ANTALYA, CORONA, ANTALYA VE İSTANBUL

Yine yollardayım. Neredeyse 3 ay oldu İstanbul’dan yola çıkalı. Biraz orada, biraz burada, çoğunlukla da Antalya’da arkadaşım, can dostum ve kardeşinin yanında geçti bu süre. Antalya’ya ilk gelişim Temmuz ayındaydı. Çok çok keyifli geçen bir ayın sonunda Assos’ta kamp yapmak hayaliyle Akçay’a geçtim.

Ağustos’un başıydı galiba. Her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor maalesef. O tarihlerde Manavgat’tan başlayarak neredeyse Akdeniz ve Ege’nin tamamındaki tatil yerlerini olumsuz etkileyen yangınlar -bence kasten yakıldı ya neyse- başladı ve yurt dışından rezervasyon yaptırıp gelenler otellerde konaklama şansını yitirince eş, dost, tanıdıklarının yanında geçirdiler zamanlarını. “Bu seni neden ilgilendiriyor peki?” demeden okuyun hele başımdan geçenleri.

Hani ben Assos’a gitmek için Akçay’a gittim ya orada bir dostumla buluşup onun çadırında kafa dinleyecektik güya. Lakin onun da yurt dışından bir akrabası gelip de onları zorunlu olarak evinde ağırlayınca bizim tatil yattı tabii ki. Ben birkaç gün Güre’ye oğlumun yanına gittim. Birkaç gün Akçay’da bir dostumun evinde konakladım çünkü tam tatil sezonu ve her yer doluydu. Ben de kendime zorla, tatlı-sert bir dille kapı buldum işte. İyi ki böyle dostluklar tesis ediliyor sosyal medyadan. Kimse bunu inkar edemez ama uzun soluklu olanları çok keyifli geçiyor. Bu güzel dostluklar her daim yaşansın bence. Yalnız siz siz olun sosyal medyadan dost edinirken çook çok dikkat edin, her türlüsü bu mecrada var maalesef.

O günlerde Antalya’dan gelen bir haber ile planlarım yeniden değişti ve rotamı oraya yönelttim. Oysa İstanbul için biletimi almıştım bile. Dostumun kız kardeşi, eşi ve oğlu coronanın yol açtığı delta varyantına yakalanmışlar ve hepsi evde karantina altına alınmış. Ki bu aile her şeye en yüksek derecede dikkat eden, sağlıklı beslenen, kalabalıklara karışmayan örnek bireylerden oluşuyor. Ama nereden nasıl olduğu bilinmez bu hastalığa yakalandılar. Sebebini halen bulamıyoruz.

Evde karantina sürerken babanın ateşi bir türlü düşmeyince 8 Ağustos akşamı Akdeniz Tıp Hastanesi’nin acilinden yatışı yapıldı. Yoğun bakım servisinde tedaviye alındığını duyunca hemen İstanbul biletimi iptal edip Antalya’ya yöneldim. 13 Ağustos’tan bugüne hastamızdan güzel bir haber alabilme ümidiyle geçen günlerde, hastane yetkililerinden detaylı bilgi alamamanın verdiği stresle birlikte sanki eli kolu bağlı, çaresiz kalmıştık. Bu süreci daha sonra ayrıntılarıyla kaleme alacağım zaten.

Hastamızın ikinci Sinovac aşısından sonra üçüncüsünü de olup hemen akabinde testinin pozitif çıkması hepimizi çok şaşırttı. Zira eşi ve oğlu da pozitif olmasına rağmen hastalığı çok hafif atlatmıştı. Akdeniz Tıp’ta geçen 15 günün sonunda hastamızda hiçbir iyileşme görülmeyip aksine günden güne kötüleşme başladı ve 23 Ağustos’ta bilinci de kapandı. Biz bir telaşla sosyal medyada derdimize çare arayınca Sağlık Bakanlığı’nın anında müdahalesi ile hemen özel hastaneye sevk edilerek entübe edildi. O tarihten bu yana her türlü duygu devinimi yaşadığımız stresli, telaşlı günlerimiz oldu. Her an her şey olabilir diyerek en kötüyü bile düşündük maalesef.

Corona virüsün hayatıma girip pandemi sürecinin başından bu yana hep dinlemişimdir hasta yakınlarından ama böyle bir deneyimi sevdiklerimle yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi. Günler ne getirir ne götürür bilinmiyor. Dün hastamızın eşine doktorun az da olsa iyileşme başladığını ve her şeyin yoluna gireceğini söylemesi bizim evde bayram havası yarattı. Bu iyileşmenin zor ve uzun olacağını eklemesi bile sevincimize engel olamadı. Bu yazıyı yazarken doktorun bugünki aramasını bekliyoruz heyecanla. Eminiz ki bundan sonra her şey çok güzel olacak.

Hep yeni umutlarla Şubat ayında yaşadıkları şehirden kalkıp buraya gelen insanlar başlarına böyle bir şeyin geleceğini nereden bilsin ki. Ama olsun, hayatta her şey insan için. Bu güzel insanların yeniden birbirlerine sarılıp ikinci baharlarını hatta ikinci hayatlarını yaşayacaklarını görmek kısmet olsun bize. Benim dileklerim bu yönde. Hiç kimse bu acıları yaşamasın ama bu coğrafyada süreçler çok farklı. Kolay geçecek süreçler bir aymazın, bir cahilin beceriksizliği ve sağlık sistemindeki boşluklar nedeniyle böyle cehenneme dönüyor maalesef bizim için. Eğer katlanamayacaksan, altından kalkamayacaksan, hizmet verdiğin cana ve yakınlarına değer vermeyeceksen, insan başta olmak üzere canlıları sevmeyeceksen sağlık sektöründe çalışma.

Yalnız hekimlere değil bu sitemim. Hemşire, hasta bakıcı, temizlikçi, ofiste çalışan memur, kantinde görevli elemanlar… Unutmayın hepimizin başına böyle talihsiz şeyler gelebilir ve hepimiz bir güler yüze ihtiyaç duyuyoruz. Birbirimize karşı dürüst olalım. Hiçbirimiz masum değiliz belki ama hepimiz alacağımız bir nefes için varız bu dünyada ve o son nefesimizi sevdiklerimizle birlikteyken vermek isteriz. Ellerini tutarak, gözlerine bakarak.

İşte böyle… Bu kadar değişik duygu karmaşası içinde dönüyorum İstanbul’a. En kısa süre içerisinde sağlık ve esenlik haberlerini alacağımı umuyorum hastamızın O vakit ben yine geleceğim Antalya’ya ve can yoldaşımla Kaleiçi’nde sevinçle göbek atacağız eniştesi tekrar aramıza döndü diye. Hep beraber mutlu mesut yaşayacaklar, hayallerini kurdukları dünya seyahatine çıkacak bu güzel aile. Haydi o vakit ben yola çıkayım yavaştan.

Sevdiğim, aşık olduğum, herkesin kaçmak için can attığı şehir İstanbul! Bekle beni geliyorum. 

Bir Cevap Yazın