ONUR’SUZ ASLA!

 2015’ten beri ağır müdahale, baskı ve yasaklarla süren, LGBTİQ+’lar için var oluş ve kimlik mücadelesini ifade eden Onur Haftası İstanbul bu sene 1 Temmuz’da yapıldı.

İstanbul Valiliğince yine yasaklama yolu seçildi. Vatandaşların anayasal hakkı yok sayılarak inkarcılık ve ayrıştırıcı yöntemlerle gasp edildi.

İstanbul Onur Haftası Komitesi’nin günler öncesinden yaptığı başvurular suya sabuna dokunmayan gerekçelerle 5 senedir yok sayılmakta… Öyle ki komitenin Bakırköy Miting Alanı başvurusu dahi red cevabıyla sonuçlandı.

Herkese açık olan miting alanı konu LGBTİQ+’lar olunca yasaklı durumdadır.

Devlet sonsuz kolluk gücünü vatandaşının temel haklarının kullanılmasının yerine insanları dar alanlara hapsetmek, meydanları, sokakların giriş-çıkışlarını yasaklamak, yetmedi polis köpekleriyle daracık alandaki insanların arasına sokmakta sakınca görmemektedir.

Artık Mis Sokak ve çevresi sokaklar tüm muhalif kesimlerle beraber LGBTİQ+’ların da eylem alanı, toplaşma noktaları olmakla beraber, semt sakinleri ve esnafı da arbededen, gazdan, plastik mermiden paylarını almakta. Mekanlarına sığmak zorunda kalan insanlar yüzünden bir nevi gizli yaptırımlarla ya da yıldırma politikalarıyla esnafının ekmeğiyle beraber güvenliğini de hiçe saymaktadır.

Temel vatandaşlık hizmetlerinde el üstünde tutulan cinsiyet kimliği/cinsel yönelimden dolayı azınlık konumunda gördüğü, ötelediği, yok saydığı yurttaşları haklarını aramaya kalktığında “devletin şefkatli eli” ile tanışmaktadır.

Konu bu yurttaşları olunca gizli ya da açıktan nefret dilini kullanmaktan çekinmemekte, sokağın tansiyonunu yükseltmekte ve birlikte yaşamanın tüm yollarını tıkamaktadır.

Üsttekilerin ayrıştırıcı nefret söylemleri sokağa şiddet ve ölüm olarak yansımakta. Trans kadınlar ve açık kimlikli feminen gayler her gün ölümle burun buruna. Bu dezavantajlı gruba karşı işlenen suçlar dünya ve AB ortalamalarının en üstlerinde.

Maktüllerin hak ettikleri cezaları almıyor oluşu, deyim yerindeyse sırtlarının sıvazlanması daha da saldırganlaşmalarına, gözlerinin iyice dönmelerine yol açmakta.

Eğitim, sağlık, barınma gibi en temel haklara erişimi engellenen LGBTİ+’ların hakları, yasal güvence altına alınmalıdır. Taleplerimiz ne toplumun huzurunu bozan ne de güvenliğini tehdit ede taleplerdir.

Taleplerimiz eşit yurttaşlık, yurttaşlık hakkımıza erişmek için bir sosyal hukuk devletinde olması gerekenlerdir.

Komitenin basın açıklamasından bir başka başlık da şu ifadeler yer almıştı:

“Halkın huzur ve güveliği, genel ahlak, genel sağlığı gibi birbirleriyle alakası olmayan, kopyala yapıştır gerekçelerle yürüyüşümüzü yasaklayanlar, devleti yönetemeyeceklerini bir kez daha göstermişlerdir. Halkın huzurunu tehdit eden, yıllarca barışçıl şekilde gerçekleştirilen Onur Yürüyüşü değil, 5 senedir Onur Yürüyüşlerinde halka saldıran kolluk güçleridir.”

10 dakika bile sürmeyen basın açıklaması sonrasında toplanan kitleye dağılın demek, bir yandan da kriminalize etmeye kalkmak, alanda gördüğü insanların birbirleriyle selamlaşıp ayaküstü 3-5 kelime etmelerine bile hoşgörüsüzlük akla ziyandır. Devlet olma mantığına aykırıdır. İnsan hakları, etik değerler, evrensel hukuk gibi şeylerin bahsini bile yapmıyorum.

Sokakların giriş ve çıkışlarında zorluk çıkarma, bir yerden bir yere geçme haklarının gasp edilmesi, hele ki Taksim gibi dünyanın sayılı caddelerinden olan bir yerde yapılıyor olması faciadır. Kendi vatandaşlarınıza yaşattıklarının haricinde seyahet etme hakkını kullanan turistlere de eziyetleriniz için söyleyecek kelime bulamıyorum!

Sizler sokakları kuşattığınızda kitle kutlamalarına, sokağı terk etmemeye devam etti, saat 21.00’a doğru çekilmeye başladığınızda da coşkularını yitirmedi.

“Devletin devletliğini göstermekten geri kalmamasıyla beraber” 31 Mart Yerel Seçimleri ile muhalefete geçen belediyelerin sosyal medya üzerinden attıkları kutlama ve destek mesajlarıyla 2019 Onur Haftası daha görünür, daha kapsayıcı geçti. Yürünememiş olması, yapılamadığı anlamını taşımaz.

Ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına yasaklayarak, ıraklaştırmaya çalıştığınız Ankara, İzmir, Antalya, Mersin gibi Onur Haftaları’nı engellediniz belki ama ülkenin her yerinden yurttaşın birbirini kucaklamasına, tebrik mesajlarına engel olamadınız.

Asıl korkunuz da zaten kitlelerin temas etmesi, birbirlerini tanıması, kucaklaşırken her kesimin talebinin bir ve aynı olduğunu, insan olmanın getirisi haklarını talep ettiklerinin farkına varmaları, talep ederken omuz omuza ve de yan yana gelebilmelerinden korkmanız.

Yakınlaştıklarında önyargıların kırılıp aralarındaki nefretin son bulması sonucunda karşınıza daha güçlü dikilebilme ihtimali aslında uykularınızı kaçırmakta.

Trans bir kadın olarak sokağa hakların için çıkmam ve kazanmam, herhangi bir sebeple ötelediğiniz yurttaşların da hakları için kapı açacağını, cesaret vereceğini bildiğiniz için benim ve LGBTİQ+’ların varlığından, sokakta olmasından kaygılısınız.

Haklar temel ve aynı. İnsan olma, eşit yurttaşlık, hukuk, demokrasi, doğuştan sahip olduğumuz, devredilemez, yok sayılamaz, gasp edilemez, Anayasa İnsan Hakları Beyannamesi’nce de korunma altında olan haklar. Farklı alanlardaki hak aramalarında temeli bu.

Grev hakkını kullanan işçinin de KHK’lının da, nafaka hakkını savunan bir kadının da deresini, doğasını savunan tüm insanların alanların hak arayışında, bütünleşik hak gaspları öncül ve insan olmadan gelen haklar…

Her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü, tek alan ya da var oluş mücadelemiz Taksim Meydanı, sene de bir ay veya bir gün değil…

Yanınızda yürüyen, aynı havayı paylaştığınız, aynı sıraya oturduğunuz, aynı hastane koridorlarında şifa aradığınız karşı komşunuz BİZ’iz!

Yok saymanız, başınızı çevirince görmemeniz, olmadığımızı göstermez! Vardık, varız, var olacağız…

Bir ekranda göreceksiniz bazen, belki bir gün ilaç istediğiniz eczacıyız, okuduğunuz satırların yazarı olacağız, mağazadaki tezgahtarız kimi zaman, siyasette göreceksiniz…

Gayiyle, transıyla, biseksüeliyle, lezbiyeniye… Alışın her yerdeyiz… Her nefes alışımızda daha da görünür olacağız…

Aşk aşk hürriyet, uzak olsun nefret! Aşk, sevgi, hissedilen, hissettirilendir, bacak arasında taşınan, taşınmayan değildir. Bizim de kanımız kırmızı, canımız yanınca gözlerimizden yaşlar akar… Onur’um insanlık Onur’u!

NOT: Bu yazıyla Work’n Women ailesinde 1.yılımı doldurmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. İlk yazım da 2018 Onur Haftası ile ilgiliydi.

Yazılarımın ulaştığı tüm herkese selam olsun. Dost sıcağında kalın. Var olun! Okunduğum için yazabilmeye devam ediyorum. Selam olsun insan kalabilene, başkasının derdiyle dertlenene!

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL