ŞİDDET SEVGİ GÖSTERGESİ DEĞİL

Dünya genelinde kadına yönelik şiddete karşı yapılan çalışmalar hız kazanırken, Türkiye’de durum her geçen gün daha da vahim hale geliyor. En elit kesim olarak görülen kişilerden, en eğitimsiz olanlara kadar kadına şiddet, meşru ve gerekli olarak görülüyor. Bu aşamada da kadınların ‘öğrenilmiş çaresizlik’ olarak dile getirdiği ‘Erkek değil mi sever de döver de’ kalıbı ile sıklıkla karşılaşıyoruz. 

 

Kadına şiddet konusunda genelde erkeklerden kaynaklı şiddet baş rolü oynuyor. Eğitimsiz, kadına değer vermeyen, metalaştıran bakış açısı ve kadını her bakımdan yetersiz gören kişiler, şiddete daha eğilimli ve bu konuda daha sert tavırlar sergiliyor. Kadına şiddet her zaman karşımıza çıkabilen bir durum haline geldi. Evde yemeğin tadını beğenmemekten tutun da, erkeğin iş yerinde yaşadığı krizi bahane ederek erkeğin kadına şiddet uyguladığı görülüyor. Maalesef ki bazı kadınlar ses çıkartıp kadın cinayetlerine maruz kalırken, bazıları da öğrenilmiş çaresizliğine devam ediyor.  

 

Kadına uygulanan şiddete genel çerçeveden bakıldığında, erkek bu fiilin öznesi. Şiddetin faili erkekler olarak görülüyor... fakat tek suçlu onlar mı? Buna göz yuman kadınların da – söz konusu suçun ortağı olarak- şiddet oranının artmasına katkı sağladığını belirtmekte fayda var. Erkeklerin bile belli noktalarda isyan ettiği konularda, kadınlar sesini çıkartmadan, adeta boyun eğiyor.

 

Kadına yönelik şiddet sorununa Türkiye ölçeğinde bakıldığında sosyolojik değerleri de göz ardı etmemekte fayda var. Kadını maddi ve manevi olarak erkeğe muhtaç, erkekten daha güçsüz, tek başına hayatta kalamayacak konumda yetiştirilen bir varlık olarak görülüyor.  Sosyolojik normlar neticesinde şiddetten korunmak yerine, “içinde bulunduğu durumu kabullenmeye razı olan ya da edilen” kadın kitlesi ortaya çıkıyor. Bu kitlenin içinde en şaşırtıcı kesim ise çalışan, eğitimli yani kendi ayakları üzerinde duran kadınlar. Bu kesimin şiddete neden razı geldikleri sosyologlar açısından önemli bir fenomen olarak görülüyor.

 

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadına yönelik şiddet sorununun derinlemesine incelenmesi ve  sorunun üstesinden gelebilmek adına medya üzerinden kadınların tek başına güçlü olduklarına dair mesajlar büyük önem taşıyor. Buna mukabil erkeklere, sahiplenmenin, kıskanmanın sevginin bir göstergesi olmaktan daha çok bir tür şiddet olduğunun açıklanması, en önemli unsurlar arasında. Uzmanlar söz konusu toplumsal yargıların değişimin, kadına yönelik şiddetin azalmasında önemli  rol oynayacağı görüşünde. Özellikle dernekler ve kadın kolektifleri sayesinde ilerleyen dönemlerde, uzun süredir değişmeyen yargıların ve sebep oldukları şiddetin azalması umut ediliyor.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL