THEMIS’İ GİYDİRMEK

 29 Mayıs Türkiye Kadın Güncesi’nde önemli tarihlerden birisidir. Genç bir kadının hem doğum gününe hem de öldüğü güne denk düşer.

Her duruşması hukuksal garabetin, toplumsal çürümenin fotoğrafını gözler önüne koyar. Yakın zamandaki son duruşmasında sanıkların olduğu taraftan bir ses yükselmişti: “Sen de kızına sahip çıksaydın!”

Genç bir kadının patronu ve arkadaşı tarafından alıkonulup tecavüze maruz kalması yetmezmiş gibi suçu örtme çabasıyla plazadan aşağıya atılarak intihar süsü verilmeye çalışılması apayrı vahşettir. Ve evet bu davada haykırmıştır sanık tarafı.

Şule Çet’in acısı, sonuçlanamayan cinayeti nedeniyle süregelen acılarımız katmerlenmiştir aynı günün öğle saatlerinde.

Kadına dair suçlarda tarafgir tavrını gözümüze sokan ERKek yargı yine kadın bedeni üzerinden toplum mühendisliğine soyunma gayreti gösterdi!

İşbizar bir İş Mahkemesi hakimi kadın avukata etek boyu sebebiyle had bildirmeye kalktı. Eteğinin 15 cm kısa olduğu gerekçesiyle kadına mobing başta olmak üzere aşağılanmaya, hakarete hatta ve hatta eteğin fotoğraflandırılmasını istemeye kadar yeltenmeye çalıştı. Kadın bedeni üzerinde hükümdarlık kurma çabasına girdi.

Dün ‘O da giyinmeseydi’ diyen ses bugün avukata meslek etiğini öğretmeye kalkmaktadır.

Hakim bile isteye bir zihniyetin uzantısını adliye koridorlarına taşımaya yeltenerek kadını/kadınlığı hapsetmeye girişmekte, kadının kendi bedeni üzerindeki söz ve karar hakkında kendine alan açma gayretindedir.

Kadın/kadın bedeni ne babanın ne eşin ne sevgilinin ne de demeçlerinde bizlerden “KADINLARIMIZ” diye bahsederek metalaştırmaya çalışan iktidarındır.

Dün sokakta toplu taşımada, kamusal alanda göz hapsine tutulan bedenlerimiz bugün adliyelerde gözetlenmekte, söz söyleme alanı ilan edilmektedir.

Bugün eteğimizin dizüstü olması konuyken yarın çene altındaki düğme mi meslek etiğine toplumsal ahlakla ters düşecektir?

Hakimin daha önceki mesleki suçları öne çıkarılarak bu davranışı örtülemez. Bir erkek avukatı dövmeye yeltenmesiyle kadının hizaya sokulmaya çalışılması aynı şey değildir… Elmayla armutları aynı sepete koyarak hedef saptırılmamalıdır!

Hukuk önce yerini ve yönünü belirlemelidir. Hukuk devletiysek kadın bedeni görev alanı mıdır? Tarafgirli davranacaksa kadına dair suçlarda “adalet”i nasıl dağıtacaktır? Orada bu ülkenin kadınlarının haklarını kim koruyacaktır?

Görev alanı herkese eşit ve adil davranmak mı yoksa Themis’e uygun kıyafet aramak mıdır? Münferit bir olay olmadığı hukukça da doğru mudur? Yoksa bu olay nabız yoklama ve yavaş yavaş bir değişimin provaları mıdır?

Özgür irademle başımı örtmek, mini etek giymek, ister gece çıkmak, ister kahkaha atmak, istersem hamile halde toplum içerisinde hayata karışmak benim kararımdır!

Örtümden dolayı ötelenme, içki içtiğim için tacize uğrama, yaz günü mesai dönüşü şortla otobüse bindim diye tekme atma hakkını kimseye vermez!

Dilim, dinim, kıyafetim, seçimlerim benim kişiliğimdir. Kişiliğimden ötürü haksızlığa, hukuksuzluğa, ötelenmeye, tacize tecavüze karşı korumak devletin alanıdır! Kadınlar bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır!

Eşitlikçi, adil yasalar yetmez, cinsel yönelim ve kimliklerin de dahil olduğu, kadını, çocuğu, hayvanı koruyan yeni yasalar ivedilikle hayata geçirilmeli, öte yandan yasaları uygulayacak zihniyet de inşa edilmelidir.

Eteklerimiz 15 cm uzun ya da kısa değildir, sizlerin zihniyeti 15. YY düzeyindedir. Şu çağda bunları konuşuyor, yazıyor olmak bile başlı başına utanç kaynağı değil midir? Artık yeter!

 

 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL