ZORU SEÇMEK: GÜNSELİ DUM

 Biraz göz ardı edilen veya çok bilinmeyen bir kesim var: LGBTİ+’ların aileleri ve yakınları. Oysa açılım salt LGBTİ+’lar için değil, ailesini ve yakınlarını da sarsan, onların da hayatlarını kökten değiştiren bir durumdur.

Sizlere bugüne kadar bireylerin üzerinden LGBTİ+ sorunsalını sundum, hayatlarından da kesitler vermeye çalıştım. Peki bizler ağaç kovuğundan mı çıktık, yerden ot gibi mi bittik? Bireylerden söz ederken, ailelerden veya yakınlardan da bahsetmek gerekmez mi?

Onların sözleri, sorunları yok mudur? Bizlerle beraber onlar da dönüşüm yaşamazlar mı? Kimileri için sonsuz sevgi ve hoşgörüyle sevdiğine verdiği değerle aşılabilecek durumken, kimilerinin de başa çıkamadığı, büyük bir travmadır… sevgilerinin, sabırlarının dipsizliğiyle, sevdiklerine duydukları koşulsuz sevgiyle, ‘ne olursan ol benim çocuğumsun, canımsın’ diyebilen insanlar var. Abartısız önlerinde şapka çıkarılacak yüce insanları dışlamak, sorumluluktan kaçmak çok kolaydır güçsüzlük, pes etmek. Bir de zoru seçen, her şeye rağmen çocuğunun, yakınının belki de ebeveyninin yanında durabile insanlığın yüz akları vardır.

Zoru seçmek ‘ne olursan ol sevgimle yanındayım, arkandayım, seni bu dünyada yalnız bırakmayacağım, senin mutluluğun dünyalara bedel’ demektir. İkincisi olacak röportaj serime o insanların güçlülüğüne istinaden ‘Zoru Seçmek’ adını verdim. Her röportajda, her hikayede göreceksiniz k, çocukları, yakınları için her biri birer kahramanlar, birer yırtıcılar konu sevdiklerinin mutlulukları olunca, birer kaleler sevdiklerini sevgiyle kuşatan.

Üç hafta kadar önce şehir dışından bir teklif almıştım. Toplumsal Cinsiyet Atölyesi düzenlemek üzere… biraz kaygılıydım da açıkçası. Kabul ettim ve gideceğim yere de ulaştım. Orada yalnız değildim davetli olarak. Birisi gözleri çakmak çakmak, biraz tez canlı, hep rekorunu egale etmek ister canlılığında olan, diğeri de keza o derece tatlı iki anne vardı.

Rekora koşar havasında olan kadın, bu röportajımızın konuğu. Bir gay annesi. Oğlunun hak mücadelesinde alanlara ilk çıkanlardan. Onur Haftası’nda gururla ‘oğlumun arkasındayım’ diyenlerden. Sevgili Sema Yakar ile ipi ilk göğüsleyenlerden. Bugün LGBTİ+’ların aileleri ve yakınlarından bahsedebiliyorsak sevgili Günseli Dum’un da emekleri büyüktür. 3 gün yan yana olmanın sonucu benim için de bir anne, renkli bir arkadaş biraz da kankiş olmak oldu Günseli’ciğimle. Adından sadece S diye bahsedeceğim diğer anne de çok tatlıydı. S diyorum çünkü oğlu ailenin tam olarak açık olmasını istemiyormuş henüz.

Ben sizlere Günseli’yi anlatmaya anlatırım da elbette onun kendi sesi var, tümceleri var. Sesini, mücadelesini, yaşadıklarını anlatmaya aracı olabilmek, yeniden görebilmek büyük mutluluktu. Öyleyse söz Günseli’nin olsun. Bakalım hikayesi neymiş, hikayesinden hayatımıza neler katabiliriz acaba?

Neden zoru seçtiniz?

Ben kendimi bildim bileli kadın mücadelesi başta olmak üzere sınıf mücadelesini bilen, içinde olan, halk savunucusu bir insandım. LGBTİ+’ların mücadelesinden habersizdim kısmen. Ta ki çocuğumun eşcinsel olabilme ihtimalini fark edene kadar… bilimsel alanda çalışan birisiydim, ilk şüphelerimle Çapa Tıp Fakültesi’ndeki cinsellik konusunda uzman bir hocaya ulaşıp bilgilenmeyi seçtim. Hocadan çocuğumun ‘hasta’ olmadığını, tedavi edilecek durum olmadığını derin ve açıklayıcı bir bilgilendirme ile öğrendim. Sonrasında da cinsellikle cinsel kimlikler/yönelimler üzerine bulduğum bütün kitapları okumaya başladım. Çocuğumu hiç üzmeden büyütmeye devam ettim. Şimdi neden zoru seçtiğime dönersek, toplumun bu konudaki bilgisizliği, fobikliğini, ön yargılarını fark etmeye başlamıştım. Çocuğumu üzmelerine izin veremezdim. Onun mutluluğu her şeyden önemliydi çünkü. Hiçbir çocuğun üzülmemesi için deneyimlerim ve öğrendiklerimle ailelere ulaşabilme arzusu güttüm.

Açılım süreci travmatik miydi?

Bizim ailede bu süreç sorunsuz geçti. Kısa sürede yakın eş, dost çevresine de açtım. Çocuğum yanlış değildi, gay olduğunu söylemekte sakınca görmedim. 2 seneye yakın bilgilenmenin sonucunda bakış açım da değişip yeni gerçekle yüzleşmem daha da kolaylaşmıştı. Evet, benim çocuğum hemcinslerinden hoşlanıyordu. –Aile olarak açık fikirli ve araştırmacı olmak sevginin büyüklüğü travması olarak atlatılmasını sağlamış.-

Ailede ya da yakın akraba çevresinde açılım sonrasında çok şiddetli tepki gösterenler oldu mu?

Çekirdek aile dışında dayılar, teyzelere de çocuğumun izin verdiği ölçüde açıldık. Hiç unutmam oğlumun eşcinsel olduğunu öğrendikten sonra anneannesi de araştırmalar yaparak bazı kendi arkadaşlarını bilinçlendirmişti.

Açılım sonrasında evladınız gözünüzde hala aynı mıydı?

Evet çünkü biz çocuğumuzu maço bir havada, ‘erkek doğdu’ diye ayrıcalıklı olarak yetiştirmedik. Kadınla erkeğin eşit olduğu, aynı haklara sahip olduğunu fikirleriyle büyüttük. Sonuçta evladımız aynı insandı. Hayatında değişen bir şey de yoktu.

Sizi en çok ne zorladı? Çocuğunuzun eşcinsel yönelimi mi yoksa dış çevre mi?

Dış çevreydi! Çocuğumun gay olduğunu öğrendikten sonra onun için kaygılarım arttı. Korumacı yanım sivrilerek daha meraklı ve kaygılı birine dönüştüm. İnsanların ona zarar verme ihtimaliyle belki ipin ucunu kaçırdığım anlar bile olmuş olabilir. Nerede, kimlerle ne yapar, iyi midir? Abartmaya başladığım anda bir arkadaşım ‘Çocuğun şehir dışında bir okul kazansaydı göndermeyecek miydin? Orada da bu kadar rahat kontrol edebilecek miydin?’ diyene kadar… ‘Sen 17-18 yaşına kadar ne verdinse verdin. Kişiliği oturmuştur, doğruyu yanlışı öğrenmiştir, artık biraz rahat bırak’ demesini halen anımsarım. –Biraz buruk gülümsüyor- Arkadaşlarını da tanımaya başladıkça daha da rahatlamaya, böylece onu da biraz daha rahat bırakmaya başladım. Aslında bir art niyet yoktu. Toplumumuzun yapısını iyice anlamaya başlamış, homofobinin/transfobinin yüksekliğini daha da fark eder olmanın sonucuydu. Zaman zaman arkadaşları sorunlar yaşamışlardı. Benim misyonum bu oldu, olmaya başladı.

Sizin bireysel deneyimleriniz birilerinin hayatında değişimlere yol açtı mı?

Elbette! Bir aileler grubu oluşmadan önce çocuklarımızın açık kimlikli olanların aileleriyle tanışmalar, kafelerde düzenli görüşmeler başlamıştı. Bu süreç yavaş yavaş Listag’ın oluşumuna doğru giden sürecin kilometre taşlarının da döşendiği yıllara denk düşer. İtalya’dan getirdiğimiz bir aile filmine Türkçe altyazı yaptırarak gittiğimiz panellerde konuşmalarımız sırasında da göstermeye başladık.

Sizin aile ve bireysel olarak açılımınız?

Biz kendi ailem ve başka da birkaç aileyle 2008 yılından beri açıktık. Çok çabuk büyüdük ve geliştik aileler olarak. Aslında belki de tam olarak 2010 yılından sonra sayımızın daha da çok artması sebebiyle de olabilir, biz aileler çocuklarımızın, sevdiklerimizin cinsel yönelim ve kimliklerini daha cesurca açıklar olmuştuk. Sonrasını ise 2013 yılında ‘Benim Çocuğum’ belgesel filmi izler. Buradan da filmin yönetmeni Sevgili Can Candan hocaya teşekkür ve selamlarımızı da iletelim. Herkesin izlemesini arzu ederim.

İlk açılım sırasında kendinizi yalnız hissettiniz mi ya da dünyada tekmiş gibi?

Onu pek yaşadım diyemem. Yakın çevremde konuşabileceğim, beni anlayabilecek 4-5 tane yakın arkadaşım vardı, sonra benimle Onur Haftası’na alanlara da gelen iyi dost ve arkadaşlara sahiptim. Çocukları heteroseksüel olmasına rağmen elalem ne derdi diye düşünmeden alalarda varlıklarını esirgemediler. ‘Annenim yanındayım! Babanım yanındayım!’ diye pankart taşıdılar yanımda. Çok şanslıydım. Ayrıca okuyarak, bilgilenerek aşıyordum o süreci.

 

Tükendiğinizi, yorulduğunuzu hissettiğiniz oluyor mu?

Galiba buna aktivist yorgunluğu diyorlar, arada oluyor. 2008’den beri 10 yıldır Listag (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, İnterseks Aileleri ve Yakınları Grubu)’da gönüllü aktivistlik yapıyorum, çok anne ve aile dinledim, çoğuyla da ağladım. Yorgunluğu, çaresizliğiyle sokakta kalmak zorunda kalan gayler ve transları duyduğum zaman hissediyorum daha çok. Öyle dönemlerde zengin olmak ya da hatırı sayılır mal varlığına sahip olmayı arzuladığım zamanlar oldu… o anlar ‘ahh keşke vakıf olsaydık ve elimizden daha çok şeyler gelebilseydi’ anlarıdır. Biliyorum, trans kadınlara yönelik misafirhane (Eylül Cansın Trans Kadın Misafirhanesi) var ama yetmediğini ya da zaman zaman sıkıntılar çektiklerinin de farkındayım. Arada destek olabilsek de yetmediğini de biliyorum. Böyle bir misafirhane daha açabilmek isterdim. Çaresizlik bu anlamda yorgunluk hissettiriyor. Yani. Ayrıca başta da belirttiğim aktivizm yorgunluğunu aşmak, aramızdaki iletişimi de güçlendirmek adına Listag olarak iki senedir de grup terapisi alıyoruz. Bu terapi grubumuza çok şeyler kattı; empati, iletişim, grup içi sorun çözebilme becerileri vs diyebilirim.

Güçlü olmayı nasıl başarıyorsunuz? Nelerden motive oluyorsunuz?

Danışma hattında olduğum anlardan birinde bana ulaşan bir annenin ‘iyi ki sizi aradım, bilgilendirmeleriniz sonucu çocuğuma artık sarılacağım’ demesi… Ya da intiharın eşiğine gelmiş bir çocuğa ‘ailene bizi arat’ deyip aileye ulaşarak dönüşümlerini sağlayabilmek, çocuğa serinkanlı davranmasını aşılayabilmek… Bunlar ve türevleri ayakta kalabilmemi, yorgunluktan çıkabilmemi sağlıyor açıkçası. Bir fark yaratabilme, birilerinin hayatına dokunabilme çok motive edici. Belki de farkında olmadan ulaştığınız değişen hayatlar da olabiliyor, bir şekilde ulaştığımız ya da bilmeden dokunduğumuz da, filmimizi izlemişler belki de… Danışma hatlarımızın yoğunluğu daha çok ulaşmamız gereken insanların olduğunu bilmek, daha çok tetikliyor, güçlü kılıyor… bazen de psikiyatristlerle yapılan toplantılara ilk kez katılan ailelerin, yakınların ‘iyi ki beni davet ettiniz’ demesi güçlü kılıyor.

Hiç başarısızlık yaşadığınız ya da ulaşamadığınız, belki de sizlerle iletişime geçtiği halde aşamayanlar yok mu?

Cinsel Eğitim ve Tedavi Derneği’nin toplantılarına ya da bizim toplantılarımıza birkaç kez gelip bırakanlar da olabiliyor. Bazı şeyler, aşmak da zor olabiliyor ama temeli aldıktan sonra gecikmeli de olsa değişebilen aileler de olabiliyor. Evet, çok sert kabuğa sahip olup hiç dönüşemeyen ya da ailedeki bazı fertleri dönüşemeyen durumlar da olabiliyor nadir de olsa… Kısmen bir başarısızlık yok denebilir yine de. Dindar ailelerin bazılarında dönüşüm, değişim ve kabullenme bazen daha da zor olabiliyor. Genelleme değil ama! Allah’tansa deyip sevdiğinden vazgeçmeyen aileler de görüyoruz. –Bir önceki röportajda da ortaya çıkan bir gerçek yeniden gündeme geliyor: Eğitim, dindarlık, cahillik vs şeyler değil, sonsuz sevgi ve hoşgörüye sahip ailelerde durum daha da kolaymış.- Gözlemlere dayalı bir genel sonuç da kadınlar bu süreçte daha da güçlüler. Gerçi grubumuzda 5-6 tane de baba var ki çocuklarının cinsel kimlik/yönelim durumunu annelerden daha da önce aşabilmiş…

Artık evladınızla daha mı yakınsıznız, sırdaş mısınız size özelini açar mı? Aşık olma, aşk acısı…

Bizde aslında çok şey değişmemekle beraber perdeler kalkınca daha da yakınlaştık. Sevgililerle tanışmalar var elbette. Sırlar yok denebilecek kadar azaldı. (Gene tatlı tatlı gülüşüyoruz.)

İçinde olduğunuz aile grubu niye var? Listag nasıl bir boşluktan bir araya geldi, nasıl bir boşluğu doldurdu?

Başlangıçta bizimle bir araya gelen ailelerde de süreci travmatik yaşayan, yıllarca yalnızlık çekmiş aynı deneyimlere sahip aileler ve yakınlar vardır. Uzun süre kendi aralarından kabullenememe durumları yaşayan, dışarıya açılamayan aileler… Bunların sonucu bize benzer aileler olabileceği ya da birilerinin hayatlarına dokunabilme, kimsenin kendini yalnız hissetmemesi için varız. Onların yaşadıklarını kimse yaşamasın diye Listag olarak varız. Bire bir ulaşamadıkları, iletişime geçmeyen ailelere de ‘Benim Çocuğum’ filmi üzerinden ulaşabildiğimizi düşünüyoruz. –Antakya’da katıldığımız panelde filmi izleyen, film sayesinde yalnızlıktan kurtulan ailelere ve yakınlarına ulaştığını söyleyen kişilere ben de şahit olmuştum.- Listag’ın Ankara, İzmir ve İstanbul’dan yeni aile grupların hikayeleri bildiğimiz vido sitesine yüklendi. Ailelerin hikayelerini kitaplaştırma çalışmamız bitti, yakında yayında olacak. Kitap çıkınca bizden istemekten çekinmeyin, ücretsiz olarak sizlere ulaştıracağız. Aynı deneyimleri yaşamış insanlar arasında empati oluşuyor, aileler birbirlerine daha iyi ulaşıyor.

Aile grubunuz gerçekten birilerine ulaşıyor mu? Birilerinin hayatında fark yarattığınızı düşünüyor musunuz?

Misal üç ay önce çocuğu açılmış ama üstesinden gelememiş bir anne bizdeki toplantıdan çıkarken ‘üç aydır uyku uyumuyorum, sürekli ağlıyordum, bugün bunun doğuştan olduğunu öğrendim ve bu gece bir uyku çekeceğim, çocuğuma sarılacağım’ diyerek ayrıldı. Aşma, barışma, kabullenme sürecini daha rahat aşmaları için varız Listag olarak ailelerin, yakınların yanında. –Burada çocukları trans kadın ya da trans erkek ailelerimim daha travmatik sorunlar yaşayabildiklerinden çünkü çocuğunuzun bildiğiniz kişiden başka bir kişiye dönüştüğünden bahsedip, belki ben bile zorlanırdım bilemiyorum diyor.- Toplumumuz ikiyüzlü, adın eşcinselliğini ve de trans erkekliği daha rahat kabul edip tolare edebiliyorlar.

Tüm yaşadıklarınız ve gözlemlerinizden sonra cehalet mi yoksa fobiler mi öldürüyor?

Cehalet eğitimle geçebiliyor! Fobiklik bulaşıcı ancak tedaviyle geçebiliyor. Onur Haftaları’nda Listag broşürlerini herkese dağıtırım, broşürleri almamak için ellerini geri çekenlere ‘Korkmayın! Eşcinsellik, translık, biseksüellik kimseye bulaşmaz, alın, okuyun, bilgilenin, birilerini bilgilendirin’ dediğim çok olmuştur. Fobikliğin temelinde önyargılar, bilgisizlik, tanımadığından korkma yatıyor. Burada görev başta LGBTİ+ derneklerine, yerel ve geneldeki siyasetçilere, STK’lara düşüyor. Bilgilendirmeli, LGBTİ+’ların haklarının da temel insan hakları olduğu anlatılmalı, cinsel yöenlimin, kimliğin anayasal güvence altına alınması için bıkmadan usanmadan çalışmaları gerekir. -Ülkemiz haricinde de fobilerin olduğunu, sebebini ise tüm dünyadaki siyasetin daha sağa kaymasına ve radikalleşmeye bağlıyor.-

Ben bazen tez canlılıkla, kimi zaman konu konuyu açsın diye araya sorucuklar sıkıştırıp yorumlar da kattım. Günseli sabırla ve hoşgörüyle karşıladı. Gerçi çok sıkıştırmaya gerek duymadan tüm açıklığıyla ve derinlemesine cevaplar verdi. Burada benimle söyleşiyor olmasının da etkisi vardır belki de. Sözlerinin kırpılmayacağını, cımbızlanıp başka bir şeye dönüşmeyeceğini bilmenin ya da trans bir yazarla, konuya hakim biriyle söyleşme rahatlığı. – Yazar övgü istiyor sanki! –

Günseli net ve rahat bir kadın. Ayakları yere basan, fikirleri, duruşu olan, bunu her şeyine yansıtmış birisi. Beni en çok etkileyen yanıysa tatlı bir telaş, acelecilik içindeki hali, cin gibi bakan gözleri be nüktedanlık yüklü hazır cevaplılığı. Bu bölümde de Günseli Dum’u biraz kendim, çokça da siz tanıyın istedim. Sağ olasın Günseli’ciğim, tatlı kadın!

LİSTAG
info@listag.org
Listag Danışma Hattı:
0546 482 82 85 (10.00-19.00 arası)
listag.org
www.benimcocugumbelgeseli.com

NOT: Listag ailelerinin sosyal medya hesapları da mevcuttur. İlgilenen, temas kurmak isteyenler için belirtmiş olayım.

 

 

 

 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL