susuz kalmadan, kendi özgür doğalarında yaşamalarını sağlarım. Yaşlılar çocuklarının yanında sığıntı gibi yaşamak istemezlerse onlar için kalan zamanlarında keyifli vakit geçirecekleri güzel evler yaparım. Bu evlerin bahçeleri olur. Orada çiçek, bitki yetiştirirler. Hayvanlarla içli dışlı yaşarlar. Mutluluk içinde ömürlerini tamamlarlar gelecek o son güne kadar.”

Ablam anlattıkça gözümde canlandırdığım o manzara nasıl güzel gelirdi bana da. Yaşamak için yaratılmış bütün canlılar hep keyifli olup, gülüp, oynayıp geçip gideceklerdi bu dünyadan. Benim hayallerim öyle geniş çaplı değil tabii ki. Asla öyle büyük hayaller kuramadım. Ya burcumun özelliği ya da karakterim hayatımın hiçbir döneminde buna izin vermediyse de benim de elbette hayallerim olmuştu. Belki bunları da paylaşırım sizinle.

Teknolojinin bu boyutlara geleceğini asla öngöremediğimiz yıllarda bile hiç sevmediğim otomatik makinalardan uzakta, geniş bir alanın içinde, birkaç tavuk, birkaç koyun, tamamen ahşap bir evde, kalabalıktan uzakta, sessiz, dingin bir yaşam sürmek… Asla evlenmemek, çoğalmamak, öyle çocuk falan yapmadan yaşayıp ölmek gibi bir hayal olabilir mesela.

Zaman hızla geçiyor. Kimisi hayallerinin bir kısmını bazen de tamamını gerçekleştirebiliyor. Ablam istediği boyutlarda gerçekleştiremese de bütçesi yeterince hemen bütün canlılara kol kanat gerdi. Onlarla ilgilendi. Küçük dokunuşlarla mutlu olmalarını sağladı. Keşke diyorum… İyi niyetli düşünen herkesin hayalleri gerçek olsaydı. Dünyamız; arasında böyle uçurumlar olan zenginlik ve yoksullukla değil, eşit paylaşımlı, kimsenin açlıktan ölmediği, her anlamda eşitliğe sahip bireylerin gelip geçtiği bir yer olsaydı. Sizce de olmaz mıydı? Kim bilir…

İlk çağlardan bu yana hep savaş halinde insan denen vahşi yaratık. Hep daha çok hep daha yükseklerde olma isteğini tatmin edemedi yüzyıllar boyunca. Kaç medeniyet yok oldu gitti yeryüzünden bilinmez. Kaç din geldi, kaç din gelecek belli değil. Asla adil olmayan bir Tanrı inancının arkasına saklanan din insanlarının fişteklemesiyle kaç diktatör daha yakacak onca masumun canını.

Bunları dinlerde çok tartışmışlar. Bugünlerde de konuşuyoruz şöyle yapalım, böyle olsun diye ama olmaz, asla olmayacak. Aklımızdan geçirdiğimiz, hayalini kurduğumuz o ütopik dünya çok da mümkün değil. Oysa her canlı bir diğerinin yaşam alanını kısıtlamadan, hepsi benim olsun açgözlülüğüne kapılmadan, kağıt üzerinde kalmış hepimizin bildiği ama uygulanmayan, hatta dünya devletlerinin hepsinin birlik oluşturup da madde madde sıraladığı insan hakları, hayvan hakları, çocuk hakları gibi yazılı kurallara, kendi vicdanlarındaki iyiliksever anlayışı da katarak, tüm canlıların sağlık, esenlik içinde bir arada yaşadığı ortamlar yaratabilsek.

Düşünsenize yemyeşil bir bitki örtüsü üzerinde koşup oynayan, açlıktan birbirini yemeye kalkmayan, gözlerinde sevgi dolu bakışlar olan her cinsten canlının olduğu bir dünya… Nasıl harika olurdu değil mi?

İnsan yalnız kaldıkça daha sevecen, yufka yürekli olmalı bence. Peki bu yönetenlerin kalpleri taştan mı? Hiç düşünmüyorlar mı yalan dünyada nasıl doğduysak çıplak bir halde çekip gideceğiz bir kefene sarılarak bu dünyadan. Bizler bir araya gelip bu diktatörlerin saltanatına son vermedikçe bütün düşlerimiz bir ütopya olarak kalacak, hayallerimiz hiç gerçekleşmeyecek.

Ne dersiniz? Birlik olup daha güzel bir dünya yaratamaz mıyız?

Bir Cevap Yazın