GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE YAZMAK

Yazmak… Belli aralıklarla düzenli yazı yazmak… Kimileri bu konuda çok yeteneklidir. Konuşur gibi döker kafasının içindeki her şeyi. Zaten yazarken kendiliğinden akar gider kalemin ucundan düşünceleri. Kimileri ise bu iş için çok önceden hazırlanır, ufak notlar alır, yazacağı konuları araştırır, netleştirir, ondan sonra oturup bunları yazıya döker.

Yağmurun hiç dinmediği bu karanlık, kasvetli günlerde aklıma eski yazarlar geldi. Eskiden köşe yazarları vardı gazetelerde. Her gün ama her gün köşelerinde yazarlardı. Benim aklıma hemen gelenler Hasan Pulur, İlhan Selçuk, Çetin Altan, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve daha niceleri. Bunlardan suya sabuna dokunmadan yazanlar hala yazılarıyla, canlı kanlı var olurken; eleştiren, araştıran, irdeleyen ve yazdıklarının sonucunda hayatını kaybedenler de var maalesef.

Uğur Mumcu siyasal-İslam üzerine yazardı çoğunlukla. Bugünleri ve içinde yaşadığımız her şeyi bize Cumhuriyet gazetesindeki köşesinden aktarırdı 80’li yıllarda. “Adım adım aktarıyor irtica. Çok yakında bir din devleti olacak, eğer şimdiden önlem almazsak ülkede rejim değişikliğine kadar gidecek.” sözleriyle hepimizi uyarmaya çalışmıştı. Peki bunun karşılığı ne oldu? Karanlık güçlerin komplosu ile bir Ocak günü evinin önündeki aracına yerleştirilen bomba düzeneğinin patlaması sonucu paramparça edildi Uğur Mumcu. Onu o günlerde anlamayanlar, şimdi “Vah” diyorlar ama iş işten geçti.

Yine Abdi İpekçi… 80’lerde, hatta daha 80’lere bile gelmeden, 1979 yılında Milliyet gazetesinde çalıştığı günlerden birinde kendini ülkücü olarak adlandıran milliyetçilerin hazırladığı bir suikast ile katledildi. İkisi de çok değerli yazarlardı ve bize, hayatımıza, geleceğimize yön vermeye çalışırlardı ufak ufak yazı aralarındaki tüyolarıyla.

Verdiğim iki örnek de gazetecilik mesleğinin yüz akı örneklerdi. Cesaretleri, hep gerçeğe ulaşmak ve onları halka ulaştırma sorumluluğu hayatlarına mal oldu ne yazık ki. Başta da bahsettiğim bazı belli yaşın üstüne çıkmış ama hala havuz medya denen gazetelerde varlığını sürdürmeye devam eden omurgasızlar, her dönem olduğu gibi iktidar güzellemeleri yaparak bol kazanç ve güvenlik içinde devam ediyorlar yazmaya, yaşamaya, hayatın tadını çıkarmaya.

Elbette ki herkes yazarları bir gruba dahil etmek istemez. Öyle olsaydı birbirinin aynısı yazılar olurdu gazetelerde. Bazı gazeteciler köşelerinde yemekten bahseder. Hangi lokantada ne yenir, tüyolar verir keyifli bir akşam yemeği yemek isteyenlere. Bazıları gezi yazıları yazar. Gittiği ya da gitmeyi planladığı yerlere dair yönlendirir bizleri, tatilcileri.

Yıllar var basılı yayınla ilişiğimi kestim. Kim nerede ne yazıyor bilmiyorum. Bunda sosyal medyada daha özgür, daha kendisi olan yazarların baskı altında olmadan, doğru bildikleri yoldan yürüyüp bizleri aydınlatmaları etkili olmuştur çoğunlukla. Bunun en güçlü örneği Gezi Olaylarında yaşanmış; sonrasında ise zaten özel kanallar, Youtube gibi mecralarla bizlere bir şekilde ulaşmaya devam etmiştir. Artık her isteyen kendi bloğunda ifade etmek istediklerini yazıp, görsellerle de destekleyerek takipçilerine ulaşabiliyor.

Teknolojinin bizlere kattığı en büyük güzellik artık haber bayatlamadan okuyanların anında tepki göstermesi ve her türlü bilgiye erişim sağlanması olmuştur. Yazılı basının etkin olduğu dönemlerden çok daha fazla yazan, çizenin olduğunu gözlemleyip mutlu oluyorum. Hala bu mesleğe aşık, yaptığı her işe, yazdığı her şeye saygılı güzel insanların yalnız olmadıklarını hissettirelim. Gerçekten bunu hak eden pek çok değerli kalem var. Daha fazla eksilmelerine, elimizden kayıp gitmelerine izin vermeyelim. Gidenlerin hatırına kalanlara sahip çıkalım. Yoksa basın özgürlüğü de elden gidecek ve biz habersiz, her şeyden uzakta, bir kaosun içinde debelenip duracağız.

Bir Cevap Yazın