ÇİZGİYİ ÇEKMEK

Bireyden bahsetmek; hayatına ne kadar hâkim olduğu, kararlarını ne kadar alabildiği ve/ya hayatındaki limitlerini kendi belirleyip belirleyemediğiyle de ilişkilidir…  Kararların arkasında durabilmesi, tüm getiri ve götürülerini omuzlayabilmek, doğruluğunu yanlışlığının göstergesi olan zamanın ardından; “benim doğrumdu”, “o zaman için doğruydu” derken; en azından “pişmanlığa”,” nasıl olurdu” ikilemleri arasında kalmadan bahsedilmektir kişiler için olmazsa olmaz…

Bir irade beyanıdır! Getirileri olduğu kadar, götürülerinden de söz etmemek haksızlık olur… İçine doğduğunuz aile, toplumlar, çevreniz bir yandan da limitlerinizi belirlemekte/dayatmakta, etken olmakla beraber baskılayıcı güce de dönüşmekteler…

Kimi zaman, o baskılayıcı güç; size “kim” olduğunuzu da öğretir… Sınırlarınızı, gücünüzü tanımanızı sağlar, az şey değildir de aslında… Göremediğiniz kanatlarınızın, cüssenizin dışında, cüsseden de bağımsız fiziksel direncinizin keşfine de yol açar.

HAYAT ÖĞRETİCİDİR…

Evet, hayat iyi bir öğretmendir! Dersleri, arada ağır faturalar ödemeyi, zaman zaman tutunmayı güçleştirse de nihayetinde “kaç kez düştüğünüz” değil, ayağa kalkabilme kapasitenizdir, kaçıncı kez kaldığınız yerden, yarışa/ yaşama dahil olabildiğinizin toplamıdır “ben” dediğimiz…

Burada, limit belirleyicilere/ dayatmacılarına hayatı da ekleyebiliriz. Onun da kendi sürprizleri, belki çözmekte zorlandığımız sırları veyahut da “olmak” şeklinde gerçekliği vardır… Direnseniz, dövüşseniz de yenemeyeceğiniz yel değirmenidir kimi zaman da hayat…

Genç bir adam olan Ramòn’a, birden “multipi skleroz” tanısı konur. Hayatının baharında, evli, baba olan adam; kas gücünü, hareket yetisini de yitirerek, eve hapsolacak, hayatı da zindana dönecektir.

Kayınpederi, küçük sataşmalarla, kimi zaman da kasti şekilde onurunu zedelerken; adama ‘sakatlığını’ iyiden iyiye hissettirmektedir… Evden çıkan genç adam, apartmanın önünde ayakta durmakta zorlanırken, yine kayınpederi belirir. Kaba ve saldırgan davranışlarını yinelerken; evden 100 metre gidemeyeceğini, başaramayacağını söyler…

Ramòn, gerçek bir karakter. “100 Meters/ 100 Metros” filmi hayatından esinlenerek, öz yaşam öyküsünden uyarlanmış, 2016 yılı İspanya sinemasından bir şaheser…

Filmi kusursuz kılan, elbette ki gerçek bir öykü olmasının yanında; 100 metre yürüyemeyeceği söylenen Ramòn’ un, bir gün gittiği fizik tedavi seansında gördüğü “İronman” afişiyle değişir. Yarış çeşitli parkurlardan oluşmaktadır; yüzme, bisiklet ve 42 kilometre koşu da içinde…

Katilin kim olduğuna kadar getirmeden, filmin ana fikrinin “kaçıncı olduğunuz değil, yarışacak gücü bulmanız, ayağa kalma gücünüzün oluşu” ile ilgili olduğunu belirterek, görmeyenler için de filmin albenisini bozmayayım.

CESUR MUYUZ?

Kendi adıma; dizlerim yara bere içinde… Bazen arzuyla, kimi zaman hırsla, yaş almaya başlayıp, daha da zor kırılmaya başlayınca, hayatın aslında bu olduğu da bilinciyle; çoğu zaman kaldığım yerden devam ettim.

Evet, belki iyi bir koşucu değilim, kiminizden daha başarısız da olabilirim yarışmakta, finişi ilk sıralarda göğüslemekte. Bildiğim tek şey var; kararlıyım, hayatımın ipleri de elimde…

Sakınburada bir art niyet aranmasın. Demek isteğim şu ‘dur; bir dönemler bana, bir trans kadına “biçilen gömleği” giyseydim, şu an bu satırları, okuyor da olamazdınız… Belki benim de sonum, izbe sokakların birinde, kim vurduya gitmek; birilerinizin elindeki dövizde “katili kim” diye, sorduğunuz isim de olabilirdim…

Hoş, bu risk hâlen mevcut değil mi? Trans kadın, yazar/çizer, hak arar bir kadın da olarak, elbette mümkün… Karanlık bir sokakta mı, ölümümüzü seçme şansımız olamayabilir, çoğu kadın gibi, trans kadın gibi…

Hâl böyleyken, ne mi anlatmaya çalışıyorum? Her gece, ıssız sokaklarda olmamak, çıktığım evime; “bu gece evime dönebilir miyim acaba” kaygısı yaşamamayı seçmek, benim kararım…

Geldiğim noktada, çok bir şeyim de olmayabilir. Şu ana ulaşmak için, çok bedeller ödemiş olabilirim, başaramaya da bilirdim… Her adım, mutlak başarı garantisi içermez.

Kendime, şunu diyebiliyorum; belki 3-4 tur attım, çok yoruldum ama değdi… Yeterli mi, noktayı buraya mı koyuyorum, ‘çizgiyi buraya mı çiziyorum?’ Elbette hayır…

Hırs değil ama -hırs kamçılayıcı ve ayağa kalmanızı sağlıyorsa; kötü de değildir ayrıca-, geldiğim yeri, aştığım yolları görünce diyorum ki:” var bir hayalimiz be güzelim…”

Hele de son günlerde artan nefret, yükselen fobiklik canımı burnumdan getirse, üretmekte, kimi zaman uyanmak için neden bulmakta zorlansam da bildiğim şey; yarışa/hayata halen dahil olduğum…  Sizin çizginiz neresi peki?  

Bir Cevap Yazın