BALIK BAŞTAN KOKTU BİR KERE

İpin ucu kaçtı; kim nasıl toparlar, kime dokunur, kimi önüne katar belirsiz… Kurunun yanında yaşlar yanacak, daha kaç can gider, kimsenin umurunda da değil gibi görünüyor…

Gizlerle, şeffaflıktan uzak yönetim hataları ile, hele de ortalığa onca spekülasyonun yayılmasına, dezenformasyonun alıp başını gitmesine izin verince; Çarşamba pazarına dönmesi kaçınılmazdı, öyle de oldu…

ADAMINA GÖRENİN SONU…

Keserin her dem size göre yontmasından mı başlamalı; ilkokul müsameresi gibi ülke ve pandemik süreci yönetmenizden mi dem vurmalı, elle tutulur savunulur hiçbir yan bırakmamanıza mı sızlanmalı… Her taraf enkaz!

Sizlerin yarattığınız yönetim boşluğu, önüne geç(e)mediğiniz kirlenme, sokakta insanları nerede ise, boğaz boğaza getiriyor; yine de umurunuzda olmuyor…

Bunca bölünmüşlük, nefret yetmez gibi; şimdilerde de aşılı, aşısız ayrışması başladı… Herkes elde bıçak bekliyor nerede ise… Gücü yeten, yettiğini boğazlayacak… O derece!

İlk günden gerek veri gerek aşılar konusunda şeffaf olunsa idi, TV’ler, meydan şarlatanlara bırakılmamış olunsa idi, insanların beyni bunca kirlenmeyecek; belki aşıya daha ılımlı yaklaşabileceklerdi…

Hele o neyididüğü belli olmaz yasaklarınız, arkasındaki mantıksızlık silsilesi, akıllarımızı toptan yedirtti… Avm’lerde, toplu taşımda, geçtiğin sokağın başındaki herhangi işletmede uğramayan bulaşı/kovid; ne hikmet ise bizleri parkta, sahilde bilumum açık alanlarda mı yakalayacakmış… Kargalar bile gülmedi!

Bilim insanı, sağlıkçı diye ekranlara doluşanlar; tuzlamadan tut da kelle paçaya, “Türk geni koruyuculuğu” martavalları sıkar iken, nelerdeydiniz acaba? Nasıl ve neden göz yumdunuz?

Kendileriniz iç içe, kucak kucağa mitingler, düğünler, cenazeler yapıyor; maskeyi, mesafeyi hiçe sayıyorsanız, kimsenin de yasaklarınızı takmasını beklemeyeceksiniz…

Verdiğiniz görüntülerle; insanlar ne pandemiye inanıyor, inanmadıkları sürecin çaresi olabilecek tedavileri, aşıları da istemiyor. Mutlu musunuz?

Bilimsel yolla, güven ilişkisi ile çözemediğiniz sorunlarda da her zaman olduğu gibi; dayatmacılıkla, son dakika kararları ile, hayatlara ipotek koyma yoluna gidiyorsunuz.

Gün geçmiyor ki, her an bilmem ne bakanlığından, bakanlık adına ya imzasız ya da saçma sapan veriler, belgeler dolaşmaya görsün ortalıklarda…

Her türlü hak talebine, gösteri, miting türevi yasal hakka ipotek koyarken; şunca karanlık ve belirsizlik içinde, kafalardaki bu kadar karışıklık yetmedi: başını Abdurrahman Dilipak’ın çektiği, 11 Eylül’de İstanbul’da düzenlenmeyi planladıkları “Büyük Uyanış” adlı, aşı karşıtlığı mitingine, yasal izinler ne sebeple verilmekte?

Hedef nedir? Demokratik ve çok insani haklar, elzem konular “toplumsal düzeni bozuyor”,” devletin temellerini sarsıyor” dahası,” toplum huzurunu bozuyor” da bu, o gün insanları karşı karşıya getirmeyecek mi?

Yapılıp yapılmaması da değil, ki herkesin fikrini özgürce ifade etme taraftarıyım, burada başka bir koku var gibi… Her şey ‘provokasyona’ bahane ediliyorken, bu nedir bu?

Geçenlerde katıldığı TV programında, bilim kurulu üyesi Prof. Dr. Seval Şimşek:” Türkiyede aşı karşıtlığı değil, aşı kararsızlığı var” sözleri; aslında oldukça gerçekliği de yansıtmakta. Karşıtları yok denemez, yüzde olarak daha az olduğunu söylemiş doktor. Ben de benzer fikirdeyim.

Siz ne tarz donelerle, kafalardaki soru işaretlerini çözeceksiniz? Şu kadar belirsizlik arasına yenilerini ekleyerek mi, kulağınızın üstüne yatarak mı, yoksa herkesi susturup; aşı karşıtlarının sesinin büyümesine destek olarak mı?

Ayrıca, Pcr testi ve aşı karnesi uygulaması ile, dahası iki uygulamayı da aynı anda kabul ederek; sorunu çözemez ve içinden de sıyrılamazsınız…

Şiş veya kebap yanacak! Her iki tarafa birden göz kırpma hakkınız yok!  Ya insanların kafalarındaki muallaklığı giderecek çözümler üretecek, insan onurunu hiçe saymadan, dayatmadan, aşılamanın yollarını bulacaksınız veyahut da aşıyı komple devreden çıkaracaksınız…

Bir Cevap Yazın