YA SONRA?

  İnsanoğlu gibidir toplumlar, cemiyetler, gruplar… Karşı tarafa, kendi mahallesi dışına en ağır eleştirileri, tenkitleri getirir de konu kendi ve topluluğunun sorunları, hataları, eksikleri olunca görmezden gelir, eleştirse de kendilerine zarar vereceğini düşünür. Yeri ve zamanı değildir, daha öncelikli sorunlar vardır… doğru zaman, özeleştiri anı, sorunların nedenleri, reçetesi için beklenen çaba hiç gelmez. Ertelenen sorunlar da kangrene dönüşür, kangren olan uzvun işlevsizliği gibi kopmalar, çürümeler başlar.
Bâzen şeytanın avukatlığını oynamak ya da ‘’kral çıplak‘’ diye bağırma cesaretini göstermek zorundayız. Bu öncelikle kendine, sonrasında da içinde olduğunuz grup, sınıf veya aynı sorunsal etrafında birleştirdiğimiz insan topluluğuna yükümlülüğümüzdür. Bu ödevi içimizden biri/birileri yapmazsa, bizim için bunu ‘dışarıdan birileri’ severek üstlenecektir. Nifak tohumlarını ekerek, keyifle bölerek, uzaktan da seyrine dalacaktır... Bu her şey için böyledir! Kendi acı reçeteni yazmak, gerekirse sonuna kadar eleştirmek, eleştiriye açık olmak, bunları yaparken de tüm köprüleri yakmamak! Sonuçta paydamız; ötelenmemiz, yok sayılmamız ise farklılıklarının ne önemi var ki ..?

Benim boyum 1.63, şu kumral, öbürünün gözü renkli, bir başkası elma seviyor, bilmem kim koyu içiyor çayını... Bunlar bizi biz yapan temel özellikler. Kimimiz hayat okulunu okudu, kimimiz zengin, bazılarımızın dünya algısı farklı. Aynı olduğumuz bir şey var; öğütüldüğümüz değirmen. İçinde yaşadığımız toplum, ‘ibne, dönme’ derken; ne benim ten rengime bakıyor ne Ayşe´nin kültürüne ne Berke´nin inancına/inançsızlığına ne de filâncanın bilmem nesine! Temel yargılar var, kolay yaftalar da cabası, hepimize boyunduruk olan, ceremesini beraber çektiğimiz...

Lgbti+’lar bazında, kişisel gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki hoşgörüsüzlük, bir arada yaşayabilme, empati arzusu azaldı! Ne cenazelerde yan yana gelebiliyoruz ne karşımızdakini dinliyoruz, cinsel kimlikler ve sınıflar arasında da derin uçurumlar oluşuyor.

Herkesin fikri en doğru, her birimizin sidiği en uzağa ulaşıyor. Bilmem necilerle ben birarada durmak istemiyorum, fikirlerimi önemseyen yok belki. Beriki, öbürüne gömlek biçiyor belki de. Kalburüstü hepimize tüü kaka diyor. Kapısını çalmazsa, ölümün varlığını unutuyor, izole hayatıyla; sokakta ölen bir transı dertlenmiyor kendine... Döngünün bir sıralama olduğunu, ‘bilmem ne gibi’ ucuz bir sebeple; nefret düşmanlığına uğrayacağını, belki de ..!
Er yada geç, aynı dili konuşmayı öğrenmeli, nefretin, şiddetin, ötelenmenin hepimizin sorunu olduğunu görmezden gelirsek; sadece yok olurken, birer isim ve sayı olacağımız gerçeğiyle yüzleşmek, yoksa bugün birimizin , ertesi gün bilmem kimin yasını tutmaya (yas tutmaya da vakit yok, çokça kurban ediliyoruz), mecbur bırakılacağımızı algılamamız için, daha ne gerekiyor?

Bizler, ötelenenler ailesiyiz, hatta tüm ötekilerin de ötesine düşer gölgelerimiz! Ailelerde de herkes herkesi sevmez, hemfikir olunmaz çoğu zaman, fakat saygı duyarak, söz söyleme hakkı umursanarak, diğer fertleri anlamaya çalışarak; bir arada yaşam mümkündür, tahammül edilebilir... Duymak istemeyebilirsiniz ama bilmekte fayda var; mahalle yanıyor, bolca çıra toplanıyor bizler için! Peki, sen ne yapacaksın, saç taramaya devam mı?

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL