Küçülen Hayatlar

7.5 milyara yaklaşan nüfusu, delinen ozon tabakası, el birliğiyle yok ettiğimiz habitatı, ekonomik daralmasıyla üstüne de şimdilerin pandemik süreciyle dünya artık iflasını açıklıyor, açıkladı da.

Günden güne iyice evrenin ‘SOS’ çığlıklarını duymamız kaçınılmaz… Değişen iklimler, “doğal” görüntüsündeki afetleri ile artık bizlerin de çok geç kalmadıksa(?) çözümler üretmesinin zamanıdır.

Diyelim ki 153 bin dolar veya liralık (bize uyarlayalım hadi) bir yatırımınız var. 3 kişilik bir ailesiniz fakat bununla başınıza ev almanız mümkün mü? Gayet tabii ki hayır! Bir de yetişmekte olan çocuğunuz varsa, onun geleceği, eğitim masrafları… Sonu görünmeyen harcama listesi.  Eyvah eyvah!

Dar gelirli bir ailesiniz, üstüne üstlük dünyanın konut yapılabilir alanları, yaşam alanları da sınırlı. Tam da bu durumdayken, elinizdeki paranın 12.5 milyara eşitlenme şansı doğuyor. Ne yapardınız?

“Downsizing”, “Küçülen Hayatlar” adıyla gösterimde olmuş. Filimin ana ekseni çevre sorunları, insan eliyle yok edilen dünyaya, yok edenlerince çözüm getirme çabaları üzerine kurgulanmış, oldukça orijinal senaryosuyla, izlenesi filmlerden.

Gişede çok büyük başarı sağlamamış olsa da görülesi dediğim filmlerden. Matt Damon, Kristen Wing, Cristoph Waltz başrolleri paylaşırken, Alexander Payne yönetmiş. Amerikan yapımı, komedi ve dramatik komedi türünde, 2017 tarihli.

Küçülen hayatlarıyla, belki de bütünsel etkenler sonucu zorunlu seçimle küçültme kararı almalarıyla, yeni maceralara ve bilinmezliğe doğru yol alış filmi.

Refah bir hayat ulaşabilme, dünyanın derdine çözüm olabileceğimizi bilsek, acaba biz nasıl bir karar alırdık?  Hacminizin 0.03 kadar küçülebilmek, nasıl bir duyguya yol açardı kim bilir? Sanırım ben 10.5 cm civarında bir canlıya dönüşürdüm. Ki aslında merakta etmedim değil. Gerçek olabilseydi belki de ruh eşimi orada mı bulurdum?

Filmde iki önerme var, her şey için çözüm olarak. Bence, film iki ayrı bölüm yahut ta iki ayrı dünya eksenli.  İlk bölüm biraz projenin lansmanı gibi de. İkinci çözümü, ancak filmin son dakikalarında öğrenebiliyorsunuz. Hadi gizem katayım. Gerilim müziği de çaldığımı farz edin. Akıcılığıyla sonu göreceğinizin, garantisi var filmde.

TEBDİLİ MEKANDA FERAHLIK VARSA?

Üçüncü denk gelişimde baştan sona tam olarak izleme fırsatı yakaladım. İyi ki de öyle oldu.  Filmden sonra, kurgu gerçek olsa cidden yorduğumuz dünya çözüm olur muydu, bambaşka bir dünya algısına yol almam nasıl olurdu? Benzer sorular, kafamda dönüp dolaşıyor.

Özgün bir kurmacaydı, yeni film önerim. Gerçekliğe nasıl uyarlanırdı, sonuçları ne olabilirdi? Muğlaklık üzerinden de yola çıkmış olsak bir gerçek var ki; artık ciddi ciddi çözümlere kafa yorma zorunluluğumuz.

Çevre felaketine, dünya liderleri çok çözüm arıyor gibi durmuyorlar. Vitrinin arkasında, samimi olduklarına da pek inanmıyoruz, bu da başka bir gerçeklik…

İş başa düşüyor, kendi çözümlerimizi üretmek zorundayız. Dünyadaki ayak izlerimizi küçültmek, yenilenebilir enerjilere dayatmak, kişisel tüketimlerimizde atıkları aza indirgemek. Gerekmedikçe alışveriş yapmayarak (hem ekonomik hem de atık üretmemek adına), daha çevreci bir bakış açısı ve yaşamı da seçerek gerek bireysel, gerekse de topluluklar olarak,  kendi reçetelerimizi yazabiliriz.

Çeşitli göndermeleriyle, gerekse özgünlüğüyle çözüm üretme odaklı bir filmi merceğime aldım. Benim zevklerim kaçınıza uyar bilinmese de iz bırakan, keyif veren filmlerin, sizlerce de görülmesi arzusuyla öneriler sunuyorum arada. Dilerim, renk katıyor ve farklı seçkilerde sunuyor olayım.

Işıklar kapansın! Ekran karardı! Şişşt, film başlıyor! İyi seyirler…

Kültür ve Anarşi 150 Yıl Sonra İlk Kez Türkçe’de

VakıfBank Kültür Yayınları’ndan çıkan “Kültür ve Anarşi”, yayımlanmasından 150 yıl sonra Türkçe’de ilk kez okurla buluşuyor. Kültür eleştirmeni Matthew Arnold kitapta, kültürün bir kusursuzluk arayışı olduğunu ve toplumsal düzene dayalı bir hayatın kültür vesilesiyle kazanılabileceğini söylüyor.Devamını Oku

Sürpriz Damatlar

Sonbahara girerken, hadi biraz moral depolayalım. Hele de gündüzlerin kısalacağı, pandemi eksenli belirsizlik gerçeğiyle, daha da fazla evlere kapanıp, evlerde yaşam süreceğimiz süreçte film, hele de komedi iyi derim.

Avrupa’dan, Fransızlar’dan bir film seçtim sizlere. Kafa boşaltmak, aşırı gerginsem de üstelik; ara ara kaçtığım, biraz an’dan uzaklaştığım filmler vardır.

Taşralı, Katolik bir babasınız. Cumhuriyetçisiniz de ayrıca. 4 tane de yetişkin kızınız varsa, ‘evlere şenlik’ bir durum söz konusudur.

Biz de bir deyim vardır ”tahtını yaparsın da, bahtını yapamazsın…” Kızlarınız yetişkinse, evlenecekleri eşlerini belirleme şansınız var mıdır? Orta Doğulu değilseniz en azından…

O baba siz olsaydınız, kimleri damat olarak istemezdiniz? “Keçinin sevmediği ot, burunun dibinde bitermiş.” Acaba, çocuklarınızı seviyorsunuz diye, ailenizde kimlere tahammül etmeye mecbur kalırdınız?

Üstelik de ilk iki damadınız, neredeyse birbirlerine kanlı bıçaklı ırklara mensuplarsa… Aman aman, dediğinizi duyar gibiyim. Bence, büyük konuşmayın yine de…

Bu derece tutucu bir ailenin ebeveynlerisiniz, öte yandan da kızlarınızı çok seviyorsunuz. O zaman, Birleşmiş Milletleri andıran, aile yemeklerine de hazır olmak lazım değil mi?

İlk iki damada, zor alışmaya başlamışken, 3. damat nereli olsun isterdiniz? Bari o Fransız mı olsa? Adam, azıcık gün yüzü görüp huzur mu bulsa?

Öyle bir müjdeyle sevindirmek isterdim sizleri fakat üzgünüm… Sadece, minik bir spoiler: Uzak Doğulu. Ama hatırlatırım, bu ailenin 4 kızı vardı.

Küçük kızları da evlilik aşamasında. Vay ki vay halleri değil mi? Kızınızın, damat adayını tanıştıracağını söyleyip, damada dair ipucu da vermediğini düşünürsek; tanışma öncesindeki gece, yatağınızda uyuyabilir misiniz?

Bu kimci, hangi ırktan, etnisiteden, ne renk… Bari, bu Fransız olsun temennileri ve neredeyse uykusuz geçen bir gece… Yeni damada dair, ipucu vermeyeceğim. Üzgünüm!

Kabuk kıran Fransızlar, aslında “insan” paydası ekseninde buluşulursa ne kadar önemsiz sorunların, sorun ve aile çatışmalarına dönüşmesi üzerine, oldukça akıcı ve dinamik bir film.

Biraz bize, biraz insanlığa bakmak gibi de… Değişen dünya, aile kavramı, iyice küçücük köye dönen dünyadaki tek gerçek değerin aslında “insan/dünya vatandaşlığı”na dair, göndermelerle dolu, keyifli bir durum komedisi.

2014 yapımı, Phillippe de Chauverc imzalı olan, ”Serial (Bad) Weddings” Paris’te çekilmiş. 2 ödül ve 2 adaylığı bulunan, yapım bütçesine rağmen, oldukça iyi gişe başarısı yakalamayı da başarmış.

Christian Clavier’in babayı, Chantal Lauby’in de anneyi oynadığı, kadrosu renkli, keyifle izlenecek bir komediyse aradığınız, en güzel örneklerden birisi. 2019 yılında, devam filmi de çekilmiş demeyi unutuyordum az kalsın.

Nefes alma duraklarınız olsun! Özellikle de gülebilmenin bu derece zorlaştığı günlerde… Bazen hayatın, ‘sizsiz’ akmasına da izin verin… Olanlar, olmakta olanlar, bize rağmen olmuyor mu zaten? Yüzünüzdeki gülücüklerin kime ne zararı var? Daha çok gülebileceğimiz günler temennisiyle, iyi seyirler.

PUBG MOBILE’DAN İKİ ÖNEMLİ AÇIKLAMA

Dünyanın mobil oyun fenomeni PUBG MOBILE, 8 Eylül’de yayınlanacak 1.0 sürümüyle başlayan yeni dönemin tüm detaylarını paylaştı.Ayrıca Kasım ayında başlayacak olan ve 2 milyon dolar ödül havuzu ile dünyanın en büyük mobil e-spor turnuvası PUBG MOBILE Dünya Şampiyonası duyuruldu.Devamını Oku

KENAN DOĞULU GELENEKSELLEŞEN CARESSE BODRUM KONSERİ İLE YENİDEN SEVENLERİ İLE BULUŞTU

Türk Pop müziğinin usta ismi Kenan Doğulu, Caresse Bodrum’da canlı performansı ile unutulmaz bir gün batımına imza attı.

Devamını Oku

MİLYONER

Gettolarda, varoşlarda, gecekondu mahallelerinde yaşıyorsanız, orada doğup büyümeniz ve hatta mümkünse de orada ölmeniz beklenir…Devamını Oku

“Mümessil” Filmi Ağustos’ta Erzurum’da Çekilecek!

Bozdağ kardeşlerin “Boz Yapım” olarak yapımcılığını üstlendiği, Erzurumlu ünlü “Meddah Sanatçısı” Burak Bozdağ’ın başrolünü oynayacağı “Mümessil” sinema filminin kadrosu Erzurum’da büyük bir ilgi ile karşılandı.

Devamını Oku

MUTLULUK SATIN ALINABİLİR Mİ GERÇEKTEN?

Davide Calì’nin düşlerinden süzülüp Marco Somà’nın fırçasıyla renklenen Bir Kavanoz Mutluluk, minik okurlarıyla birlikte tam da bu can alıcı sorunun izini sürüyor.
Devamını Oku

REKOR SÜREDE FONLANAN “HER ŞEY, TASARIM” KİTABI OKUYUCUYLA BULUŞTU!

Sence tasarım nedir? Bir giysi tasarlamak mı? Yoksa bir arayüz mü? Kitabın ilk sayfasına, “Daha iyisini yapmak için çabalıyorsan sen bir tasarımcısın.” önermesiyle başlayan SHERPA Blog, “Bizce, her şey tasarım.” dedi.

SHERPA Blog’un Ocak ayında Arıkovanı’nda başlattığı kitlesel fonlama kampanyasıyla duyurduğu “Her şey, tasarım.” kitabı, 3 günden kısa bir sürede fonlanarak ilk adımını başarıyla atmış ve hayata geçmesi için 100 KOLEKSİYONER, 107 DESTEKÇİ, 100’den fazla ön sipariş ile rekor sürede destek bulmuştu. Dijital dünyada çalışan profesyonellerin ilham alacakları bir başucu kitabı olarak merakla beklenen Her şey, tasarım.”6 ay süren hummalı bir çalışmanın sonunda bu hafta okuyucusuyla buluştu.

Teknoloji ve tasarım ile değişim yaratmak isteyenlerin Türkçe bilgi kaynağı olarak faydalandığı SHERPA Blog’un ilk basılı yayını olan “Her şey, tasarım.”, tasarım odaklı düşünceyle daha iyisini yapmak isteyen dijital dünya profesyonellerinin mutlaka okuması gereken bir kitap.

“Her şey, tasarım.”da yer alan 20 makale, bir yapay zeka agoritmasının 15 binin üzerindeki kayıtlı SHERPA Blog okurunun 6 yıl boyunca gerçekleştirdiği etkileşimlerden oluşan devasa bir veri setinden yaptığı ön elemeden sonra, hayranlık duyulan yerli ve yabancı yazarlar arasından SHERPA Blog editörleri tarafından özenle seçildi. Kitabın söyleşi bölümlerinde ise, seçkin akademisyen ve fikir liderlerinin kendi alanlarında yolculuklarını nasıl tasarladıkları ve gelecek öngörülerini paylaştıkları, başka hiçbir yerde yayınlanmayacak 11 özel söyleşi yer alıyor.

“Her şey, tasarım.”a kimler konuk oldu?

Kitap; tasarım odaklı düşünce nedir ve neden bu kadar popüler oldu odağında dijital bölünme, kullanılabilirlik, e-ticaret, kullanıcıyı anlamak, kullanıcı deneyimi yasaları ve tasarım sürecinin nasıl planlanması gerektiği konularında pratik bilgilerle desteklenirken ünlü fikir liderlerini de sayfalarında konuk ediyor.

Yarım asırlık sadelik

Ünlü tasarımcılar Aziz ve Derin Sarıyer ile Derin Design’ın 50 yıllık ruhu ve tasarımda sadelik.

Bir kenti yeniden tasarlamak

İlk kez kurulan İstanbul Kent Konseyi’nin ilk başkanı Mimar Tülin Hadi ile “Yeni İstanbul”.

Sürdürülebilir Dünya’yı tasarlamak

Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından 2016 yılında “Champion of the Earth” unvanına layık görülen Sosyolog ve Tasarımcı Leyla Acaroglu ile Dünya’yı sürdürülebilir kılabilecek tasarım metodolojileri.

Öğrenen makinelerle artırılmış insanın başlangıcına doğru

Prof. Dr. Zehra Çataltepe ve Dr. Tanju Çataltepe ile yapay zeka ve makine öğrenmesi sistemlerinin bugünü ve geleceği.

Sporla adım adım büyüyen iyilik

Dünyada bugüne kadar 3500 kişinin kabul edildiği ilk ve en geniş sosyal girişimcilik ağı Ashoka tarafından Ashoka Fellow olarak seçilen, Adım Adım hareketinin kurucusu Renay Onur ile toplumsal bir iyilik hareketi tasarlamak.

Dağılalım: Merkezi olmayan yeni bir dünya doğuyor!

Paribu’nun Kurucusu Yasin Oral ile merkezsiz ve otoritesiz yeni sistemler ve yeni fırsatlar üzerine.

Benim verim, benim param: Açık bankacılık ve değişen dünya

Açık bankacılığın doğuşuyla yeni bir boyut kazanan dijital bankacılıkta yaşanan gelişmeler, Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Sezen ile bugün ve gelecek.

Sesi görmek, ışığı duymak

Zorlu PSM’de tasarladığı ışık şovları ve görsellerle katılımcıları bambaşka boyutlara taşıyan ışık tasarımcısı Sadık Avcı ile müzik etkinliklerinin görsel bileşenlerini tasarlamak.

Tasarım ve teknolojiden sanata: Yeni dünyaları algoritmalarla keşfetmek

Tasarımcı, yazılımcı ve sanatçı Osman Koç ile etkileşimli dijital organizmalar tasarlamak.

Erişilebilir bir dünya: Hayal mi, gerçek mi?

Dünya neden hala herkes için erişilebilir değil? Erişilebilir Her Şey ekibiyle, ülkemizdeki erişilebilirlik algısı.

Bir ameliyat nasıl tasarlanır?

Tasarımın göğüs cerrahisi ile nasıl bir ilgisi olabilir? Tasarım ve teknoloji, bir göğüs cerrahının ve hastalarının hayatlarını nasıl etkiliyor? Doç. Dr. Yusuf Bayrak ile “tasarım” sözcüğünün cümle içinde nadiren kullanıldığı cerrahi müdahalelerin tasarımı.

Hayalleri dijital gerçekliğe dönüştürmek

Game of Thrones, Stranger Things, Avenger – Age of Ultron, Terminator Genisys ve The Amazing Spiderman gibi çok sayıda projede görev alan tasarımcı Onur Can Çaylı ile dört soruda konsept tasarımı.

Online sipariş verebilirsiniz.

Dijital dünya çalışanlarının okuması gereken “Her şey, tasarım.”, SHERPA Blog web sitesinden 59₺’ye satın alınabiliyor.

Sanat, Yaratıcılık, Üretkenlik ve Masal Küresi: Arzum Orhan

Pandemi döneminde yaptığı çalışmalarla bir gün karşımıza çıkan basın bülteni ile tanıdım ilk kez Arzum Orhan’ı. Resimlerindeki duygunun anında geçmesinin yanında, hali hazırda devam eden projesi ile de ses getirmeye çok yakın. Röportajı maalesef yüz yüze yapamadık, hatta sesini bile duyamadım. Ama iletişim kurduğum andan itibaren samimi yapısı ile yazılı röportajı kabul etti ve her ne kadar ‘sohbet’ denmese de küçük bir röportaj gerçekleştirmiş olduk. Şunu belirtmeden de geçemeyeceğim ki röportajda tiyatro öğrencisi olduğunu öğrenmem, sanki ileride Arzum Orhan ismini daha çok duyacağız hissini de beraberinde getirdi, belki de benim hayata geçiremediğim hayalim olduğu içindir 🙂

En kısa zamanda, pandemi sürecini atlatır atlatmaz, yüz yüze gerçekleştireceğimiz röportajlardan önce Arzum Orhan ile gerçekleştirdiğim röportaj sizlerle…

Arzum Orhan kimdir:                       

1995 yılında Eskişehir’de doğan Arzum küçük yaşlarından beri müzik, dans, resim gibi sanatın birçok dalıyla ilgilenmektedir.

Hiçbir eğitim almadan 5, 6 yaşlarında evdeki orgu çalmaya başlamasıyla müziğe olan ilgisi kendini gösterir. Daha sonra birçok ensturman çalması ve Eskişehir Atatürk Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazanmasıyla müziğe olan ilgisini eğitimiyle pekiştirir.

9 yaşında Anadolu Üniversitesi ‘Çocuk Halk Oyunları Topluluğu’nun dans sınavlarını kazanmasıyla hayatı boyunca devam edeceği dans eğitiminin ilk adımlarını atmıştır.

10 yaşında gittiği dershanede tiyatro ekibine seçilir, ekipte en küçük yaşta olan kişi kendisidir. Kazım Sinan Demirer’in yönetmenliğini üstlendiği  “Pamuk Prens ve Yedi Cüceler” çocuk oyununda “Cadı” rolüne seçilmesiyle 10 yaşında ilk sahne deneyimini yaşar.

0

Lisede müzik eğitimi almasına karşın tiyatroya olan ilgisi devam etmektedir ve çeşitli gençlik tiyatrosu ekipleriyle tiyatro eğitimini devam ettirir.

Liseden mezun olduğunda yetenek sınavlarına ‘tiyatro’ alanında girerek Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık/ Dramaturgi bölümünü ikincilikle kazanır. Orada bir sene eğitim gördükten sonra 2015 yılında Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda Tiyatro Bölümü’nün sınavlarını kazanarak, eğitimine oyunculuk alanında devam eder.

Eğitim süreci boyunca birçok kısa film, tiyatro ve reklam projesinde yer alan Arzum, Mimar Sinan Üniversite’sinde eğitimini sürdürmeye devam etmektedir.

Arzum, bir sanatçı olarak nelerden besleniyorsun?

Bir sanatçı olarak kendimi tanımlamak kulağa biraz büyük bir şey gibi geliyor, ama uzun yıllar sanat alanında faaliyet gösteriyor olmam evet doğru, bu masal projesi de benim açımdan yayınladığım ilk somut üretim örneklerden biri oldu.

0-2

Masal projesine istinaden bir cevap olmayabilir ama sanat hayatımda ve bakış açımda müzikten, resimden, filmlerden, kitaplardan, insanlardan besleniyorum. Düzenli olarak bir şeyler yazıyorum. Kendi yazdığım şeyler üzerinden düşünürsem, sanırım yoğun olarak ‘his’lerden besleniyorum diyebilirim.

Masal Küresi nasıl bir proje? Kaynağı nedir ve neleri amaçlar?

Masal Küresi, benim uzun zamandır eyleme geçmek istediğim seslendirme alanına Pandemi vesilesiyle başladığım ve masal seslendirip YouTube ve İnstagram platformlarında paylaştığım çeşitli sanatçı dostlarımın da bu süreçte bir araya gelmesiyle ortak üretim yaptığımız ( Deniz Perhan, Hale Tosun, Arsal Asal, Berka Kınay, Hilmican Özdemir, Onur Kılıç, Gürkan Özer, Şant Esmer, Bahadır Şahin, Ezgi Temel ve Emre Siyahoğlu adlı sanatçı dostlarımın da gönüllü katkılarıyla… ) kâr elde etmediğimiz gönüllü projem.

Masallara çocuk yaşlarımdan beri ilgi duyuyorum ve masalların iyileştirici özelliği olduğuna inanıyorum. Masal deyince akla hemen çocuklar geliyor. Elbette çocuklara da hitap ediyorum ama hedef kitlem sadece çocuklar değil.

0-1

Kaynağı, açık konuşayım J.K Rowling. Pandemi sürecinde Harry Potter serisini okumaya başladım ve inanılmaz etkilendim. Sonra Rowling’in masalları olduğunu öğrendim, masallarını okur okumaz “Bunları seslendirmeliyim!” dedim. İlk kaydettiğim üç masal J.K Rowling’indi. Ama onları yayınlamadım, bana telif sıkıntısı yaşatmayacağını düşündüğüm Saffet Günersel’in çevirdiği Andersen ve Grimm masallarını okuyarak projeme başladım. Asıl hedefim Anadolu Masalları ve Halk Hikayelerine ses vermek, çünkü kendi topraklarımda çok güçlü bir tabaka var, ondan beslenmek istiyorum.

Covid-19 süreci herkesin hayatında belli değişiklikler yarattı. Belli ki sizin yaratıcılığınızı daha da körüklemiş. Siz bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben ‘normal’ hayatımda da hep bir şeyler yapmaya çalışan, hareketli, meraklı biriyim. Ama eğitimim devam ettiği için ve hayat şartlarından, çalışma koşullarımdan dolayı kendime yarattığım boşluklarda seslendirme alanına yer kalmamıştı. Hep harekete geçmeyi düşünüp ertelediğim bir projeydi aslında. (Bunun gibi başka eyleme geçmemiş bir sürü projem var diyebilirim.)

Bu dönem öncelikle herkes gibi beni de kötü etkiledi. Oyunculuk okuyorum ve modellik yapıyorum, günlük hayatımda sürekli iş görüşmelerine gidiyorum, aklım sürekli yeni işlerle meşgul, bir yandan para kazanmaya çalışıyorum. Hafta içi her gün okula gidiyor olmak ve oradaki sorumluluklarım da eklenince, kişisel zamanımı organize etmek bazen zor olabiliyor. Bu dönemde hayatımın durduğunu ve aslında sorumluluklarıma ara verdiğimi fark ettim.

kapak

‘Korku’ evresini biraz atlattıktan sonra, öncelikle bu dünyadan biraz uzaklaşmak için Harry Potter serisini okumaya başladım, sonra yıllardır başlamak isteyip hep ertelediğim spora ve yoga’ya başladım. Ardından çevremin de desteğiyle (Perhan Records) , hiçbir ekipmanım ve mikrofonum olmamasına rağmen battaniyelerin altında telefonla kayıt alarak, bu projenin ilk adımlarını attım diyebilirim.

Bu dönemi kendi açımdan psikolojik olarak da sanatsal olarak da oldukça verimli buluyorum. Bazen hayatımızın döngüsünü değiştirmek birçok şeyi fark etmemize sebep oluyor. “Krizi fırsata çevirdin.” diyor bölüm başkanımız Prof. Dr. Sevgili Merih Tangün. Sanırım öyle oldu.

 Sizi bir sergide görebilecek miyiz? Gelecek dönemdeki projeler nelerdir?

Birkaç tane sergi fikri ortaya atıldı, kolektif olarak seramik, heykel ve müziğin de içinde bulunduğu üç boyutlu sanat eserleriyle masalları birleştirmeyi düşünüyoruz. Ama bu sadece bir fikir.

Bunun dışında masal seslendirici özelliğimi ‘masal anlatıcılığı’na evirmeyi hedefliyorum. Canlı olarak masal anlatmak elbette ki masal seslendirmekten bambaşka ve çok daha zor bir şey. Ama tiyatrocu olduğum için “anlatılıcık” alanında da bir şeyler yapabilirim gibi hissediyorum. Hedefim biraz o yönde de kendimi geliştirmek.

0

Uzun bir süredir üzerine düşündüğüm “feminist masallar” projem var. Araştırdığım kadarıyla böyle bir şey Türkiye’de yapılmamış. Kendi yazdığım, kendi seslendirdiğim ve hatta müziklerini kendim bestelediğim tamamen özgün ve öznel eserler üretmek istiyorum. Ben hiçbir şeyi görev olsun diye ya da yapmış olmak için yapmıyorum. Sadece içimden geldiği şekilde yapıyorum, destek veren sanatçı arkadaşlarda aradığım en büyük kıstas da bu. İçimizden geldiği sürece, içimizden geldiği kadar.

O yüzden gelecek günler neler gösterir bilmiyorum…

 

1 2 3 4