HASTALANMAYANLARA DA BULAŞTIRAN NORMALLEŞME

Bir süredir Haziran ayı içerisinde normalleşeceğimize dair konuşmalar yapılıyor.

Son birkaç gündür de konuşmanın ötesinde, adımlar atılmaya başlandı bile. ‘Yeni normalleşme’ kavramı ortada olsa da bilinçsizlik ve sağlıklı yönetilememe probleminden kaynaklı, hastalığın bulaşmadığı kişilerin de virüsü kapmasına yönelik bir süreç bizleri bekliyor olacak.

Normalleşme sürecinin aslında normalden çok uzak, hastalığa çok yakın olan süreçlerini madde madde paylaşmak isterim.

  1. Söylenen o ki tüm Avrupa ile birlikte biz de ülke olarak normalleşme ve tedbirlerle herkesin hayatını yaşadığı anlara döneceğiz. Buradaki en önemli sorun, diğer ülkelerde iyileşme vakalarının çoğalmasının ve hastalığın tespit oranının azalması. Yani bu ülkelerdeki veriler neticesinde normalleşme sürecinin yüzde 100 olmaması ile birlikte, adımların atılması normal. Bizde ise başından beri sabitlenen oranlarla verilen rakamlar neticesinde şu ana kadar sadece tahminlerle hastanelerde yer açıldığını ön görebiliyoruz.
  2. Avrupa ülkeleri nereden baksak bizden 1-2 ay öncesinde karantina sistemini başlattı. Üstelik sadece hafta sonu olarak part-time değil, ful time olarak. Üstelik vatandaşlarına maddi olarak destek de olarak. Bizde paraların çoğunun zaten yenmiş ve bitmiş olmasından kaynaklı sadece hafta sonları yapılan sokağa çıkma yasakları ile göz boyanmaya çalışıldı ama hafta içi işlerine gitmek zorunda kalan insanlar her hafta potansiyel olarak virüs kapan ya da taşıyan hedefler haline geldi.
  3. Diğer ülkelerin toplu taşıma araçlarında ya da sosyal alanlarında, iş yerlerinde hala sosyal mesafe konusu katı bir şekilde uygulanıyor. Bizde ise 2 gün önce Marmaray’da kuyruk ve yine üst üste binmeye çalışan insanlar vardı.

Sadece üç madde ile önümüzde hastalık sürecinin çok daha uzayacağına dair belirtileri söylemek mümkün. Patronlar ya da kurumlar kendince önlem almaya çalışsa da insanların rehavete kapılacağı açıklamalar yapılması da bir o kadar riskli.

Daha şimdiden sokaklar dolu, gençler dışarda gezip tozuyor, AVM’ler dolu, insanlar mağazalarda herkesin dokunduğu ürünlere dokunmaya devam ediyor. Bu durumun önüne geçilmesi için de herhangi bir önlem uyarısı da yapılmıyor. Çünkü önemli olan ceplere giren para. Ama bizim ceplere değil…

Virüs Değil Sistem Öldürür

Pek çok şekilde uyarlanan bir sloganı bu duruma da adapte etmek hiç zor değil. Sistemin olmadığı bir ülkede, dertlerin ülke yönetmek değil cep doldurmak olduğu bir alanda virüsten çok daha korkutucu şeyler var. Mesela başka bir ülkede hastalansam bile kronik hastalığım yoksa iyi bakım görürüm düşüncesine sahip olmak daha olası. Burada normal şartlarda bile ölüyor, öldürülüyoruz.

Normalleşmeyen normalleşme neticesinde hastalık çok daha fazla artacak. Tedbirsizlikler insan hayatını çok daha fazla sokağa atacak. Devletin yapmadığı şeyin sonucunda işlerine zamanında yetişmek isteyen emekçi kesimin doluştuğu toplu taşıma araçlarında virüs kol gezecek ve dünya en iyi şartlarda bile 2021’e kadar iyileşme sürecine devam ederken, biz daha çok ölümler göreceğiz. İşte bu yüzden virüs değil, sistem öldürür.