HANİ YARINLAR BİZİMDİ YA

Geçen hafta çocuklarımızın kabusu olan bir sınav yaşandı. Liselere Giriş Sınavı. Haftaya da üniversitelere giriş sınavı yapılacak. Yarınlarından emin olmayan çocuklar, fırsat eşitliği olmayan bu sınavlarda isteyip puanı yetmediği için gidemedikleri okullar yerine can havliyle tercihlerine göre yerleştirildikleri okulların kapılarında bulacaklar kendilerini gelecek dönem.

Son 20 yılın en çok yıpranan kurumu eğitim öğretimde bu yıl yine hangi absürt sonuçlar çıkacak göreceğiz bakalım. Bizler bu çocukların ebeveynleri olarak onları en çok mutlu olacakları ortamlarda görmek isteriz yaşamları boyunca. Ancak ne yazık ki sistemsel dayatmalar sonucunda ne onlar ne de biz mutlu olabiliyoruz.

Tahsil hayatı boyunca en yüksek dereceleri yapıp, en ayrıcalıklı okullara gidenlerin son 5 yıldır yaşadıklarını gördükçe içim sızlıyor. Önce ODTÜ sonra Boğaziçi bunlara en güzel örnekler. Seçimle gelen rektörler yerine atamayla gelen rektörlerin mahvetmeye çalıştığı bu güzide üniversitelerde hala direnen öğrenci ve eğitimcilerin varlığı bir nebze umutlandırıyor. Yine de bir şekilde fişlenen bu insanların yaşadıkları olaylar yeni tercih yapacaklar için bir kabus yaşamalarına ya da yurt dışında eğitim seçmelerine neden olacak. Bu tür olayların sonucunda ülkemizin eğitim alanındaki dünya sıralamasının da daha geriye düşeceği mümkün.

Hani evladınızın tahtını yaparsınız da bahtını yapamazsınız ya işte o talihsiz günleri yaşıyoruz artık. Oysa siz de istemez misiniz çocuğunuz kendi seçtiği, seve isteye gideceği bir okulda geleceğindeki mesleği için araştırmalar yaparak, makaleler yazarak kendini geliştirirken biz veliler de geçim kaygımız olmadan, tüm sorunlarımızın izole edildiği, kışın sıcacık evlerde gelecek güzel günlere dair sohbet ederken yaz tatilinde Ege’ye mi yoksa Akdeniz’e mi yoksa çok sıcak olursa şöyle Karadeniz’e mi ulaşalım telaşını yaşasak. Hatta daha da şımarıp yurt dışında bir tatil planlasak…

Oysa ki sosyal adaletin sağlandığı bir coğrafyada sen ben diye ayrılmadan biz diyerek sevgiyle yaklaşsak. Kırılmadan, dökülmeden, yarınları düşünmeden yaşanacak bir ortam tesis etsek birlikte ne güzel olurdu. Bunca yıpranmanın getirdiği sonuç çevremizdeki herkesi her şeyi kırıp dökmek. Sonunda yaptıklarımızdan pişman olup kaybettiklerimizi geri getirmek adına çareler aramak.

Kimimiz profesyonel destek arayışı içerisinde kendine yardımcı olacak kapıları aralayıp sağlıklı bir insan olabilmenin yollarını aramakta. Kimimiz bir sahilde becerilerimiz oranında önündeki tuvale manzara eşliğinde hayallerini yansıtmakta. Kimimiz de bunların hiçbirini yapacak gücü olmadığı için bulunduğu ortama en yakın yürüme mesafesindeki alanlarda sosyalleşme ortamı aramakta. Artık malumunuz üzere nerede yaşarsanız yaşayın toplu taşıma fiyatları sabit gelirli bizler için aşılabilecek bir engel değil.

Hayat bizleri nereye sürüklerse sürüklesin yaşamdan ümit kesmeyelim. O beklediğimiz güzel günler gelmese de biz kendi günlerimizi güzelleştirmenin yollarını bulalım.  Bazen bir canlının bakışında, bazen bir çiçeğin kokusunda… Madem ki geldik dünyaya bizler de kendimizce yaşayalım gelişine.

Kara gün kararıp kalmaz ya elbet bir gün yeniden güneş doğacak hepimize. O aydınlık günleri kısmen de olsa yaşamaya çalışacağız birlikte.

Bir Cevap Yazın