UĞURLU SAYIM

Koskoca “Dünya Emekçi Kadınlar Günü!”, tarihinin ve gerçek anlamının tamamen dışına çıkartılarak kutlanıyor. Hoş çoğu şeyin düzgün gitmediği bir hayat yaşıyor olabiliriz ve bu tarz bize göre ufak gelen kutlamalara ihtiyaç duyabiliriz. ANCAK, bu ne kadar doğru olur? Mesela 30 Ağustos Zafer Bayramı zamanında sevgilimizin eski sevgilisini yenmemizi kutlamamız ne kadar doğru olur? Lütfen bana kızmayın objektif bakmak ve günleri amaçları dışına saptırmak konusunda ufak bir örnekti. Bir başka örnek olarak; 15 Temmuz Günü ailemize karşı olan dış saldırıları defetmenin gururunu falan yaşasak ne kadar mantıklı olur? Dolayısıyla bu tarz konularda biraz daha mantıklı hareket etmek doğru olan olacaktır diye düşünüyorum. Kaldı ki zamanında ataerkilliğin sonuçları olarak doğal yaşam haklarımız olan şeylerin, belli bir zaman sonra yine erkekler tarafından bize geri verilmesi, kıymetinin yine erkekler tarafından ortaya çıkartılması da ne kadar doğru onu da bilmiyorum…

Aslında Amerika Birleşik Devletleri’nin New York şehrinde bir dokuma fabrikasının işçilerinin ağır çalışma şartlarını protesto etmek için greve başlamasıyla başlıyor Kadınlar Günü’nün hikayesi. Çünkü bu grev sırasında tabi ki olaylar çıkıyor ve sonrasında kesinlikle ŞÜPHELİ ve açıklanamayan bir yangının akabinde tamı tamına 129 kadın işçi hayatını kaybediyor. Ardından 1910 yılında gerçekleşen bir konferansta Alman bir kadın siyasetçi, işçi kadınların katledildiği günü “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını önerdi ve öneri kabul edildi. Bu süreçte ve öncesinde hemen hiçbir ülkede kadınların seçme ve seçilme hakkı bulunmuyordu ve bu günden güç alarak bu konu hakkında çalışmalar yapılmasına ve haklarımız için mücadele edilmesine karar verildi. 19 Mart 1911 yılında gezegenimiz üzerinde “Dünya Kadınlar Günü” anılmaya başlandı. İlk destekçiler Almanya ve İsviçre oldu ancak maalesef kadınların seçme ve seçilme haklarını kazanmasında Türkiye kadar hızlı hareket edemediler. Çünkü o dönemde su an imrenerek baktığımız Avrupa ülkelerinin yönetim kadroları Türkiye kadar yenilikçi, ileri görüşlü, az tecrübesiyle çok tecrübe edinenlerden daha düzgün ilerleyebilen, strateji alanında bütün dünyaya örnek olmuş ve aynı zamanda bu dünyaya bütün insanların eşit geldiğinin bilincinde olan bir lidere sahip değillerdi. Ancak biz sahiptik, hepimizin bildiği üzere o kişi Türkiye Mareşali Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Küçük bilgimi verdiğime göre Kadınlar Günü’nün şu an ki tarihini bulması 1921 yılında oldu ki bu tarih Türkiye’nin de ilk kez Kadınlar Günü’nü kutladığı tarihtir. Oysa bu acı olayın bizzat yaşandığı Amerika Birleşik Devletleri’nde 8 Mart ancak 1977 yılında kabul edildi ve anılmaya başlandı. Kendi ülkemize bakacak olursak, savaşlardan çıkılıp yeni bir ülke kuruluyordu ve bu yeni ülkenin temellerini hızlı ama sağlam bir şekilde atmak şarttı. Bu sağlam temelin ise herkesi eşit görerek ve herkese eşit haklar tanıyarak oluşturulabileceğinin farkındaydılar. Dolayısıyla ilk başta 1930 yılında bebek adımları atılan kadınların seçme ve seçilme hakkı mücadelesi 1934 yılında anayasaya işlenmesi ile kesinleşti. Bizzat Atatürk’ün ilgilendiği bir konu idi ve süreci hızlandırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bu sayede, tekrar ediyorum, şu an imrenerek ve takdirle baktığımız Avrupa ülkelerinden senelerce evvel kadınlara hakları teslim edilmiş oldu. Hatta bilmeyenleriniz için aradan geçen senelerin bilgisini de vermek isterim; güzel ülkemiz Türkiye Fransa ve İtalya´dan 11, Romanya´dan 12, Bulgaristan´dan 13, Belçika´dan 14, İsviçre´den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştı. Burada dikkat çekmek ve üzerinde düşünmenizi rica edeceğim nokta şurasıdır, İsviçre ilk kez Kadınlar Günü’nü kutlayan ülkelerden biri iken bizden tam 36 sene sonra bu hakları elde edebilmiş…

Tarihsel bilgiyi olabildiğince kısa kesmeye çalıştım ancak yine de günün anlam ve önemini tam anlamıyla sizlere aktarabilmiş olduğuma inanmak istiyorum. Bunca şey yaşanarak anma günü yapılan bu önemli günün kapitalist düzen saçmalıkları ile eğlenceli bir gün haline getirilmesi sinirlerime dokunmuyor değil. Durumun ciddiyetinin ve öneminin farkına varmak ve vardırmak biz kadınlar olarak hepimizin sorumluluğudur.

Sizlere geçen sene yani 8 Mart 2018 tarihinde yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. İstiyorum çünkü bana çok üzüntü vermişti… O gün bir alışveriş merkezinde dolaşıyorken bana alışveriş merkezinin görevlileri tarafından kırmızı bir karanfil hediye edildi. Hediye eden kişiye “Bunu bana veya buraya gezmeye gelen kişilere değil, burada çalışan kadınlara özellikle burayı temiz tutan kadınlara vermelisiniz!” dediğimde veren adam kıpkırmızı olup yanımdan uzaklaştı. Sonrasında yemek katında temizlik görevlisi olan bir kadına kırmızı karanfilimi uzattım ve “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nüz” kutlu olsun dedim. Kadın şaşırdı... Gerçekten şaşırdı ama sonra ne yaptı biliyor musunuz? Karanfili gitti çöpe attı. Belki üstlerinin onu aşırdığını düşünmemeleri için bunu yaptı belki de o karanfili hak etmediğini düşünüyordu. İki ihtimal de yeterince iç burkan ihtimaller diye düşünüyorum. Bir kadının hele ki bir işçi kadının kendine bunu yapmasının tek sebebi toplumun düzelmeyen bakış açısıdır. Peki bu bakış açısını düzeltmek için siz ne yapıyorsunuz? Çünkü ben elimden geleni yapıyorum.

Ülkemizde 8 Mart’ta bile kadınların çektiği sıkıntılar haberlerden düşmüyor. Bir gün değil her gün diyoruz, karşı cinsin büyük bir çoğunluğu da böyle düşünüyor ama bunun için ne yapıyoruz? Şaka gibi gelebilir ama eğitim gördüğüm okulumda dahil, ki bir üniversiteden bahsediyorum, hani gelişimin ve geleceğin temellerinin atıldığı bir alan, bundan birkaç sene evvel 8 Mart yürüyüşüne saldırı düzenlendi. Bu kadar mı her şeyden nefret ediyoruz gerçekten? Bu kadar mı saygımız yok insanlar olarak birbirimize. E saygımız yoksa ne diye kutluyoruz biz bu tarz günleri? Önemli günlerde sosyal medya aracılığı ile kutlama veya anma mesajları paylaşarak o önem anlaşılmıyor. O önemli günler dışında da o günlere verdiğin önem ve değer o günleri değerli kılıyor. Günlere bağlı kalarak değil de gerçekten günlük hayatında ki davranışlarınla o günler anlam kazanıyor. LÜTFEN! Kendinize gelin artık. Bu dünyada yalnız yaşamadığınızı fark edin. BİLİNCİNE VARIN ve BİLİNÇLENDİRİN. Her noktada telefonunu alan, bilgisayarının başına geçen, halk arasında “Klavye Delikanlısı” olarak bilinen tiplemeler, sanal alemde gösterdikleri duyarlılığı gerçek hayatta da gösteriyor mu? Bir haksızlık, bir fiziki veya psikolojik şiddet, yanlış davranış gördüklerinde ellerinden geldiğince gerekeni yapıyorlar mı? Maalesef pek sanmıyorum… Bir birey yetiştirirken, ÇIĞLIK ATMAYI, MİNİ ETEK GİYMEYİ, KENDİNİ KORUMASI İÇİN DÖVÜŞ SANATLARI ÖĞRENMEYİ, SADECE EV İŞİ VEYA EL İŞİ YAPMAYI değil de bunların ve bu bunları gerektiren durumların hiçbir zaman olmaması gerektiğini bilen bir şekilde yetiştirin.

Kadınlar çiçek falan değildir. Çünkü kadınlar çiçek olmakla sınırlandırılamazlar. Kadınlar ihtiyaç duydukları zaman orkide, ihtiyaç duydukları zaman çam ağacı, ihtiyaç duydukları zaman da et yiyen bitki olabilirler ve ne var biliyor musunuz? Bu duruma hemcinsi olun ya da olmayın siz karar veremezsiniz.
Satırlarıma bir saç bakım firmasının da reklam müziği olarak kullandığı, birçok kişinin tekrardan kendilerine göre uyarladığı, her sözcüğü doğru olan ve hayat felsefesi yerine geçebilecek bir şarkı önerisi ile sonlandırmak istiyorum, belki canınız çeker dinlersiniz. Benim favorim kendisine her zerresi ile hayran olduğum Ajda Pekkan’dan “HÜR DOĞDUM HÜR YAŞARIM!”…

Günümüz dünyasında bütün kadınlar emekçi kadın olma yolunda ilerlemektedir. Gerek iş sektörü olsun gerek günlük hayat olsun. Hepsine saygım ve sevgim sonsuzdur. Kendi değerini bilen ve değer bildiren bütün kadınların KADINLAR GÜNÜ, iş hayatının ve emeğin sadece erkek elinden çıkmayacağını tarihten bugüne kanıtlayan ve kanıtlamaya devam eden bütün işçi kadınlarınsa EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Sevgiyle kalın.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL