GALİBA YALNIZ DEĞİLİZ

Bu sıralar çok oluyor, kafamda başka yazı konuları varken, bambaşka bir şey yazıyor oluşum. Kimi zaman duygularım yönlendiriyor, bazense konu kendi işaretini kendi yolluyor sanki.

Savunmayı yani ülke genelindeki baroların haklı isyanını, hak mücadelesini yazmak vardı fakat birçok bakış açısına da tabii yazı okuduk/okuyacağızdır. Sadece yürekten tebriklerimi sunuyorum, çok da kıymetli buldum.

Sanırım portalımda veya editörümün gözünde de, “rüştünü ispatlamış” olmalıyım ki yazılarımda, işlemek istediklerimde oldukça özgürüm. Bunu bilmek, bunu hissetmenin avantajı daha da üretken yapıyor. Artık sadece yazıların teslim tarihi belirli. Teşekkürlerimle! Seviliyorsunuz, hem de çokça.

Dün, gün içerİsinde Twitter hesabımda dolaşıyordum. Karşılıklı takipleştiğimiz, Güney Amerikalı bir hesaptan çok hoş bir paylaşıma denk geldim. Yazı fikri de, o an şekillendi.

Bahsettiğim hesap, Erkin Koray’ın, TRT’nin siyah beyaz yayın yaptığı dönemindeki konukluğundan “Yalnızlar Rıhtımı” parçasının klibini paylaşmıştı.

İlk anda acaba hesabı yanlış mı gördüm diye yeniden baktım. Hayır, doğru görmüştüm. Bu şaşkınlık mı niye? Yazının özü de ara ara kafamda dolaşan, ’İnsanlığın Ortak Dili’ müzik ve elbette sanat olmalının, yeniden perçinlenmesiydi.

Mutluluğumun Nedeni Neydi?

Mutluluğumun nedeni, bir Türkiyeli sanatçının olması ya da parçasının Türkçe olmasından daha da öteydi. Öncelikle, klibin eski kayıt olmasının etkisi de yadsınamaz. Bunların beraberinde, sözlerini, anlamını bilip bilmemelerinden de bağımsız; o an o ritme kendini bırakmış bir grup insanın ‘yalnız’ olmaması, bir melodi etrafında birleşmiş olmaları iyi hissettirdi. Mutlu etti.

O sırada melodiye kendimi bırakırken, ilk dinlediğim yabancı şarkıları, şarkıcıları düşündüm. Sözlerini ilk anda anlamamakla birlikte, müziğin iyileştirici, birleştirici gücü ve elbette ki uyandırdığı merak duygusunu anımsadım…

Sözlerini bilmiyor, anlamıyor yine de seviyorsanız, ilk tepkiniz anlamaya, neden bahsettiğine dair “bilme” arzunuzu körüklüyor. Dille, kültürle, toplumuyla tanışıklığınıza yol açabiliyor. Hele de hiç bilmediğiniz bir dilse; sizde, yeni dünyaların kapıların aralayabiliyor. Daha da olmadı, o beğendiğiniz sesin başka parçalarını dinleme, keşfetme isteğiniz uyanabiliyor.

Her şekilde, bir “tanışma”ya götürüyor… Bu çok büyüleyici mesela. Yeni bir insan keşfetmek, eserlerini tanımak, bazı insanlar içinse daha fazlasına sürüklüyor oluşu… Belki de, ilk kez dinleyenler daha önce bilmedikleri bir ülkeyi keşfettiler, yerini öğrendiler bilinir mi?

Hangi ırk, dil, renk, cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimden olursanız olun, ürettiğiniz iyi bir eser, film, söz sizden, sizin olmaktan çıkıp: ”İnsanlığın Ortak Hafızası”na kaydoluyor, mirasına dönüşebiliyor. Tüm kötülüklerin de olduğu gibi!

Yalnızlar Rıhtımı’nda Yalnız Değiliz!

Hangimiz dinlediğimiz bir şarkıyla, izlediğimiz bir filmle, okunan bir kitapla nice yolculuklara sürüklenip, keşfe çıkmadık, büyüye kapılıp yeni tanışıklıklara yol almadık ki? Bizlerden çıkan ustalarla, bize doğru yolculuklara çıkılmadı mı? İyi ki de öyle!

O an, o paylaşımın ben de yarattığı bir diğer etkiyse; ”yalnız olmama”nın verdiği huzur, rahatlama, rahatlamanın getirisiyle de pozitif bakabilme, belki birilerine o anın mutluluğunu yayma…

Yüzde oluşan yarı tebessüm veya şapşal bir gülümseme bile iyi geliyor. Mesela, bende olduğu gibi, kafanızda başka fikirlere yol açıyor, size bunları yazdırıyor, heyecanınızı, ‘o sihirli an’ı paylaşma güdüsüne sürüklüyor.

“Yalnızlar Rıhtımı”nda, yalnız değiliz. Sevgide, acıda, insanlıkta, kederde, neşede de yalnız olmadığımız gibi. Biz bilmiyor olsak da bir başka kıtada, coğrafyalarda o duyguyu belki başkaca dillerde veyahut da aynı dilde de mırıldananlar var. Belki, benim kurduğum bu cümleler, başka bir insanca yazıldı da…O ezginin etkisiyle duygulanıp, bir sevdiğine, dostuna dile getirmiş olamaz mı?

Birileri;

“Ben bir ceviz ağacıyım

Central Park’ta

Ne sen bunun farkındasın

Ya da herkes farkında” diyor olabilirler de…

“Dünyanın küçük bir köy”e, dönüştüğü bu çağda; ”mutluluğun resmi” altında, dudaklarda mutlu ezgiler, umutlu sözcükler yazabilmek, insani yanlarımızın artığı, bölüşerek çoğaldığımız, bir arada yaşayabileceğimiz yarınlara…