DAVETSİZLİĞİN YENİ ADRESİ: BAYRAM SOKAK

Hepimizin “devletle” deneyimleri var. Vergi dairesi devlet, birimiz icra/takiple tanıyor devleti, kimimiz de yaşamının her alanında baskıyla, şiddetle, ötekileştirmeyle… Devlet; bütünlükçü bir organ, temaslarımız ise adına görev yapan kurum ve de memurları ile oluyor.

Hepimizi “sevdiği” su götürmez, herkese “eşit yaklaştığı” da sadece bazılarımıza daha fazla…

Adalet duygusunda da ya ayarı tutmuyor ya da pastanın bölüşümünde bir tarafa doğru çekiyor ayarı…   

DEVLET VE BİZ

Burada “biz/ler” karışmasın! Bütün cümlelerimde geçen; ezilen, yok sayılan, ötelenen, dişlinin çarkları arasında yitip giden “biz” mevzubahis.

Yoksa söyledikleri gibi ezası, cefası, belası ödeneceği zaman, içine dahil edildiğimiz aynı gemi tayfası sayıldığımız, ancak orada kendilerine eşitledikleri “biz” ve “eşitleyenler” değiliz…

Benim için devlet; bedenimde (Kadın+’lar) söz hakkı olan, ezmeye, hiçleştirmeye, örselemeye çalışan ceberut yapı. Burada bir ben daha var; trans kadın kimliğim.

O taraftan baktığımda da tarifi hiç de iç açıcı değil… 15 yaşımdan beri tanıdığım sokaklar, sokaklarımı karabasana çeviren, ‘şefkatli elini’üzerimden hiç eksik etmeyen kâbusum…

Ezildiğimde, aç kaldığımda, çaresizliklerimde, canım risk altında iken ulaşılamayan, hayalete dönüşen, etimden et koparmaya gelince beliren; gri ve hatta karanlık bölge…

İlişkimiz çoğunlukla o beni, hak taleplerimde de benim onu kovaladığım, kapıları hep yüzüme çarpan, tam bir çıkmaz sokak…

Büyük çoğunluğumuz için, bu veya buna benzer, kâh boyutu daha da artan fiziksel, psikolojik şiddeti de içeren deneyimlerle örülü, bizler için, devletin varlığı, temas etme biçimlerimiz…

ELİ HEP YUMUŞAK KARNIMIZDA…

Bütünlüğümüzden korkan, bu gerekçe ile çeşitli şekillerde bizleri bölme, çoğunlukla da başararak; kılcal damarlarımıza kadar ayrıştırıp, o kadarla da yetinmeyip, atomlara kadar inme gayretinde.

Sokağa çıkma yasağı devam ettiği için, bir gün önceye alınan 25 Haziran Cumartesi günü yapılan, Onur Yürüyüşü/Onur Haftası’nın muhatapları Lgbtiq’ lara yönelik şiddet tam gaz devam etmekte…

Ne kadar şiddet uygulasalar da engelleyemedikleri direnişe olan öfkeleri soğumuyor… Gerek cumartesi günü, başta kadın hareketinin desteği ve geniş tabanın sahiplenmesi, gerek ise de haklı talepleri destekleyen halkın; Lgbtiq hareketinin yanında oluşları, devletin rövanşist yanını kamçılanmasına sebep oldu.

Sokakta olan kitleden yeterince öfkesini alamayınca-ki şiddeti her gün artmakta-, hem ertesinde nefretini, hukuksuzluğunu başka bir yöne çevirdi.

Lgbtiq’lar arasındaki de en görmezden gelinen, çoğunlukla sahipsiz bırakılan, bir araya gelmemek için çaba sarf edilen trans kadınlar; özellikle de çeşitli gerekçelerle bir arada yaşamaya mecbur kaldıkları, yaşam alanlarından olan Bayram Sokak sık sık hedeftedir.

Dün akşam üstü de ibre şaşmadı! Bayram Sokağı sakini, 3 trans kadının evi; hiçbir hukuksal gerekçe gösterilmemekle beraber, 15 dakika gibi bir süre zarfında boşaltılması talep edilerek mühürlendi…

Konu; trans kadınlar, tüm ötekiler olunca yasal izin, yasal zemin hak getire. Canları isteyince; evler basılabilir, mühürlenebilir, sürülebilir, göçe zorlanabilir, yasal ve yaşam haklarınız ortadan kalkabilir… Engel ne ki?

Oluşan kamuoyu baskısı, avukatların ve STK’ların yoğun çabaları ve mahallelinin direnişi ile 2 saat sonrası mühürler söküldü.

Hangi pencereden bakılacağı önemli; “evet, iş tatlıya bağlanmış” veya “bu insanlar bunu niye yaşadı”, tekrar yaşamaları mümkün mü?

Evet, buranın sakinleri için, “hayatın olağan halleri…” O gün, çalınan kapı kendilerinin olmasa da ya alt/üst komşunun, belki yandaki bina, daha da olmadı çaprazdaki komşusu…

Beyoğlu’nun bütün polislerinin toplandığı, ortada suç şebekesi varmış da büyük baskın edasıyla, merkez medya kameralarının da dahilinde; “huzur operasyonları”, “asayişi sağlama önlemleri”, sokağın fıtratında var… Fıtratta olmayan ise; hukuksuzluğun teşhiri, insanlara yaşatılan zulmü göstermek, gerçekleri yansıtmak…

Bayram Sokağı gündemde olunca; “ama orada da fuhuş yapılıyor”, “sokaktan geçemiyoruz” bla bla hemen gündeme düşer. Haksızlığa kılıf üretilme gayreti hiç eksik olmaz.

Önce, sizin söyleminiz ile başlayalım. Orada fuhuş var ise; arz talep öncelikli. Oranın sakininin açlığı, nasıl yaşamaya mecbur edildiği, bedenleri üzerinden para kazanırken yaşanılan güvencesizlik, sahipsizlikleri, onların da vatandaş ve en önemlisi insan oldukları, bunlar hiçbir zaman gündeminizde olamadı…

Sorunun çözümü için, destek sunmak, insani çözüm talepleri üretilmesine yönelik baskı yapmak, kimselerin umurunda değil…

Asıl önemlisi ne biliyor musunuz? Oranın insanına, kadınına bunların yaşatılmasının, sizlerin ifadesi ile “fuhuşla” ilişiği yok. Konu; rantiyeci esnaf, her köşe başını tutmuş mülk zenginleri, dahası “müşterilerinin huzurunu önceleyen”, “seçkin mekanların” bölgeye çökme arzularıdır…

Para kazandıkça, para kazanma hırsı ile; tarihleri neredeyse bölgeyle yaşıt transların yaşadıkları evler, 3-5 yıl önce oluşmadı, translar o sokaklarda herkesten önce yaşıyorlar, yaşamak için de bedenlerini kullanıyorlardı…

Kaldı ki; kimsenin kocasını, oğlunu, kardeşini, babasını zorla evlerine çekiyor, üstüne de kafalarına silah dayayıp, sevişmek içinde para almıyorlar… Üzgünüm! Kazın ayağı, hoşunuza gitmese de böyle…

Keşke son olsa diyeceğim ama bunun afaki kalacağını hepimiz bilmekteyiz. Hepinize bir kez daha geçmiş olsun, canım kadınlar.

Ne yanlışsınız ne de yalnız! Yaşam mücadelenize, azminize ve de onurunuza selam olsun…

Aşk aşk hürriyet, uzak olsun nefret!

Bir Cevap Yazın