HAYATIMIZ ASKIDA GÜZELİM!

Umarım, ‘kalemim soğumamıştır’. Kalem diyorum da elbet sözün gelişi… 1, 5 ay kadar bir süre yazamayınca, haliyle biraz paslanmış olabilir miyim? Düşünce paslanır mı? Yazdıkça göreceğiz artık…

Direkt lafa daldım, kusuruma kalmayın. Arada öyle bodoslamalarım vardır. Selamsız bandoluğum da tutar. Merhaba! Yeniden yazıyor, yazabiliyor olmak çok iyi hissettirdi. Dilerim, düzenli okurlarım varsa, onlar da iyilerdir… Şu satıra kadar gelen, reel hayattan dost ve arkadaşlarım hiç yadırgamayacaklardır bu durumu. Buraya benim gülme ikonu koyduğumu düşünüp, siz de öyle okuyor olun dilerim. Hatta, çok komik satırlarmış da sizlere kocaman kahkahalar attırıyormuşum gibi; kocaman gülümseyin, iyi gelecektir…

Mart’ın 12’si, biz Türkiyelilerin de hayatını derinden değiştirdi her birimizin artık bildiği üzere… Teşbihte hata olmaz; konu komşumuzun muzdarip olduğu, o tarihe kadar tüm dünyalıyı sarsan, Covid19 virüsünün bizlere gelmeyeceğini düşünmekteydik, öyle istenmiş de olabilir…  Kapımızı çalınca, ‘ölüye yatmak’ zordu, ‘evde yokuz’ da diyebilmek imkansızdı… O mâkus talihle, bizler de tanışmış olduk böylece…

Tasalanmayın, sizlere pandemi sürecinin tarihçesini yazmayacağım, her yerde var, hepimiz de hatmettik zaten. Biraz bunların dışında, aslında dışından da öte, mikro mercekte hayatımızda neler oldu bitti, kendi hayatım merkezinde anlatmak maksadındayım. Belki, aynı katta oturan, kapı komşuları gibi, evimizin dış kapılarının eşiğinde, çene çalar tadında bir sohbet olur. Eşiklerimizi geçmeyelim, mâlumuz “sosyal mesafe” korunmalı…

Ahhh ahhh, sorma kardeş tepetaklak oldu hayatlarımız… İlk ekonomiden vurdu; birçok kimse ya ücretsiz izne yollandı ya da ilk günlerde işsiz kaldı… Dolaylı olarak, ilk koronazedelerden birisi de ben oldum. Vaktin varsa anlatırım. Sohbetim de iyidir komşum.

Korkma, yarı zamanlı çalışanlar gibi gene yazacağım, sadece sayısı azalacak yazılarımın. Önümüzü görene kadar böyle. Daha çok laflarız anlayacağın. Çok işsiz yapacak gibi görünüyor bu pandemi süreci… Çok yer kapanıp, işsiz ordusu büyürken, iş tanımları değişesiymiş, ekonomistlerin lafı. Daralma olasıymış dünya ekonomilerinde, ben de onların yalancısıyım bilmem artık…

Biz sokağa inmeyeli, daha bi’ canlandı dünya. Sana da öyle geliyor mu? Bazı bazı yaban hayatı caddelere, sokaklara inip, hayata karışmış. İnternetlerde her bi’şeyler var, ben de oralardan görürüm. Yoksa, kapı önüne çıkabilenimiz mi var? “Papuç iyice pahalı”, her bi’ yerler mikrop, aşısı da yokmuş henüz ya… Bu meret, normal virüsler gibi, gripler gibi değilmiş. Seni yatak döşek yatırmasa da bulaşı ihtimali yüksekmiş. Yok yok bulaşık değil “bulaşı.” Bazı bazı doktorların dilinden de anlaşılmaz oluyor iyice, yazılarını çözdüydük, dilleri kusur kaldı.

eb843a1b-e2f9-418c-82c7-af0b813f1d67

Ev hayatı da zormuş be komşu. İyice evlere tıkılınca anladık. İnsanın her dem kendine katlanması meğer ne dertmiş… Hele de bekarsan, yalnızsan, biraz da yaş almış grubundaysan, bi’ başınaysan evde daha da zor olurmuş; kendi kendinle geçinmek. Bu evliler n’aparlar, bu süreçler geçince bilmem artık. Gece gündüz dip dibe, burun buruna… Bi’ taraftan da bekarlık sultanlıkmış böyle zamanlarda. Karışanın yok, görüşenin yok, ohh değme keyfime…

Saksılarım da yer kalmadı. Elime geçeni, toprağa gömer oldum. Soğanı, sarımsağı, salkım domatesi, biberi o acılısından. Süs biberi dediklerinden.  Fesleğenim, reyhanım büyümediydi de üzerini naylonladım, seramsı gibi oldu. Toprak dinlendiriyor insanı.  Çarşı pazar pahalanırsa, ürün bulunmazsa elimin altında taze taze, fena mı olur? Bence, sen de dik komşum.

Bütün sosyetikler bile, ellerinde oyuncak gibi tırmığı, fidesi bahçe yapar, vakit geçirir olmuşlar. Dünya değişiyor, belki hepimiz toprağa, köyümüze döneriz belli mi olur hem?

Evlerde otur otur, iyice şişecek bacaklarımız, o da başka bi’ dert. Doğru diyon, ben gene az buçuk çıkıyorum. Çıkıyorum da n’oluyor ki? 10 metre yarı çapında, bir çemberin içinde dön dur. Haftada bir de zincirimi salıp Sokak Lambası Derneği’yle evsizlere sandviç veriyoruz. Her akşam veriliyor da ben haftada bir gidiyorum. Bu yeni moda, büyük şehirlerde karantina diyerek 3-5 gün evlere kapatılıyoruz ya o zamanda kumanya veriyor. Biz evlerimize hapsolurken, onlar sokakta aç kalmasınlar diye…

Maske, eldiven her şeyimizle, tam takım dağıtıyoruz. Bizi merak etme! Korunuyoruz nasıl korunulursa, işte öyle… Her gün çalışan işçiler, ne kadar güvendeyse, hepimiz de öyle güvendeyiz…

15-20 gün, tüm memleketin üstüne kilitleyemediler kapıları, pahalıya patlarmış… ‘Büyüklerimizden iyi bilecek’ değiliz ya… Yaşıyoruz haspel kader, boğaz tokluğuna, körü körüne… Virüsü de benzettik mi kendimize, 5 gün tam gaz çalışıp, 3-4 gün istirahatte… Şimdi, ‘namuslu virüs’, sözünde durdu tatiller bulaşmadı kimseye bulaşı… Mesai saatlerinde garibanın, işçinin yakasından düşmez o da ayrı…

4650e2c0-0953-4a3e-9f6c-61c31c917164

Yok komşum, masa örtüsü örneğini n’apayım? Kolay maske dikme yollarını biliyorsan öğret. Altını boş ver, maskeye yatırım yap! Karaborsada bile bulunmaz oldu…

Akşam yemeğini yapmadan önce, biraz eş dostla “Skype’laşırım…” Sarılamayınca, göremeyince kimseyi, görüntülü hasret giderir oldum. He, bi’ de Zoom var. Toplantı, ders hep onlardan yapılır oldu. Yeniden keşfediyoruz hayatı. Bakarak yaşar olduk! Camdan, balkondan, kameradan bakarak izler ve yaşar olduk… Yaşamak, böyle bi’ şeye mi dönüşecek artık?

Sarılamadan, dokunamadan, baka baka uzaktan konuk gibi, karışamadan içine, insan kokusuna uzak, yalın ayak basamadan çimlere… İzleyicisi olarak, yasaklısı olarak, içine de giremeden, dışında da olamadan… Zevkimize kapattıydık ya hayvanları kafese biz de onlar gibiyiz, bakıyoruz hayata… Sosyal mesafeleri korumak adına, bakarak, iç çekerek yaşıyoruz… Komşu elinden, çay içemeden, acısında omuz olamadan… Ellemek, dokunmak, sarılmak, insani ne varsa sakınarak…

d0c06050-6d6c-4f89-9f28-fec007dd8a75

Bakarak yaşıyoruz… Bakarak seviyor, seviniyor, coşuyoruz camdan, balkondan… Camdan cama komşuculuk oynamayı keşfettik… Camlardan marş söylemeyi, bayram kutlamayı, camlarda yaşamayı öğrendik… Tek lüzumlumuz bir cam, olanına balkon, biraz da güneş…  Hayatın içinde, “fotosentez” yapar gibiyiz, kuruttuğumuz ağaçlara, doğaya nazire yaparcasına… Kendimize yaşam alanları açmak için, öldürdüklerimizin yerlerini de dolduramadan, öylece birbirimize hasret, köşe yastıkları gibi  cam önlerinde… Herkes birbirinden biraz daha naçar…

Hani demiş ya, Özdemir Asaf;

“İnsanlar

İnsanların içinde

İnsana hasret yaşarlar…”

İnsana, yaşamaya hasret, birbirimizden uzakta, “yaşıyoruz” yaşamak denen günleri… Çenem düştü! İnsan yüzü görünce öyle oluyor… Kapı önü sohbetleri hiç bitmeyen milletizdir de. Uğurlanamayan misafirlerimizle, ‘son kez görmek gibi’, kapanmayan çenelerimizle, bugünlere hazırlık mıydı kim bilir?

Biz gene, umutlu şarkılar söyleyelim. “Açacak çiçek” diye haykıralım, çoşup “motorları maviliklere süreceğiz çocuklar”la dünyayı umuda boğalım… “Karatmayalım enseyi” bak, “görecek günler var daha”, her sokağında dans edeceğiz  dünyanın…. “Yaşamak sancısı ağır basar”cı olalım… “Kalemimden bal da damlayacak” çok kere, kolay kurtuluş yok ‘yaşama görevinden…’ Sağlıcakla, umutla ve kendin gibi kal, insanca kal…