ZORU SEÇMEK: PINAR ÖZER

 ‘Zor Seçmek’ bilinen her şeye kafa tutmak, direnmektir de. “Sizin kalıplarınız, kurallarınız, bitmeyen dedikodularınız, sözüm ona doğrularınız önemsiz, hiçbiri çocuğumun mutluluğundan önemli değil” demektir çokça da ‘Zoru Seçmek’.

“Cinsiyet kimliği/yönelimi hasta ve yanlış yapmaz. Tıpkı benden doğmayı seçmediği, seçemediği gibi cinsiyet kimliğini/yönelimini de seçemez.” Seçme şansı olmadığı bir şeyden ötürü insanlar ötelenemez, yok sayılamaz, dışlanamaz. Tıpkı dil, din, ırk ve renginden olduğu gibi…

 Tüm öğretilenlerin dışında yaşayan, çocuklarının, yakınlarının cinsel yönelim ve kimliğinden ötürü bağnazlığın, insana yaşam şansı vermeyen ‘genel ahlak’ın karşısına dikilip “Annesiyim, babasıyım, yakınıyım ve yalnız değil” diyen ebeveynler, aileler mevcut!

 Pınar Özer de zoru seçmiş bir anne. Pınar Özer’inki biraz daha zor çünkü o bir trans kadının annesi. Esprili, güler yüzlü, pozitif, direngeç bir kadın Pınar Özer. Belki espritüel yanı ayakta tutmuş, hayata direnebilme, trans annesi olabilmenin zorluklarını böyle aşabilmiş kim bilir!

 Zaman zaman şiveli cevaplarıyla tam hüzne boğulduğunuzda sizi oradan çekip çıkarabilecek kadar da güçlü bir kadın. Gözyaşları ve kahkaha hiç eksik olmadı dolu dolu sohbetimizde. Kısacası o gerçekten fedakar bir anne. Söz artık Pınar Özer’in, Pınar Pınar’ımın.

Pınar’cığım neden zoru seçtin? Dışlamak, yok saymak, kovmak dururken…

Aslında zorunda zoruymuş. İlk zamanlar kızımın cinsiyet kimliğini öğrendiğimde doğru olmadığını düşünerek “Değişir, düzelir nasılsa. Şimdi onu yalnız bırakamam” diye diye çıktığım bir yoldu. Zamanla öyle olmadığını anlayacaktım. Bu süreçte 2 yıl boyunca aklınıza gelebilecek her yola başvurdum. Manevi çözümlerden tutun da psikolog, psikayatr, her yolu denedim.

Açılım süreci travmatik miydi? Sürece sert tepkiler veren aile üyeleri, akrabalar var mıydı?

Kızım 16 yaşlarındaydı, ben de ciddi bir beyin kanaması yaşadığım süreçten geçiyordum. Uzun bir hastane tedavisi sonrası eve taburcu olmuştum. Çocuğum çok mutsuzdu, sık sık ağlıyordu. Önce sağlık sorunumdan dolayı endişeli sanıyordum, “Neyin var?” diye sorduğumda cevap vermiyordu. Bir süre daha devam edince yine sordum neyi olduğunu. “Anne ben kızım” dedi. Uzun bir sessizlik oldu. O sırada saniyeler içinde kafamda milyonlarca soru ve senaryo uçuştu. En öne çıkanı beni hastanede olduğum sırada taciz, tecavüz yaşamış olabileceğiydi. Evet böyle olmalıydı çünkü bize öğretilen kulaktan dolma bilgilerde çocukların tecavüz sonrasında böyle olduklarıydı. Bir üroloğa ulaştım. Randevu alırken telefonda doktora çocuğumun açıldığından ve benim kaygımdan bahsettim. Doktor da “Travma yaşatmayın çocuğa. Ergenlikte böbrek üstü bezler kontrol edilir deyin” demişti. Doktor randevusu ve kontrol sonrası kaygılarım haksız çıktı. Ürolog bana “Çocuğunuza sadece sıkıca sarılın” dedi.

Artık bizim için bambaşka bir süreç başlıyordu. Düzeltilmesi için iki yıla yakın süren tonla para harcadığımız, neredeyse hacizlere kadar gelen, psikologlar, psikiyatristler süreci… Hepsi de “Böyle düşünenler var ama düzeltebiliriz” diyorlardı. -21.yy’da halen hele de İstanbul gibi büyük bir şehirde böyle uzmanların oluşu… Ne desem az kalır. Ürolog bile daha bilinçli ve uzmanmış oysa ki…” Bir gün t-shirt almak için alışverişe çıktık. Ne versem kabinden itiraz ediyor, beni kabine sokmuyor, huysuzluk çıkarıyordu. Bir tanesini alıp zorla kabine girdiğimde ne göreyim! Kızımın göğüsleri vardı, göğüsleri çıkmaya başlamıştı. Sonra o sıra gittiğimiz terapistini aradım ve durumu anlattım. Terapisti “Bu durum beni aştı” diyerek Çapa Hastanesi’nden Şahika Hoca’nın telefonunu verdi. Şahika Hoca ile randevumuza gittiğimizde önce ben girmek, durumu anlatmak istedim. “Çocuğun için geldiysen çık kapıda bekle ve o gelsin” dedi. Bir süre sonra kızım odadan mutlu çıktı. Ben de odaya girdim. Şahika Hoca “Ne duymak istiyorsun?” dedi. Ben de “Çocuğumun nesi var, ne yapacağım, onları öğrenmek istiyorum” dedim. Hoca “Ne dememi istiyorsun hanım? Çocuğunun ‘akıl hastası’ olduğunu mu? Senin çocuğun trans bir kadın!” Trans kadın neydi, ben “Düzeltiriz” demesini bekliyordum. Ailede şizofreni de var, mental sorunları falan, saniyeler içinde ne kadar itiraz yapılırsa yaptım. Trans kızım vardı. O an beyin kanamasında yaşadığım gibi inme indi sanki, sol bacağım bende değilmiş gibiydi. Odadan tutuna tutuna çıktım, “kızım “özgürlüğüne kavuşan kuş” gibi çoktan bahçeye çıkmıştı bile. Onu eve yolladım sonra hastane bahçesinin banklarında iki saate yakın hönküre hönküre ağladım. Gelen geçen baş sağlığı diliyor, sakinleştirmeye çalışıyordu.

 

En uzun bitmeyen iki saatte aklımdan neler neler geçti. Elalemin söyleyecekleri, anne babamın diyecekleri, yetersiz bulunacak anneliğim, dul ve çalışan bir anne olarak çocuklarımla yeterince ilgilenemeyişime, çocuklarımın babasının söyleyeceklerine kadar. Belki yeterince ağlamanın sonucu mudur bilinmez, birden “Ben artık genç bir kız annesiyim, eğitim hayatı var, geleceği var, neler yapacağım” safhasına geçtim. Orada ´´oğlum´´ öldü, kızım doğdu. İlk kez yeni doğan bebekte neler yapıyordum, nasıl davranıyordum… Onun için ölmeye hazırsam şimdi de olmalıydım. Sanırım artık doğurma kısmı bitmiş ve gerçekten anne olma kısmı başlamıştı. Anne olmayı da seçmiştim.

Önce anne babama açıldım. Annem biyoloji öğretmeniydi. Hemen “Hormonlardandır yok öyle bir şey” dedi. Babamsa “Kızım işin zor bırakma çocuğunu” dedi. Uzun süre annemi çocuğumla görüştürmedim incitir diye. Ela’nın kendinden 4 yaş büyük abisi var yurtdışında okuyan. Oğlum “Anne bunlar olabilir, öyle insanlar da var” dedi. Kızımın babası ilk anda “Boşandın, çocukları da aldın gittin” dediyse de sonraları değişti tabii. Ela en küçük olduğu için çok düşkündü babası. İlk şokla ve uzun yıllar sonra bu gerçekle de karşılaşınca öyle tepkiler vermesini normal karşılıyorum artık…

Açılımı miad olarak alırsak hayatınızda neler değişti?

Evde artık genç bir kız vardı. Beklentileri, istekleri bedeni de değişen… Öğretim hayatının akmasını istiyordum, kızınsa o sıralar derdi başkaydı. Bedenini, hayatını ve kadın olmayı keşfetme derdine düşmüştü. O dönem %60 burslu olarak özel bir lisede okuyordu. Okul yönetimine ve hocalarına durumu açıkladığımda “Olmaz, başka çocuklara kötü örnek olur, veliler de istemez, al çocuğunu okulumuzdan” dediler. Açık liseye kaydettirdim ve hemen bir dersane buldum. Oraya da “Benim kızım bir trans, okulunda istemediler, bense kızımı okutmak istiyorum” dedim. Çok yardımcı oldular, emek verdiler. Neredeyse etüd sınıflarında bire bir dersler verdiler. O sayede kızım açık liseyi birincilikle bitirdi. O oje sürerdi, ben ders çalışır, anlatırdım. Beraber yeniden okullu olmuştuk. Üniversite sınavlarında da iyi puan alarak İstanbul Üniversitesi’ni kazandı. Dersanesiyse “Orada rahat edemez, özel bir üniversiteye yollayın” dedi. Benim karşılayacak durumum yoktu. Zorunlu olarak yine babasına müracat edildi. Başta direndi, son gün gelip kaydını yaptırttı. Üniversiteye başladığında da ilk işim yine okulda soluğu almak, kızımın ezilmesinin önüne geçmekti. İki sene önce de mezun oldu.

 Eskiye dair ne varsa toplayıp atıyordum. Kıyafetler vs sanki evden bir ölü çıkmış gibi… Kızımın ilk sütyenini de ben aldım, her şeyi yeniden öğreniyordum. Bir kış gecesi kız evde uzun kazakla dolaşıyor, ben de üşümesin diye kombini sonuna kadar açıyorum. Dedim ki “Bu bana bir mesaj vermeye çalışıyor”. Düşünürken hiç elbisesi olmadığını hatırlayıp ertesi gün elbise alarak yatağının üstüne bıraktım. Yüzündeki mutluluğu unutamam! Artık hayatımın rutinleri değişmişti. Kızımı bir yandan koruma derdi, bir yandan beraber ders çalışan bir yandan da mutluluğu için şifreler çözen…

 

Artık açık kimlikli olmaya da başlamıştım, röportajlar falan veriyordum. Pınar Selek ileydi ilk röportajım. Bana “Sen Ela’dan ne öğrendin” diye sordu. Ben de “Klitoris” demiştim. (Kahve boğazımda kalıyordu gülmeye başladığımızda) Burun estetiği için gittiğimiz doktora “Cinsiyet operasyonu yapıyor musunuz, klitorisli mi” diye sormuştu. Kadın olmayı, kadınlığı da bende yavaş yavaş kızımla/kızımdan öğreniyordum.

 

Sizi en çok ne zorladı? Çocuğunuzun cinsiyet kimliği mi yoksa dış çevre mi?

 

İkisi de aynı gidiyordu sanki. Gözümün önünde bildiğimden başka bir bireye dönüşen bir insan var. Öte yanda da transfobik, öteleyen, örseleyen bir toplum ve dış çevre… Kızım çok hassas ve kırılgandı. Ne zaman yalnız bıraksam özgüveni gelişsin diye toplum hiç etmek ister gibi hemen çörekleniyordu. Psikolojisini bozuyorlar, adeta çocuğu ‘öldürüyorlardı’!

Açılım süreci boyunca duygularınız nasıldı? Kendinizi yalnız ve çaresiz hissettiğiniz anlar oldu mu?

Çokça! Uzun süre konuşacak, dertleşecek, soracak kimsem yoktu. İnternet üzerindendi galiba, Lamda’yı buldum. Bir sürü sorular hazırladım ve derneğe gittim. O zamanlar ne trans kadın ne de trans erkek vardı derneklerde. Tam o zamanlarda birkaç çocuğun açık kimlikli aileleri bir araya gelecekmiş, telefonumu verecekken derneği polis bastı! Kimlik kontrolünden sonra dernekten çıktım. Beyoğlu’nun arka sokaklarını ve polis baskısını da böylece öğrenmiş olacaktım…

 Sizin deneyimleriniz, aynı durumdaki ailelere yol gösterici, ön açıcı oldu mu?

Demin de dediğim gibi aile grupları yeni oluşmaya başlıyordu, grupta da hiç trans annesi yoktu. Ben alanlara çıkan açık kimlikli ilk trans annesiyim. Bazen aile grubunda yalnızlık çektiğim olsa da yine de iyi geliyorlardı. 6 gün koşuşturup Cumartesileri iple çekiyordum. Aileler olarak bir araya geliyor, dertleşiyor, neler yaparız vs kararlar alıyorduk. O toplantılarda homofobi, bifoiden bahsediliyor, ben de bunun transfobisi yok mu deyip çantamı alarak çıkmaya yöneliyordum terör estirip. (Yüksek sesle kahkahalar attık) Sakinleştiriyorlardı tabii ki de beni. Beraber dönüşüyorduk, değişiyor, öğreniyorduk da. Sonra aramıza başka trans anneleri de katıldı, deneyimleri paylaşma sırası bana gelmişti. 

Tükendiğinizi hissettiğiniz oluyor mu?

Öyle bir süreç yaşamadım. En çok da deneyimlerimi paylaştığım halde çocuğuyla barışamayan, pes etmeye dönük ya da elaleme takılan insanları gördükçe yoruluyorum, zaman zaman zorlanıyorum. Bazı insanları ya da kalıplarını yıkmak zor olabiliyor cidden.

Güçlü olmayı nasıl başarıyorsunuz? Nelerden güç alırsınız?

Yapı olarak güçlüyüm sanırım. Bilmediğimi bilmiyorum deyip öğrenmek ya da hızla değişen hayata hızla adapte olmak ki hayatımız hızla değişiyor. Bunlar güçlü kılıyor, mücadeleci kılıyor.

Artık kızınızla daha yakın mısınız? Özelini paylaşır mı, sırdaş mısınız?

İlk açılım (hissettiği cinsiyet kimliği, aile, çevre, toplum vs açıklamak) yaşadığımız günden beri yakınız. Üniversiteye başladığı süreçte ilk sevgilisi olmuştu, söylemişti de zaten. Artık dost, arkadaş gibiyiz de.

Peki içinde olduğunuz aile grubu neden var? Cidden bir boşluk doldurdunuz mu?

LADEQ ile beraber daha önce de içinde olduğumuz LİSTAG bir dönemler bizlerin de yaşadığı yalnızlığı ve kimsesizliği yaşamasınlar diye varız! “Benim Çocuğum” filmi sürecinde Ayşe Arman röportaj yapmak istemişti. Ayşe’ye tek şartım olduğunu söyledim: Kocaman puntolarla “Ben bir dönme annesiyim” yazarsan… - Tıpta trans/transseksüel kadın olsa da toplum dönme diyerek kırıyor, inceliyor. O ayrıştırıcı dile atfenmiş – Çok ses getirdi, derneğin danışma hattını çok farklı yerlerden arayanlar oldu. Köylerden eğitimli eğitimsiz her kesimden insan aradı. Köyden arayan bir aile “Biz de elalem kaygılarıyla yıllardır çocuğumuzla görüşmüyoruz” deyip ağlayan insanlar da oldu. Bu gibi durumlar olunca iyi ki varmışız iyi ki dokunuyoruz diyorum. Deneyimlerimizi paylaşma sebebimiz bu ya da önceki röportajlar, toplantılar, çekilen film çocuklar terk edilmesin, kimsesiz kalmasınlar! Ailelere “Bununla da yaşanabilir”i göstermek, sevginin üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey olmadığını anlatabilmek.

Son sorum tüm yaşadıklarınızı düşünürseniz fobiklikler mi yoksa cehalet mi öldürüyor? Öldürmeyi salt fiziksel olarak düşünmeyelim.

Bana göre ikisi de eşit düzeyde. Eğitmek bazen aşmaya yol açmayabiliyor.

Röportajımı bitirirken “Eklemek istediğiniz ya da şunu da sorsaydınız bir şey var mı?” diyorum. “Her şeyi gördüm ve yaşadım ama bir şey çok canımı sıktı” diyerek devam ediyor. “Cinsiyet uyumlanması için dava açmıştık. Sonunda kızımın koluna kaşe bastılar… Damgaladılar kızımı. O çok canımı yakmıştı, sinirimden ağlatmıştı.” Bunları anlatırken başka bir şey hatırlıyor. Levent’te bir hukuk firmasında gittiği bilinçlendirme sonrasında iş başvurusu dormundan cinsiyet ibaresinin kaldırılmasına vesile olduğunu anlattı. 

İlk anlarda mesafeli olan anneanne artık Ela’ya ruj alan, kolye seçen bir kadına dönüşmüş misal… Yazlıklarında konu komşuyu bilgilendiren, torununu denize girmeye teşvik eden vs…

Anne ve ailenin yanında olmasının neleri değiştirip dönüştürdüğünün örneklerini gösterdi bize Sevgili Pınar Özer.

Anneliğin, hele de trans anne olmanın ne büyük emeklere, özverilere yol açtığını gösterdi Pınar’cığım. Sohbeti çok keyifli kadındı, uzun uzun anlatan. Kzıını ikinci kere doğurmanın ne demek olduğundan derinlemesine bahsetti. Bu arada kızı kendi isminde kararsız kalınca isim önererek Ela olmasını da Pınar’ım sağlamış.

Çok şeylerden bahsettik, kiminin özel kalmasını doğru buldum. Kimi yerlerde “Okumayı çok seven bir toplum olarak uzun metinlere yoğun ilgimizden ötürü” kısaltmaya gitmeyi uygun gördüm kendimce. Eksikleri, kusurları varsa da affola afedersin Pınar’cığım.

Canım annem geldi gözlerimin önüne. Yaşadıkları, yaşattıklarım, belki de hiç farkında olmadıklarım… Empati de bir yere kadar. Bu röportaj serisi bunu bana çok daha iyi öğretti!

Translar vardır! Alışın buradayız, gitmiyoruz!

LADEQ Danışma Hattı:

 0531 467 77 53

 www.ladeg.org

 ladegaile@gmail.com

 www.benimcocugumbelgeseli.com

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL