BİR AİLE HİKAYESİ

Sizlere daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Annem ve babam aynı yılın içinde kerpiç evleri, toprak damları olan bir evde dünyaya gelmişler. İlköğretim yaşlarına geldiklerinde önce babam okula başlamış. Annem kız olduğu için hiç şansı yokken, 3 yıl sonra dayımın okul yaşı geldiğinde dayım “Nazik olmadan ben asla okula gitmem” diye tutturunca, dedeciğim çaresiz ikisini de okula kaydettirmiş. Zira o yıllarda özellikle erkek çocukların ilkokulu bitirmesi zorunluymuş. Yoksa çok büyük maddi-manevi cezası varmış.

Okulda babam annemi görünce pek beğenmiş. Ama köy yerinde bir kıza bakmak bile ne mümkün. 2 yıl boyunca teneffüslerde uzaktan uzağa takip etmiş ancak 5.sınıf bitince annemden önce mezun olmuş okuldan. 2 yıl sonra annemin de mezuniyeti geldiğinde öğretmeni dedemi çağırıp “Kızınız çok zeki, dersleri çok iyi, köyde ziyan olmasın. Onu yatılı öğretmen okuluna yollayalım” demiş. Böyle bir şeyin düşüncesi bile çok ayıp olduğu için dedem şiddetle itiraz etmiş ve orada annemin tahsil hayatını noktalamış.

Dayımla birlikte mezun olan anneciğim, bazen evde annesine yardımcı olur, bazen de çoban olan dedem ile merada hayvan otlatmaya gidermiş. Aradan çok uzun bir süre geçmeden babam annemle evlenme talebini ailesine açmış ve bir köy düğünüyle hayatlarını birleştirmiş bu iki çocuk. Resmi nikahları bile reşit olunca kıyılabilmiş ancak.

Birkaç yıl sonra tüm aile ilk evlatları olan babamın bir çocuğu olması beklentisi ile annemin bebek doğurmasını beklemişler. Çocuk birisi nasıl bebek doğuracaksa? Nihayet 1955 yılında müjdeyi vermiş babama annem. 56 yılı Ocak ayında ablamı kucağına almış annem. O arada babam da askere gitmiş. O dönemler askerlik 3 yıl olduğu için babam izne geldiğinde ablam 1 yaşını doldurmuş, yürümeye bile başlamış. Babamın izninde bana hamile kalan annem 1958 Kasım’ında da beni kucağına almış.

Askerliği bitip köye dönen babamı tarlada ırgatlık bekliyormuş tabii. Bunu istemeyen babam, önce Konya Şeker Fabrikası’nda işçi olarak başlamış, daha sonra 1960 yılı ortasında Kütahya Ceza ve İnfaz Kurumu’nda memur olarak görev yapmaya başlamış. Sonrasında bir ev kiralayıp bizleri götürmek için dedemden izin istediğinde annemin babası Hacı Memet Bey izin vermemiş. Köy kahvesinde arkadaşları “Kızını trende çalarlar, başına hal gelir, sakon gönderme onu” diye uyarmışlar onu. Cahil olunca insan her söylenene inanıyor demek ki.

Neyse… Uzun süre ısrar edip kesin çok dikkatli olunacağı garantisi verilmiş ve bizler Kütahya’ya göç etmişiz. O yıllarda ilkokul mezunları bile iş bulabildiğinden arkadaşları babama annemin de çalışmasının iyi olacağını, çeşitli kurumların memur alımı yaptığını söyleseler de babacığım buna asla razı olmamış ve 1961 yılının Şubat’ında doğan üçüncü çocuğu bir de erkek olunca annemin çalışma olasılığı sıfırlanmış.

Aradan geçen yıllar içinde babam kız olmamıza rağmen bizlerin eğitimi için elinden gelen desteği esirgemedi. Buna karşı çıkan babaanneme bile “Gerekirse ceketimi satar kızlarımı okuturum” diye cevap vermiş. Lakin bazı talihsizlikler sonucunda biz iki kız kardeş pek de iyi bir eğitim alamadık. Çok erken yaşlarda çalışma hayatıyla tanıştık. Hatta ben yaşımı büyütüp atıldım iş hayatına.

Köyden Kütahya’ya ziyarete gelen dedem her seferinde geçmiş günlerde yaşananları bizlere anlatır, ne kadar çok hata yaptığından dem vururdu. “Keşke öğretmenin sözüne inanıp kızımı daha çok okutsaydım” diye hayıflanırdı. Kırklı, ellili, atmışlı yıllarda olduğu gibi kadınların kaderi bugün de erkek kişilerin kararlarıyla şekilleniyor. Özellikle köylerde, şehrin gettolarında ataerkin tüm şiddetiyle sürüyor. 2022’ye gireceğimiz şu günlerde bile kadınlar şiddet görüp hunharca katlediliyor.

Anneler! Lütfen önce oğullarımızı eğitelim. Onları pohpohlayıp “Sen aslansın, kaplansın” diyerek sonsuz özgürlük vermeyelim ki kadınlar kendilerini bilmez erkeklerin elinde yaşamlarını yitirmesinler. Unutmayalım ki kadın-erkek eşittir. Yan yana yürümelidirler bir ömür boyu.

Bir Cevap Yazın