FİRAVUNLUĞA DAİR 3 ŞEHİR EFSANESİ

Antik Mısır medeniyeti günümüzde dahi açıklanamayan birçok gizem barındırıyor. Hiyerogliflerden tutun da piramitlere kadar her kalıntıda ileri teknoloji izleri taşıyan medeniyetin sosyolojik yapısı hakkında spekülasyonlar devam ediyor. Ancak üzerine sayısız tez yazılan bu medeniyete ön kabullerimizden sıyrılarak tarafsız bakış geliştirebildik mi?.. Tartışılır. Bu yazı Antik Mısır’a bakışı değiştirmek üzere bir başlangıç olabilir…

Barış antlaşması ilk kez Antik Mısır’da imzalandı

Antik Mısır genelde köleci, acımasızlığın hüküm sürdüğü ve ahlaki normların gelişmediği bir toplum olarak tasvir edilir. Bilhassa İslami literatürde zorba yöneticilere Mısır krallarının bilinen unvanı olan firavun yakıştırması yapılır. Diğer bir deyişle firavun günümüzde Siyasal İslamcılar açısından pejoratif bir anlam taşır. Ancak bu varsayımı alt edecek bir vaka var elimizde. Firavun II. Ramses, bugünkü Suriye topraklarını işgal ederek Hitit Kralı Hattuşili’ye savaş açtı. Ancak savaş devam ederken evdeki hesap çarşıya uymadı ve firavun bu savaştan umduğu siyasi sonuçları elde edemedi. Ne Hititler ne de Mısırlılar bu savaşın galibi olabildi. Öte yandan komşu krallıklar ve göçebe kabilelerin saldırıları da iki devletin siyasi varlığına ciddi tehdit olmaya başladı. Söz konusu durumun riskini ön görüp savaşı sonlandırdılar. Kadeş, tarihte elimize kalan en eski barış antlaşması olarak bilinir. Antlaşma maddelerindeki diplomatik dilin yanında iki kralın birbirlerine barış sonrası mektuplaşmalarındaki zarafete, günümüzün en ileri(!) medeniyetinde rastlamak biraz zor.

Kadın haklarında Antik Mısır günümüzden ileride

Günümüz dünyasında kadınlar hayatın her alanında fırsat eşitliği için mücadele ederken; Antik Mısır’da kadın tüccar, memur ya da çiftçi olarak çalışabilirdi. Belki erkekler kadar yoğunlukta çalışmıyorlardı ancak; sözleşme hazırlama, ticari karar alma süreçlerinde etkin rol oynuyorlardı. Hatta boşanma hakları vardı. Yani erkekler vatandaşlık haklarına sahipti. Örneğin çalışma hayatındalarsa eşit işe eşit ücret alabiliyorlardı. Şimdi biz kadınlar her 8 Mart’ta ‘eşit işe eşit ücret’ diye slogan atıyor, haklarımızı haykırıyoruz… Neyse bu başka bir yazının konusu ama Antik Mısır’da bu işler bizden ileriymiş. Çok gelişmiş olarak tanıtılan bilimin, felsefenin günümüz medeniyetinin beşiği olarak gösterilen Antik Yunan’da ise kadın haklarının durumu içler acısı haldeydi. Hani Duygu Asena’nın kitabı gibi Antik Yunan’da kadının adı yokmuş, hem de demokrasi ile yönetilmelerine rağmen. Oy vermek sadece hür erkeklerin tek elinde olan bir imtiyaz. Bu duruma gelişmişlik atfedilir mi? Yorum sizin.

Piramitleri köleler yapmadı

Piramitlerin inşası ile ilgili ana akım iki tez mevcut… Bu tezlerin birincisi piramitlerin dünya dışı varlıklar tarafından yapıldığı. İkincisi ise inşaatta kölelerin acımasızca sömürüldüğü iddiası. Tarihi iki tezin de gerçek dışı olduğu yönünde. Piramitler esasında vasıfsız kölelerden tarafından değil son derece usta zanaatkarlar ve taş ustaları tarafından inşa edilmiş. Bazı yapılarda ise sanata dair izler ve zanaattan öte sanatkarane eserler görmek mümkün. Öyle ki taş ustaları, statülerinden çok memnun. Tarihi kayıtlarda zanaatkar sınıfının yaptığı işlerle gurur duydukları yazılmış.  Hatta bu kesime ilişkin mizahi yazıtlar bulunuyor. Bu veriler ışığında çalışmak istemeyen insanlar acımasızca firavun tarafından zorla çalıştırıldığı varsayımı boşa düşüyor. Bugün tüketime mahkum bizler daha acımasız şartlarda ve istemeden de olsa çalışmak zorunda bırakıldığımız bir sistemde yaşıyoruz. Kimse piramitler kolayca inşa edildi demedi. Ancak zorlama kısmı biraz propaganda kokuyor.

Bir Cevap Yazın