ZORU SEÇMEK: ZALE KARADEMİR

 Doğurup sokağa atmanın, doğurduğunu sahipsiz bırakmanın çokça yaşandığı günümüzde insan kalabilen, sevebilme yetisi geniş insanlar da var çevremizde. Kan ve soy bağı olmadığı halde annelik içgüdüsünün de yoğunluğu ile başka çocuklara da annelik yapan, kol kanat geren, anne veya ebeveyn olmayı seçen insanları da görüyoruz hayatın içinde…

Zale Karademir de öyle bir kadın. İki tane çocuk büyütmüş olmasına rağmen bütün gençlerin, ailesi uzakta olan çocukların ya da bir annenin bir insan olabileceği her yerde herkesin biraz annesi de olan bir kadın. Zale neden bizim konumuz, neden bu röportaj serisinin konuğu derseniz de dostum, yoldaşım olduğu kadar manevi annemdir de…

10 Ekim Ankara Gar Katliamı sonrasında yollarımızın kesişmesinden de öte, hayatımız derinden birbirine bağlandı. O günlerden sonra kah birbirimize ağlayacak omuz olduk kah dost-arkadaş olduk, çoğu zamansa anne-kız…

Zoru Seçmek, Lgbti+’ları aile ve yakınlarının çocuklarıyla, çevresindekilerle barışık yaşayabilme, beraber yol alabilme hikayelerinden oluşan bir seri. “Ne olursan ol yanındayım, seninleyim, ötelenmene, elalem terörüne, toplumun dayatmalarına karşı senden vazgeçmeyeceğim, mutluluğunu önemsiyorum, yaşam hakkını savunuyorum” demenin başka bir yolu… “Yanlış da değilsin yalnız da değilsin. Annenim yanındayım, babanım yanındayım! Aileniz yanındayız!” baş kaldırışı, sonsuz sevebilmenin göstergesi. “Başka Bir Aile Mümkün”lüğünün canlı örneklerinden bazı ailelerin yaşadıkları, içlerinde ve toplumda aldıkları yolla ilgili, serüvenleriyle ilgili.

Bu aile ve yakınlarının hikayelerine ben de manevi annemle destek sunmak istedim. Neden manevi annem? Öncelikle biyolojik anne ve aileler için çocuklarının, sevdiklerinin yanında durabilmek genelde daha mümkün. Kolay demiyorum, zoru başararak mümkün! Manen bir evlat seçmek, bir trans kadının anneliğini de üstlenmek nasıldır, nasıl bir ‘Zoru Seçmek’ durumuna da ‘Evet’ dedi, kendinden dinleyelim?

 

Siz neden zoru seçtiniz?

Küçüklüğümden beri tüm ötelenen, ötekileştirilen insanlara yakınlık duyar, kendimi de yakın hissederdim. Doğduğum, çocukluğumun da geçtiği ildeki ‘ötekiler’ Çingenelerdi mesela… Devletin de başta olmak üzere tüm toplum tarafından itilen, iş dahi verilmeyen insanlardı. Sonra hayatın akışıyla İstanbul’a taşınınca da ötelenenlerin çokluğuna, çeşitliliğine tanık oldum. Kürtler, Ermeniler vs vs… İzlediğim bir film algılarımı biraz daha açtı: Gece, Melek ve Bizim Çocuklar. Cinsiyet kimlikleri, cinsel yönelimlerine dair… 2015 yılında sosyal medyada karşılıklı takipleştiğimiz bir hesap vardı, açık kimlikli bir trans kadın. 10 Ekim Ankara sonrasında da yollarımız ayrılmamacasına bağlandı. Yoğunluğumuz, yakınlığımız bizi anne-kızlığa kadar getirdi. O sebeple ‘Zoru Seçmek’ durumu pek yok aslında.

 

Peki sizin bir kızınız bir de oğlunuz var. Trans kızınız da aileye dahil olunca onlar arasındaki uyumu nasıl sağladınız, ilişkileri nasıl?

Açıkçası benim 24 yaşında yetişkin bir genç kızım ve trans kızımdan 2 yaş da büyük bir oğlum var. Oğlum evli ve ayrı yaşıyor, özel günlerde bir araya geliyoruz. Kızımla da abla-kardeş gibiler. Uyumları çok iyi. Birbirlerinden fikir alışverişi yapar, danışırlar, hatta iş hayatında bile beraberler. –Editörüm olur kendisi, Gök öpüyorum seni. Gülünmesin ya…- Ben de kızlarımın uyumunu, diyaloglarını uzaktan zevkle izliyorum. Kardeşçesine anlaşıyorlar, yaşlarının da yakın olmasıyla ilişkileri daha yoğun.

Manevi kızının trans olması nedeniyle ailede, yakın eş dost çevresinde negatif tepkiler aldınız mı? Sert çıkışlar oldu mu ya da…?

Sen kişilerin hayatına karışmazsan, müdahaleci olmazsa kimse de sana karışamıyor. O sebeple de ailede ya da yakın çevreden herhangi bir tepki almadım. Mesela manevi kızım bana ‘Ahretlik’ der, bunu duyan dünürüm de aynısını demeye başladı. ‘Ben de dahil olacağım’ dedi. –Kocaman bir ahretlik ailesine doğru yol alıyoruz, hayırlısı be gülüm- Arkadaş ve dost çevremiz de manevi kızımla aynıdır genelde, orda da insanlar zaten belirli bir bilinç düzeyinde, sorun yok yani. Çeşitli ortamlarda ‘Manevi bir trans kadın annesiyim’ de diyorum. Yaşanan hayatlara saygı duymayı öğrenen insanlarla çevrili etrafımız sanırım.

Manevi kızınızın hayatının bir döneminde zorunlu seks işçiliği de var. O dönemlerinde tanışsaydınız yine de ailenize ve hayatınıza sokabilir miydiniz?

Kızımın o dönemlerini biliyorum elbette. Sanki çok şey değişmezdi, elbette afaki bir soruya cevap veriyorum şu anda. Açıkçası hayatıma ve aileme çok insan soktum. Ailede olması zor olsa da dışarıda görüşülürdü veya başka ortamlarda ama sırf o sebeple hayatımdan çıkarmazdım. Hayatımdan çıkarma sebebim uyuşamama, dostluğumuzun sarsılması gibi sebepler olurdu sadece.

 

Günün birinde kızınız gelse ve ‘geçinemiyorum, iş bulmakta zorlanıyorum, zorunlu seks işçiliğine dönme kararı aldım’ dese tavrınızla beraber ilişkileriniz nasıl olurdu?

Önce kendi şartlarım dahilinde elimden bir şey gelir mi, nasıl destek sunabilirim ona bakardım. Dönmemesi için telkinde bulunur ve zorunluluk hallerini ortadan kaldırmaya çalışırdım. –Araya girip desteğinizi kabul etmedi ve başka çözümüm yok diye ısrar etti diye soru sıkıştırıyorum.- Çevremizde gizliden seks işçiliği yapan, dürüst davranmayan insanlar da var. Dürüst davranmış olmasını önemserdim. Kızım ve kızım gibi zorunlu seks işçiliği yapan insanların hayatlarının kolaylaştırılması için başta devlet, devlet destekli güvencesizlik konularında da daha faal yollar denemeyi izlemeyi deneyebilirdim. Öncelikli olarak yine de kendi imkanlarım dahilinde çözümler üretmeyi seçerdim. Belki daha genç yaşta olsaydım tavrım farklı olabilirdi, o da bir gerçek! Artık hayatı ve de zorunlulukları daha iyi bildiğim için de saygı duyar, olanı kabullenirdim.

Ece hayatınıza girdikten sonra toplumdaki fobikliğin daha mı çok farkına vardınız? Algıda seçicilik oluştu mu? Ece’den önce de toplumun fobikliği gözünüze çarpıyor muydu?

Öncesinde de farkındaydım. Fark şuydu: fobikliği yaşayan birileriyle bunca yakın bir ilişkim yoktu, bir nevi fobikliğin muhattabı oluyorsunuz… Beş yıldır Lgbti+ mücadelesinde de yanlarında olmaya çalışıyorum. Açık kimliklerinin, hayatlarının ne derece zor olabildiğinin bilincinde ve ayrımında oldum.

Beş yıldır Lgbti+’ların mücadelelerinin yanındayım dediniz. Sizin gördükleriniz neler? Talepleri, beklentileri nedir, ne sitiyorlar?

Öncelikli olarak toplumda varlıklarının kabulünü istiyorlar. Okullar okuyorlar, meslek ediniyorlar, yüksek lisans yapmak için yurtdışına giden tanıdığım kişiler ve translar da var misal, eğitim alabilmek, eğitim aldıkları mesleklerde de iş bulabilmek istiyorlar. İnsan olmaktan gelen temel haklarını istiyorlar. Barınma hakkı istiyorlar, fayiş fiyatlarda gettolarda yaşamamak istiyorlar. Sağlık gibi temel haklarına ulaşabilmeyi istiyorlar. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin anayasal güvence altına alınmasını istiyorlar. Bütün insanların istedikleri ve isteyebilecekleri, doğuştan gelen haklarını istiyorlar. Nefes alabilmek istiyorlar! Devletin ve kolluk güçlerinin her an cenderesi altında olmadan yaşamak istiyorlar! Her anlamda sömürüye açık yaşıyorlar. Gettolarda yaşamaları onlara karşı nefret suçlarında daha fazla korunaksızlığı da getiriyor aslında. Kısmen hak mücadelelerinde düne göre biraz daha ileride, yarına göre daha gerideler. Hak mücadeleleri zaten her kesim için bir ileri, bir geri ilerliyor. Bu ülkede kadın olmak, çocuk olmak, hayvan olmak, kadın olarak iş hayatında olabilmek, kadının vücut bütününün korunması… İnsan olarak yaşayabilmek zoru bu ülkede!

Bir trans kadın annesi olmak ne demek? Ece’nin hayatınıza kattıkları var mı?

Genel anlamda çok fark yok fakat Ece’den sonra daha fazla kaygılanır oldum. Kızım ve oğlum için o derece kaygılanan, panikleyen birisi değilimdir. Ece dışarıdaysa eve dönene kadar arayan, mesajlaşan ve soran birisine dönüştüm. ‘Çantanızda cam şişe taşıyın’ diyen bir kızım var. O söz sonrası biraz daha fazla empati duygunuz gelişiyor, neler yaşamış olduğuna ya da yaşanabilir olduğuna dair… Sabırlı olmayı öğrendim, serinkanlı olmayı… Problem çözücüdür Ece. Olaylara biraz daha esnek ve pozitif bakabilmeyi öğrendim. –Yazar burada araya girdi, pohpohlanma seansı oluşmasın diye. Anneler hep aynı! Biyolojiği de manevisi de. Toz konduramıyorlar- Tek kötü yanı var; çok kadın kadındır. Kokoş biraz da o sebeple randevularında biraz gecikme huyu vardır. –Zaman aralığı 4 saat kadarmış, annem öyle diyor. Gömdü beni gömdü.-

Ece’den sonra bir anne olarak da sağda solda duyduğunuz fobik söylemlere karşı müdahale eder oldunuz mu? Yanlış bilgileri düzeltme, bilinçlendirme türevi müdahaleler ya da?

Kısmen, çok ağır bir müdahale etme durumunda kalmadım. Ufak düzeltmeler oldu elbette. Ben de yüzde yüz yetkin değilim, gelişmeye ve öğrenmeye çalışıyorum da diyebiliriz.

Siz aynı zamanda sokaklardan da haber yapan, sokağı da bilen bir habercisiniz. Gözlemlerinize de göre basın fobiklik düzeyi nasıl?

Evet, sokaklarda çok fazla gazeteci ve yazarla tanışıyor, çalışıyorsunuz da. Merkez medya ve özgür basın arasında çok büyük farklar var elbette. Özgür basındaki arkadaşlar daha bilinçliler, daha öğrenmeye, değişime açıklar. Sınıf bilinçleri de olduğu için daha da yapıcı ve esnekler. Merkez medyayı zaten konuşmaya gerek yok!

Artık daha bilinçli olduğunuzu düşünerek günün birinde kızınızın ya da oğlunuzun ‘ben eşcinselim ya da trans kadın/erkeğim’ dese, tavrınız ne olurdu?

Düşünürüm önce, ruhunu yaşayabilmesi için elimden ne geliyor diye. İnsanların olmadığı bir şeyi yaşamasını istemezdim elbette. Misal 1980’leri ve yasakları, baskı sürecini de bilen bir insanım. O süreçte bir gün bir kadın camdan cinnet halinde bağırıyordu. “Çalışmama izin vermiyor bu devlet, çalışamıyorum!” diye. O kişi Bülent Ersoy’du. Baskılanmanın ne demek olduğunu bilen, şahit olan birisi olarak çocuğumun hissettiği gibi yaşaması için elimden ne gelir onun araştırmasını yapar, yanında olurdum.

Son soruma geçeyim: Fobiklik mi yoksa cehalet mi öldürür? Salt fiziksel ölüm olarak düşünülmesin.

Cehalet elbette. Cehalet at gözlüğüyle ve bir tek kendi doğruları varmış gibi yaşamaktır. Bilgisi olmadan fikri olmaktır. Deneyimleyerek, temas ederek, tanıyarak fobikliğin önüne geçebilirsiniz. Bir yandan da bir erk’in hayat dayatması, toplumu şekillendirme çalışması, empoze etme çabaları da cehaleti ve fobikliği tetikler. Eski türk filmlerinde özellikle hep konsomatrisler ve hayat kadınları ikinci, çoğu zaman da üçüncü sınıf vatandaş olarak lanse edilir ama o kadınların zorunlulukları, nedenleri işlenmez. Sanki o kadınlar kötü olmak için ya da kötü olarak doğmuşlardır. Bunların hepsi empoze etme, dayatma, şekillendirme durumlarıdır…

Son sözleriniz, eklemek istedikleriniz var mıdır?

Bireylerin birbirlerinin hayatlarını ihlal etmeden hissettikleri gibi yaşayabilmeleri, oldukları gibi yaşayabilmesi, saygı duyulması gerektiğini vurgulamak isterim. Sevgiyle üstünden gelinemeyecek sorun yok diyorum.

Ailelerin çocuklarının yanında olmasına vurgu yaptı sık sık. Bu seride yer alan tüm ailelerin ve yakınlarının da altını çizdikleri gibi… Lgbti+’ların aile ve yakınlarının çocuklarının yanında olmasının etkilerini, o çocukların nasıl hayata tutunduklarını, aile ve çevresince dışlananların karşısında nasıl önde olduklarından bahsedip okul, iş ve kariyerdeki başarılara ulaştıklarından dem vurdu bolca.

Zale Karademir ile de bu röportaj serisinin formatı dışına çıktık, sonuçta anneliği seçen bir kadının nedenleri, algıları farklı olacaktı haliyle. Bu röportaj şu açıdan da önemliydi: İçerisinde sevgi olan her ilişkide insanlar bir arada yaşayıp birbirlerine kenetlenebiliyorlar. Kucaklaşıp bağırlarına basabiliyorlar.

Bu röportajla da Zoru Seçmek serisinin son konuğunu ağırlamış oldum. Benim açımdan dolu dolu geçen, bir sürü farklı çevreden de aile ve yakına ulaşan bir seriydi. Kapanış yazısında da kısa kısa özetler geçeceğim.

Aile olabilmek, ebeveyn olabilmek, sevebilmek, birbirimize dokunabilmek çok önemli. Sevgiyle, gökkuşağının altında başka hayatlar mümkün! Sevebilmek türlü türlü! Farklı aşklar, başka hayatlar ve başka bedenler de var! Tıpkı sevgi yelpazesinin genişliği, dilin, dinin, ırkın, ten renginin çeşitliliği gibi…

Başka bir dünya mümkün, bizlerin elinde olan!

NOT:: Çocukları, yakınları Lgbti+ olan, bu konuda nasıl bilinçlenebilirim, eğitim ya da deneyimlerine başvurabileceğim aileler, yakınları grupları var mı diyenler için LADEG+ ve LİSTAG Aile ve Yakınları Gruplar, CETAD, Benim Çocuğum belgesel filmi yeteri derecede aydınlatıcı olacaktır. Buradan da hepsine emekleri, çabaları ve mücadelelerinden ötürü bir kez daha selam yollamış, teşekkür etmiş olayım. Var ve daim olsunlar!

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL